YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/5771
KARAR NO : 2023/2083
KARAR TARİHİ : 05.04.2023
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar, mirasbırakan babaları …’ın 2. eşi olan davalı adına kayıtlı taşınmazın alım bedelinin babaları tarafından ödendiği halde, murisin ölümünden sonra müstakilen davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek miras payları oranında tapu iptali-tescile karar verilmesini istemişlerdir.
II. CEVAP
Davalı …, taşınmaz bedelinin büyük oranda kendisi tarafından ödendiğini, davacıların aynı konuda açtıkları tenkis davasının da derdest olduğunu belirtip davanın reddini savunmuş; diğer davalı Şirket ise husumet itirazında bulunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 26.05.2015 tarihli ve 2014/257 Esas, 2015/255 Karar sayılı kararıyla, taşınmazın alım bedelinin muris … tarafından ödendiği gerekçesiyle davalı … yönünden davanın kabulüne, davacıların miras payları oranında tapu iptali – tescile; davalı Şirket hakkındaki davanın ise husumetten reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Dairece Verilen Birinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalı … temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 15.11.2018 tarihli ve 2018/4624 Esas, 2018/14533 Karar sayılı kararıyla; “….dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden davanın, mirasbırakan …’ın terekesi adına açıldığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, tereke adına ileri sürülen istekler bakımından el birliği halinde mülkiyet söz konusudur. Mülkiyetin bu özelliği itibariyle mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan, bir kısım mirasçılar tarafından miras payları oranında açılan davaların dinlenebilme olanağı yoktur. Anılan husus kamu düzeniyle ilgili olup yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır.” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 18.06.2019 tarihli ve 2019/58 Esas, 2019/229 Karar sayılı kararıyla, tüm dosya kapsamı ve bozma kararı birlikte değerlendirildiğinde ve ayrıca mirasbırakanın terekesi elbirliği mülkiyetine tabi olup, davacılar ile davalı …’ın mirasbırakanın mirasçısı durumunda oldukları, davalının terekeye göre 3. kişi konumunda olmadığı, mirasçıların birbirlerine karşı açmış oldukları davalarda yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre paylı mülkiyet hükümleri uygulanacağından ve aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunan mirasbırakan …’ın mirasçılarından … … davada yer almadığından, davanın görülebilirlik koşulunun gerçekleşmediği gözetilerek davanın reddine karar verilmiştir.
C. Dairece Verilen İkinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 21.10.2020 tarihli ve 2019/4236 E., 2020/5279 K. sayılı kararıyla; her ne kadar davada terekeye göre üçüncü kişi konumunda olan şirket de davalı ise de; istek müstakilen iptal – tescile yönelik olduğu için kayıt maliki davalı …’ın mirasçı olduğu gözetilerek davacıların eldeki davayı açmaya taraf ehliyetlerinin bulunduğu ve pay oranında istekte bulunabilecekleri, Dairenin 15.11.2018 tarihli bozma kararının maddi hataya dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğünün meydana geleceği 09.05.1960 tarihli 21/9 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı gereğidir. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlayabileceğimiz bu hal, usul hukukunun vazgeçilmez temellerinden birisi olup, kamu düzeni ile ilgilidir. Ne var ki, usuli kazanılmış hak kuralının istisnalarından birisi de maddi hataya dayalı bozma kararına uyulmuş olmasıdır. Bu kapsamda vurgulanmalıdır ki, maddi hataya dayalı olan bir bozma kararına uyulmuş olunması halinde usuli kazanılmış hakka değer verilmesi mümkün değildir. Maddi hataya dayalı bozma kararına uyulmuş olması itibariyle kazanılmış hakkın bulunmadığından söz edilebilmesi için ancak Yargıtay Dairesinin vardığı sonuç, her türlü değer yargısının dışında, hiçbir suretle başka biçimde yorumlanamayacak, tartışmasız ve açık bir maddi hata olarak belirlenmelidir. Öte yandan, bilindiği üzere, 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur…. Somut olayda, davacılar İçtihatları Birleştirme Kararının aradığı anlamda yazılı delil ve delil başlangıcı sayılacak belge ibraz edememişse de; dava dilekçesinde açıkça yemin deliline de dayanmış olup Mahkemece, davacılara yemin hakkı hatırlatılmadan sonuca gidilmiştir. Hâl böyle olunca, işin esası incelenerek davacılara yemin teklif etme hakkının hatırlatılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
