YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/14311
KARAR NO : 2012/2080
KARAR TARİHİ : 29.02.2012
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : ELATMANIN ÖNLENMESİ
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, paydaşı olduğu 2 parsel sayılı taşınmazdaki binada payına özgülenen 11 nolu bölüme, davalının haksız biçimde kullanmak suretiyle müdahale ettiğini ileri sürerek, elatmanın önlenmesini istemiştir.
Davalı, davacının binanın girişindeki dükkanın maliki olduğunu dava konusu bağımsız bölümün kendisine ait olduğunu, belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddianın sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, paydaşlar arasında çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; üzerinde bina bulunan çekişme konusu 2 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet üzere olduğu; taşınmazda, taraflar ile dava dışı kişilerin paydaş bulundukları anlaşılmaktadır.
Davacı, çekişmeli taşınmazdaki binada kendisine özgülenen 5.kattaki (11) nolu bölüme, davalının, haklı ve geçerli bir nedeni olmadığı halde kullanmak suretiyle elattığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bu durumda, paylı mülkiyet üzere olan çekişme konusu 2 parsel sayılı taşınmazda kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulmadığına göre, taşınmazda paydaş olan taraflar arasındaki çekişmenin … Medeni Kanunu’nun 688. ve takip eden maddelerinde öngörülen paylı mülkiyet hükümleri gözetilmek suretiyle çözüme kavuşturulması gerekeceği tartışmasızdır.
Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa, açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu el atmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Bunun yanında, yurdumuzda sosyal ve ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Diğer taraftan, Medeni Kanunu’nun 706., Borçlar Kanunu’nun 213., Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne varki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse, kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması “ahde …” kuralının yanında Medeni Kanun’un 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde pek çok kimse zarar görecek, toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planı olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa, uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi Medeni Kanun’un müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; mahkemece, yukarıdaki ilkeleri kapsar biçimde bir araştırma ve uygulama gerçekleştirildiğini söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, mahallinde yeniden keşif yapılarak, yerel bilirkişilerin ve taraf tanıklarının bilgilerine başvurulması, taşınmazda tüm paydaşları bağlayan harici taksim yapılıp yapılmadığının, yapılmış ise çekişmeli bölümün kime özgülendiğinin belirlenmesi; yok eğer harici taksim yapılmamışsa, tüm paydaşları kapsayacak şekilde fiili kullanım biçiminin oluşup oluşmadığının saptanması, böyle bir durum (harici taksim veya fiili kullanım) yoksa davacı yönünden, intifadan men olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılması, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde tespit edilecek olgular değerlendirilerek, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilerek karar verilmesi isabetsizdir. Öte yandan satış konusunda vesayet makamından alınan iznin davalıyı bağlamayacağı gözetilmeksizin yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması da doğru değildir.
Davalının, temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.