YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/12643
KARAR NO : 2023/1439
KARAR TARİHİ : 29.03.2023
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi.
SUÇLAR :Yardım bildirim yükümlülüğün yerine getirmeme sonucu ölüme neden olma, taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma
HÜKÜMLER : Beraat, Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 … maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 … maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.01.2016 tarihli ve 2015/43 Esas, 2016/2 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında;
a) Türk Ceza Kanunu’nun 83 üncü maddesinde düzenlenen, ihmali davranışla ölüme neden olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi
uyarınca beraatine karar verilmiştir.
b) Taksirle bir kişinin ölümüne ve birden çok kişinin yaralanmasına sebebiyet verme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85 … maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, karar verilmiştir.
2. Kararın Temyizi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 01.11.2022 tarihli ve 2022/1710 Esas, 2022/7796 Karar sayılı kararı ile;
Görevsizlik kararı verilerek dosyanın Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmesi üzerine Dairemizin görevli olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılanlar vekillerinin temyiz istemi; sanık hakkında beraat kararı verilmesinin hatalı olduğuna, taksirle ölüme neden olma suçundan alt sınırdan hüküm kurulmasına ve bilinçli taksir hükümlerinin uygulanmamasına, ilişkindir.
Cumhuriyet savcısının temyiz istemi; suçun bilinçli taksirle işlendiğine, eksik incelemeyle karar verildiğine, ilişkidir.
Sanık müdafiinin temyiz istemi; mahkumiyet hükmünün hatalı olduğuna, eksik incelemeyle karar verildiğine, (keşif yapılması, tutanak tanıklarının dinlenmesi, yeniden bilirkişi raporu aldırılması) lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine, alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verilmesinin hatalı olduğuna, ilişkidir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Olay tarihinde 02:00 sıralarında, sanığın yönetimindeki 06 FK 0895 plakalı kamyonu ile ters yöne girerek katılan …’ın yönetimindeki 10 AT 441 plakalı araçla çarpıştığı ve meydana gelen trafik kazası neticesinde … ‘un öldüğü, katılanlar Serkan, … Efe ve Ege’nin yaralandıkları, anlaşılmıştır.
2. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi’nin ”sanığın olay yerini terk edip kazayı ve yaralıyı bildirmemesinin ölüm olayına etkisinin olmadığı, nedensellik bağının bulunmadığının” belirtildiği 28.10.2015 tarihli raporu dosya içerisinde bulunmaktadır.
3. Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’nin ”sanığın olayda asli kusurlu olduğunun belirtildiği” 11.11.2015 tarihli rapor dosya içerisinde bulunmaktadır.
4. 03.08.2015 tarihli adli muayene otopsi tutanağına göre ”kişinin ölümünün trafik kazası ile oluşması mümkün genel beden tranvaması bağlı iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu,” görüşünü içeren rapor dosya içesinde bulunmaktadır.
IV. GEREKÇE
A-1) Katılanlar vekillerinin; sanık hakkında yardım yükümlülüğünü yerine getirmeme suçu yönünden sübuta, taksirle ölüme neden olma suçundan alt sınırdan hüküm kurulmasına, yönelen temyiz sebepleri yönünden
İleri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, yardım yükümlülüğünü yerine getirmeme suçu yönünden suçun ihmali davranışla ölüme neden olma suçunu oluşturabileceği yönünde yapılan değerlendirme sonrası suçun yasal unsurları oluşmadığının anlaşıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımının yasal bağlamda ve gerekçesi gösterilerek belirlendiği,
A-2) Katılanlar vekillerinin; eksik ceza tayinine yönelen temyiz sebepleri yönünden
Cezanın hafifletilmesi sonucunu doğuran takdirî indirim nedenleri kanunî dayanağını, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinden almaktadır. Mezkûr hükmün birinci fıkrasına göre;
“Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis”Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.” Şeklinde kaleme alınmıştır.
Zikredilen hükmün ikinci fıkrası, Mahkemenin takdirî indirim nedeni uygulanıp uygulanmayacağına karar verirken göz önünde bulundurulması gereken kıstasları, bir diğer ifadeyle takdirin şekillenmesinde rol alacak kriterleri belirler. Buna göre;
“Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri göz önünde bulundurulabilir.”
