YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/4476
KARAR NO : 2023/7933
KARAR TARİHİ : 06.07.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2021/876 Değişik iş
SUÇLAR : Görevi kötüye kullanma
İNCELEME KONUSU KARAR : İtirazın reddi
KANUN YARARINA BOZMA
YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Dosya kapsamına nazaran, sanıklardan …’in soyadının istemde yer aldığı üzere “… ” değil “…” olduğu gözetilerek yapılan incelemede;
Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.09.2021 tarihli ve 2021/876 Değişik iş sayılı Kararı ile sanıklar … ve … hakkında son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına ilişkin Ankara 37. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.05.2021 tarihli ve 2021/183 Esas, 2021/184 sayılı karara vaki itirazın reddine dair karar verilmiş, verilen kararın kesin olduğu anlaşılmıştır.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 08.03.2023 tarihli evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 30.03.2023 tarihli ve KYB-2023/31927 sayılı yazısı ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 30.03.2023 tarihli ve KYB-2023/31927 sayılı kanun yararına bozma isteminin “Dosya kapsamına göre, Ankara 37. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.05.2021 tarihli kararı ile sanıkların eylemleri yönünden atılı suçun yasal ve zorunlu unsurlarının oluştuğuna dair somut bir delil bulunmadığı ve eylemlerinin son soruşturma açılmasını gerektirir mahiyette olmadığından bahisle sanıklar haklarında son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmiş ise de, sanık … Ülger’in önceden İstanbul Barosuna kayıtlı ve sanık …’in Ankara Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yaptıkları, Ankara 36. Noterliğince düzenlenen 18.10.2002 tarihli ve 22236 yevmiye sayılı vekâletname ile müştekilerin vekilliklerini üstlendikleri, müştekiler … ve … vekilleri sıfatıyla takip ettikleri ve … ve …’nın tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermek suçundan yargılandığı, … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2002/432 esas sayılı kamu davasında müvekkillerinin sanıklardan şikayetçi olduklarına dair mahkemeye beyanda bulunmadıkları gibi, 31.01.2006 tarihli ve 2006/17 sayılı davanın düşürülmesine dair kararı temyiz ettikleri dilekçede de müvekkillerinin şikayetçi olduklarını belirtmeyip, bahse konu kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 09.02.2009 tarihli ve 2007/10081 esas, 2009/1368 karar sayılı ilâmıyla onanmasına sebebiyet verdikleri, ayrıca davacı müştekiler … ve … vekilleri sıfatıyla, davalılar …,…,… Tur. Ser. Nak. San. Tic. Ltd. Şti. ve … Sigorta aleyhlerine, … Asliye 1. Hukuk Mahkemesinin 2002/758 esasına kayden yürüttükleri maddi ve manevi tazminat davasını gereği gibi takip etmeyip, 09.02.2004 tarihli oturuma mazeretsiz olarak katılmayarak 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409/1. maddesi gereğince dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına yenilemeden sonra ise 28.09.2005 tarihli oturuma yine mazeretsiz olarak katılmayarak 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409/1. maddesi gereğince dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına sebebiyet verdikleri iddiası ile başlatılan soruşturma sonucunda, toplanan mevcut delillerin son soruşturmanın açılması için yeterli olduğu, delillerin takdir ve değerlendirilmesinin de son soruşturma aşamasında davayı görecek olan mahkemesine ait bulunduğu gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
1. Ankara 37. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.05.2021 tarihli ve 2021/183 Esas, 2021/184 sayılı Kararı ile sanıklar …,… hakkında son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmiş, mahkemenin 31.08.2021 tarihli yazısı ile şikayetçiler vekilinin anılan karara itiraz ettiği belirtilmiş ve yerinde görülmeyen itirazın değerlendirilmesi için dosyanın gönderildiği Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesince 07.09.2021 tarihli ve 2021/876 Değişik iş sayılı Karar ile itirazın reddine karar verilmiştir.
2. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun (1136 sayılı Kanun) 1 inci maddesi uyarınca; bir kamu hizmeti ve serbest bir meslek olarak yerine getirilen avukatlık, yargının kurucu unsurlarından olup bağımsız savunmayı serbestçe temsil ettiği gibi 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 36 ncı maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğünün güvencesini de oluşturmaktadır. Avukatlık mesleğinin bu nitelikleri gereği olarak, görev sırasındaki veya görevden doğan suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılıp yürütülmesi konusunda 5271 sayılı Kanun’da yer alan genel düzenlemelerden ayrık biçimde 1136 sayılı Kanun’un 58-61 inci maddelerinde özel düzenlemeler yapılmıştır. 1136 sayılı Kanun’un özel soruşturma ve kovuşturmayı öngören hükümlerinde tüm ayrıntılar düzenlenmediğinden, açık hüküm bulunan konularda bu düzenlemenin uygulanması gerekmekte, düzenlenmeyen veya ilgili maddelerde atıf yapılan hususlarda ise genel hükümlerin uygulanması zorunlu bulunmaktadır. Başka bir deyişle, 1136 sayılı Kanun’da açık bir düzenleme bulunması durumunda, aynı konu genel hükümlere (5271 sayılı Kanun) aykırı biçimde düzenlense dahi, bu konuda 1136 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
3. Avukatların görev sırasındaki veya görevden doğan suçlarından dolayı Adalet Bakanlığının kovuşturma iznine bağlı olarak, anılan Kanun’un 59 uncu maddesi uyarınca suçun işlendiği yere en yakın ağır ceza mahkemesi başsavcısı tarafından düzenlenen iddianame üzerine aynı yer ağır ceza mahkemesince son soruşturmanın açılmasına ya da açılmasına yer olmadığına karar verilmektedir. 1136 sayılı Kanun’un 60 ıncı maddesinde ise “59. maddede yazılı mahkemelerin tutuklama veya salıverilmeye yahut son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına dair kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı veya sanık tarafından genel hükümler uyarınca itiraz olunabileceği” belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, özel soruşturma yönteminin düzenlendiği 60 ıncı maddenin birinci fıkrasında son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına ilişkin karara kimin itiraz edeceği sorunu açıklığa kavuşturulup, yalnızca sanık veya Cumhuriyet savcısının itiraz edebileceği kabul edilmiş, ancak itiraz yöntemi bakımından genel hükümlere gönderme yapılmıştır. Bu durumda, incelenen dosyada suçtan zarar gören yakınanın itiraz hakkının bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu nedenle, özel yasasındaki hükümle düzenlenen bir konuda, genel soruşturma ve kovuşturma yöntemiyle ilgili olarak, suçtan zarar gören yakınanın da yasa yollarına başvuru hakkı bulunduğunu düzenleyen 5271 sayılı Kanun’un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasının uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
4. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; merciince şikayetçilerin itiraz haklarının bulunmadığından bahisle itirazın reddine karar verilmesi yerine işin esasına yönelik değerlendirme yapılarak itirazın reddine karar verilmesi sonucu itibarıyla doğru olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
III. KARAR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname münderecatı yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
06.07.2023 tarihinde karar verildi.