YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/1956
KARAR NO : 2011/2384
KARAR TARİHİ : 05.10.2011
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama
Hüküm : 1- …: 765 sayılı TCK’nın 459/2-son, 72; 647/4. maddeleri gereğince mahkumiyet
2- …: 765 sayılı TCK’nın 459/2-son, 72; 647/4 ve 6. maddeleri gereğince mahkumiyet, erteleme
Taksirle yaralama suçundan sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmü katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1- İstinabe mahkemesince verilen katılma kararının hukuki değeri bulunmadığı nazara alındığında, şikayetçinin katılma talebi hususunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi,
2- Sanıklara isnat olunan suçun, 5237 sayılı TCK’nın 89/5 ve 5271 sayılı CMK’nın 253 ve 254. maddeleri uyarınca uzlaşmaya tabi olduğu gözetilerek, sanıklar ile mağdura uzlaşmanın koşulları ve sonuçları usulüne uygun olarak açıklanıp bildirilmeden yargılamaya devamla yazılı biçimde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı bulunduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 05/10/2011 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:
Sanıklar … ve … hakkında Andırın Cumhuriyet Başsavcılığınca 30.05.2005 tarihinde TCK’nın 459/2-son maddeleri gereğince kamu davası açılmış ve yapılan yargılama sonunda Andırın Asliye Ceza Mahkemesince 18.06.2008 tarihinde sanık … hakkında TCK’nın 459/2-son, 647 sayılı Kanunun, 4 ve TCK’nın 72. maddeleri gereğince 528 Lira, sanık … hakkında ise, TCK’nın 459/2-son 647 sayılı Kanunun 4. maddeleri gereğince 176 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve 647 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince de cezası ertelenmiştir.
Kararı; sanık …, olayda kusurunun olmadığını, beraat etmesi gerektiğini, katılan vekili ise, sonuçta verilen cezanın sanık açısından bir ödül niteliğinde olduğunu, ertelenmesi yönünde de karar verilmesini hakkaniyetle bağdaşır bir yanının bulunmadığını belirterek hükmü temyiz etmişlerdir.
Kararı inceleyen Dairemiz “İstinabe mahkemesince verilen katılma kararının hukuki değeri bulunmadığı nazara alındığında şikayetçinin katılma talebi hususunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi ve suçun uzlaşmaya tabi olduğu gözetilerek sanıklar ile mağdura uzlaşmanın koşulları ve sonuçları usulüne uygun olarak açıklanıp bildirilmeden yargılamaya devamla yazılı biçimde hüküm kurulması” gerekçesiyle mahalli mahkeme kararını bozmuştur.
Biz aşağıdaki gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmamaktayız.
1- Mağdur talimat mahkemesince 17.07.2005 tarihinde alınan ifadesinde sanık …’ın da hazır bulunduğu ve savunmasını alındığı celsede şikayetçi olduğunu bildirmiş, talimat mahkemesi de duruşmaya katılan Cumhuriyet Savcısının da görüşünü alarak dosyanın tek mağduru ve suçtan zarar göreni olduğu için CMK’nın 238. madde gereğince mağdurun davaya katılmasına karar vermiş ve esas mahkemesi de bu katılmayı uygun bularak 10.05.2006 tarihinde Av. Adem Yavuz’u katılan vekili olarak kabul etmiş ve gerekçeli kararda da mağdur katılan olarak gösterilmiştir. Talimat mahkemesinin katılma kararı vermesinde bir usulsüzlük yoktur. Alışıla gelen uygulamalara göre katılma kararının esas mahkemesince verilmesi gerektiği düşünülse bile talimat mahkemesinin bu kararı veremeyeceği anlaşılmamalıdır. Burada kıyasa engel bir durum yoktur. Bilindiği gibi ceza yargılamasında sınırlayıcı hükümler ile istisnai hükümler dışında TCK’da olduğu gibi kıyas yasağı yoktur.
2- Sanıklardan Abdullah 27.07.2005 ve sanıklardan Hayati de 19.09.2005 tarihli savunmalarında suçlamayı kabul etmemişler ve karar aşamasına kadar da mağdurun zararlarını karşılayacak olduklarına dair bir niyetlerinin de bulunmadığından mahkeme sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermemiştir. Dolayısıyla sanıkların uzlaşmaya yönelik hiç bir niyetleri dosyaya yansımamaktadır. Kaldı ki, 19.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanunla değişmeden önce sanıkların savunmalarının alındığı tarihte yürürlükte olan CMK’nın 254. maddesine göre “Fail suçu ve fiilden doğmuş olan maddi ve manevi zararların tümünü veya bunun büyük kısmını ödemeyi veya zararları gidermeyi kabullendiğinde” uzlaşma hükümlerinin uygulanması kabul edilmiştir. Dolayısıyla savunmanın alındığı tarih itibariyle yapılan uygulama yerindedir.
3- Çoğunluk görüşünün yerinde olduğunu düşünsek bile, haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilebilmesi lazımdır. Eğer başka bir karar verilemeyecekse, bozmanın da manası yoktur. Kararı katılan da temyiz etmiştir. Bu bozmanın katılan yararına olduğu görünüşte düşünülse bile, bu dosyanın suç tarihi 08.11.2004 ve 08.05 2012 tarihinde zamanaşımına uğrayacaktır. Bu demektir ki; mahalli mahkeme bu dosya ile ilgili tensip yapmadan dava zamanaşımı dolacaktır.
Biz açıkladığımız gerekçeler nedeniyle hükmün onanması gerektiğini ve bozmanın yerinde olmadığını düşünüyor ve çoğunluğun kararına katılmıyoruz.