İlgili düzenleme incelendiğinde;
a) Failin geçmişi; sanığın suç işleme eğilimi olup olmadığını,
b) Sosyal ilişkileri; failin düzenli bir sosyo-ekonomik statüsünün bulunup bulunmadığını,
c) Fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları; fiilden sonraki davranışları ile hakkındaki soruşturmayı sürüncemede ya da neticesiz bırakma çabası içinde olup olmadığını ve yargılama sürecinde suçun ortaya çıkmasına yardımcı olup olmadığını,
d) Cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri; yargılama neticesinde hükmolunacak sonuç ceza miktarının, cezanın caydırıcılığı yönünden fail üzerinde herhangi bir etkisinin bulunup bulunmayacağını,
İfade eder.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun, 11.07.1976 tarihli ve 15643 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 07.06.1976 tarihli ve 1976/3-4 Esas, 1976/3 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda açıkça vurgulandığı üzere, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 59 uncu maddesini hüküm altına alan kanun koyucu, hâkime takdirî indirim hükmünün uygulanması konusunda takdir yetkisi tanıyarak uygulamada çıkabilecek olan ve önceden öngörülme olanağı bulunmayan çeşitli hâlleri kapsayacak bir
kalıp bulmanın zorluğu karşısında hâkimin bu yetkisini kısıtlamaktan özenle kaçınmış ve bu tavrını 5237 sayılı Kanun’da da devam ettirmiştir. Burada sayılan “failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar” uygulamada hâkimi sınırlayıcı değil yol gösterici nitelikteki gerekçelerdir. Bunun sonucu olarak da 5237 sayılı Kanun’un, takdirî indirim nedenleri yönünden sınırlayıcı sistemi değil, serbest değerlendirme sistemini benimsediği kabul edilmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 31.01.2012 tarihli ve 2011/4-277 Esas, 2012-4 Karar sayılı kararı). O hâlde takdiri indirim nedeni uygulama/uygulamama yetkisi Mahkemenin takdirindedir. Ancak bu takdir yetkisi, sınırsız değildir. Bütün kararlarda olduğu gibi takdirî indirim nedeninin uygulanmasına veya uygulanmamasına ilişkin kararlar da gerekçeli olmalıdır. Bununla birlikte gösterilen gerekçelerin hak, adalet ve nasafet kuralları ile dava dosyası içeriğine ve ilgili kanun hükümlerine uygunluğunun Yargıtay denetimine tabi olacağında şüphe bulunmamaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141 … maddesinin üçüncü fıkrası ve 5271 sayılı Kanun’un 34 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılması zorunludur. Gerekçe, verilen hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun olarak izah edilmesidir. Yerinde ve yeterli olmayan, dava dosyası içeriğine uymayan bir gerekçeyle karar verilmesi, kararın, kanunî bir gerekçeye dayanmaması nedeniyle hem kanun koyucunun amacına uygun düşmeyecek, hem de tarafları tatmin etmeyerek keyfîliğe yol açacaktır.
Kurulan hükümde takdirî indirim nedeninin uygulanmamasının, hukuk kurallarını zedeleyen, Kanun’un maksat ve amacına aykırı düşen, vicdanları rahatsız eden bir yanının olup olmadığı, diğer bir anlatımla takdirî indirim nedeninin uygulanmama sebebinin ‘makul’ ve ‘makbul’ olup olmadığı yürürlükteki mevzuat hükmüne göre irdelenmeli akabinde ise takdirî indirim nedeninin uygulanmama sebebinin, kanunî bir gerekçeye dayanıp dayanmadığı saptanmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; sanığın asli kusurlu olarak bir kişinin ölümüne üç kişinin yaralanmasına sebebiyet verdiği kazadan sonra olay yerinden kaçtığı ve 17 saat sonra yakalandığı, aşamalarda da üzerine atılı suçlamayı kabul etmeyip karşı tarafın sürücüsüne suçu atmaya çalıştığı anlaşıldığından, dava dosyası kapsamı ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesi gereği takdiri indirim sebebi uygulanmak suretiyle eksik ceza tayini, hukuka aykırı bulunmuştur.
B-1) Katılanlar vekillerinin ve Cumhuriyet savcısının; eylemin bilinçli taksir olduğundan bahisle vasfa yönelen temyiz sebepleri yönünden
5237 sayılı Kanun’da taksir; “basit” ve “bilinçli” taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22 nci maddenin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir,
“Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi …”
Şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt, taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
5237 sayılı Kanun’un 21 … maddesinin ikinci fıkrasında; “Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi …” şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun’un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrasında; “Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır.” biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği “kabullenme” ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; “Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir.” şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;
Suç tarihinde gece 02:00 sıralarında, sanığın yönetimindeki 06 FK 0895 plakalı kamyonu ile yolda ters yöne girerek katılan …’ın yönetimindeki 10 AT 441 plakalı araçla çarpıştığı ve meydana gelen trafik kazası neticesinde … ‘un öldüğü, katılanlar Serkan, A. Efe KURT ve …’un yaralandıkları, olayda, sanığın uyarıcı yön levhaları ve çizgilerin usulüne uygun olarak bulunduğu kavşak yolda, karşı yönden gelen trafik araçlarının kullandığı bölüme bilerek girdiği, ters yönde olduğunu bilmesine rağmen aracını sürmeye devam ettiği, karşı istikametten gelen bir araca çarparak yaralama ya da ölüme neden olabileceğini öngördüğü halde tecrübesine, şoförlük yeteneklerine, yolun gecenin geç saati olması nedeniyle boş olacağı ihtimaline, özellikle de şansına ve karşı yönden gelenlerin kendilerini koruma yönünde dikkatli davranacaklarına güvendiği, böyle bir zanla objektif dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek öngördüğü ancak istemediği neticeye neden olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, gerçekleşmesini istemediği ancak öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyecek şekilde objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmayan sanığın bir kişinin ölümüne birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma eyleminde bilinçli taksirle hareket ettiğinin kabulü gerektiğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmuştur.