D.Mahkemesince İkinci Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 19.01.2022 tarihli ve 2021/75 Esas, 2022/27 Karar sayılı kararıyla, davacıların babası muris …’ın 12.02.2007 tarihinde vefat ettiği, davalı adına kayıtlı dava konusu taşınmazın bedelinin muris tarafından ödenip haricen alınmış olduğu, ancak davalı şirket tarafından muris hayatta iken tapu devrinin gerçekleşmediği, ölümünden sonra dava konusu taşınmazın şirketi tarafından davalı adına tescil edildiği, 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihatları Birleştirme kararı uyarınca inançlı işleme dayalı iddianın şekle bağlı olmayan yazılı delil ile kanıtlanması gerektiği, davacıların yazılı delil ve delil başlangıcı sayılacak belge ibraz edemedikleri ve dava dilekçelerinde dayanmış oldukları yemin delili kendilerine hatırlatılmasına rağmen yemin delilinden de vazgeçmiş oldukları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davaya konu taşınmazın muvazaalı bir şekilde davalı … adına tescil edildiğini, taraflarınca davanın tereke adına açılmadığını, muris …’ın gönderdiği paraya ilişkin açıklamalı banka dekontunun yazılı delil başlangıcı olduğunu, … firmasının usulen, muvazaayı ortaya koymak adına davaya taraf olarak eklendiğini, mirasçıların birbirlerine karşı ikame edecekleri davalarda hisselerini korumak amacıyla tek tek dava ehliyetlerinin bulunduğunu, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, muris muvazaası ve inançlı işlem hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.Bilindiği üzere, 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, konusu ve sonuç bölümü itibariyle, murisin kendi üzerindeki kayıtlı taşınmazlar yönünden yaptığı temliki işlemler için bağlayıcıdır. Murisin gerçekte bedelini bizzat ödeyip, üçüncü kişiden satın aldığı taşınmazı mirastan mal kaçırmak amacıyla tapu siciline yarar sağlamak istediği kişi adına kaydettirmesi halinde, diğer bir söyleyişle bedeli ödenerek “gizli bağış” şeklinde gerçekleştirilen işlemler hakkında anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının doğrudan bağlayıcı olma niteliği yoktur. Bunun yanı sıra, karara, yorum yoluyla gizli bağış iddialarına yönelik olarak uygulama olanağı sağlanamayacağı; koşulları var ise tenkis istenebileceği Hukuk Genel Kurulunun 30.12.1992 tarihli 586/782; 21.09.1994 tarihli 248/538; 21.12.1994 tarihli 667/856; 11.10.1995 tarihli 1995/1-608 sayılı kararlarında belirtilmiş; Dairenin yargısal uygulaması bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır.
2. Öte yandan, 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların yazılı delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, yazılı delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre ve özellikle davacıların çekişme konusu taşınmazın bedelinin murisleri tarafından ödendiği iddiası ile tapu iptali – tescil talebinde bulundukları, ne var ki söz konusu talep bakımından 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararının uygulanma yeri bulunmadığı, inançlı işlem iddiası bakımından da söz konusu iddiayı ispatlayacak delillerin sunulamadığı gözetilerek ve bu gerekçe ile ve sonucu itibariyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı göz önüne alınarak davacılar vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Ne var ki, Mahkemece esas yönünden davanın reddine karar verildiği halde davacılar aleyhine maktu harç yerine yanılgılı değerlendirme ile nispi harca hükmedilmesi doğru değil ise de anılan hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacıların işin esasına yönelik sair temyiz itirazlarının reddine,
2. Re’sen yapılan incelemeyle; hükmün harca ilişkin 2. bendinin hüküm yerinden çıkarılmasına ve yerine 2.bent olarak; “Karar tarihi itibariyle alınması gereken 80,70 TL maktu karar harcının, peşin alınan 85,50 TL harç ile tamamlama harcı olarak alınan toplam 2.647,00 TL harcın toplamı olan 2,732,50 TL’den mahsubu ile fazla alınan 2.651,80 TL harcın talep halinde davacılara iadesine” cümlesinin yazılmasına,
Hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
05.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.