B-2)Cumhuriyet savcısının; tanık dinletilmesi yönünden eksik incelemeye yönelen temyiz sebepleri yönünden
İleri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, alınan raporların ve dinlenen tanıkların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, anlaşıldığından, anılan temyiz sebeplerinin incelenmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B-3)Cumhuriyet savcısının; sanığın sürücü belgesi yönünden eksik araştırmaya yönelen temyiz sebebi yönünden;
Sanık hakkında taksirle bir kişinin ölümüne birden çok kişinin yaralanmasına neden olma suçundan kurulan hükümde, sanığın geçerli sürücü belgesi bulunup bulunmadığı araştırılıp, resmi mercilerce onaylı örneği getirtilmeden, özel kurs firması tarafından onaylı sürücü belgesi suretine dayalı olarak sanığın sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilmiş olması hukuka aykırılık bulunmuştur.
C-1) Sanık müdafiinin; mahkumiyet hükmünün hatalı olduğuna, eksik incelemeyle karar verildiğine, alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verilmesinin hatalı olduğuna, yönelen temyiz sebepleri yönünden
İleri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, alınan raporların, katılan ve tanık ifadelerinin yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, eyleme uyan suç vasfı ile yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımının yasal bağlamda ve gerekçesi gösterilerek belirlendiği anlaşılmakla bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamışır.
C-2) Sanık müdafiinin lehe hükümleri uygulanması gerektiğine yönelen temyiz sebebi yönünden
a) Seçenek yaptırımlar yönünden;
5237 sayılı Kanun’un “Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar” başlıklı 50 nci maddesi gereği cezanın seçenek yaptırıma çevrilmesinin ön koşulu, hükmolunan netice cezanın kısa süreli hapis cezası olmasıdır. 5237 sayılı Kanun’un 49 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre; “Hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, kısa süreli hapis cezasıdır.” Somut olayda sanık hakkında hükmolunan netice ceza miktarının 3 yıl 4 ay hapis cezası olması karşısında bu cezanın, 5237 sayılı Kanun’un 50 nci maddesinin birinci fıkrası gereği seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verilmesinin kanunen mümkün olmadığı belirlendiğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
b) Erteleme yönünden;
5237 sayılı Kanun’un, “Hapis cezasının ertelenmesi” başlıklı 51 … maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde; “İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir.” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Somut olayda sanık hakkında hükmolunan netice ceza miktarının 3 yıl 4 ay hapis cezası olması karşısında bu cezanın, 5237 sayılı Kanun’un 51 … maddesinin birinci fıkrası gereği ertelenmesine karar verilmesinin kanunen mümkün olmadığı belirlendiğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
c) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu yönünden;
5271 sayılı Kanun’un 231 … maddesinin beşinci fıkrasının ilgili bölümünde; “Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise …” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Somut olayda sanık hakkında hükmolunan netice ceza miktarının 3 yıl 4 ay hapis cezası olması karşısında bu cezaya ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun’un 231 … maddesinin beşinci fıkrası gereği hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin kanunen mümkün olmadığı belirlendiğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
d) Para cezasına çevrilmesi yönünden;”Suçun işlenmesindeki özellikler ve sanığın kişiliği göz önünde bulundurularak, üzerinde para cezasının daha fazla etkili olacağı hususunda mahkememizde olumlu kanaat hasıl olmadığından, aldığı … süreli hapis cezasının TCK’nın 50/4. maddesi gereğince paraya çevrilmesine takdiren yer olmadığına,” şeklindeki yerinde, yeterli ve kanunî gerekçe ile sanık hakkında hükmedilen … süreli hapis cezasının para cezasına çevrilmemesinde isabetsizlik görülmediğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
D. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılanlar vekillerinin, Cumhuriyet savcısının ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan (A-2), (B-1) ve (B-3) paragraflarında açıklanan nedenlerle Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.01.2016 tarihli ve 2015/43 Esas, 2016/2 Karar sayılı kararında katılanlar vekillerinin ve Cumhuriyet savcısınca öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden temyiz yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 … maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
29.03.2023 tarihinde karar verildi.