Yargıtay Kararı 12. Hukuk Dairesi 2022/7591 E. 2023/474 K. 25.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/7591
KARAR NO : 2023/474
KARAR TARİHİ : 25.01.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi

Alacaklı tarafından başlatılan ilamsız takipte emekli maaşına konulan hacze ilişkin şikayetten dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince şikayetin reddine karar verilmiştir.

Kararın şikayetçi borçlu tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı şikayetçi borçlu tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Şikayetçi borçlu vekili şikayet dilekçesinde; hem alacaklı … A.Ş. hem de farklı bir takip dosyasından dolayı İş Bankası tarafından maaşından kesinti yapıldığını, şikayet konusu takip dosyasında verdiği muvafakatin iptalini hem de şimdiye kadar yapılan kesintinin borçluya iadesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı alacaklı vekili cevap dilekçesinde; şikayetin reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile borçlunun takip kesinleştikten sonra emekli maaşında kesinti yapılmasına muvafakat ettiğini bildirdiği gerekçesi ile şikayetin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Şikayetçi borçlu vekili süre tutum dilekçesi ile istinaf yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile süresinde gerekçeli istinaf dilekçesi verilmediği, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden hukuka aykırılık olmadığı ve hükümde kamu düzenine aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b(1) maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikayetçi borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Dava dilekçesine geçen hususların tekrar edildiği görülmüştür.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, emekli maaşına konulan haczin kaldırılması yönelik şikayete ilişkindir.

2. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Yasal sürede istinaf süre tutum dilekçesi sunulmasına rağmen, gerekçeli karar tebliğinden itibaren 10 günlük yasal sürede gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmadığından, süre tutum dilekçesinde ileri sürülmeyen hususların, temyiz incelemesinde değerlendirilemeyeceğinin tabii bulunmasına, temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup şikayetçi borçlu vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Alınması gereken 179,90 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

25.01.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

(M)

Üye Dr. …’in Karşı Oy Yazısı :

İstinaf aşamasında ileri sürülmeyen hususların temyiz incelemesinde değerlendirilemeyeceği konusundaki Dairemizin çoğunluk görüşüne katılamamaktayım. Şöyle ki; Hukuk Muhakemeleri Kanununda dar (sınırlı) istinaf yolu düzenlenmiştir. Bu sistemde istinaftaki yargılamanın konusunu İlk Derece Mahkemesindeki talep sonucu değil, İlk Derece Mahkemesine karşı ileri sürülen talepler oluşturmaktadır. Dar istinaf sisteminde asıl yarglama mahkemesi İlk Derece Mahkemesidir.
İstinaf mahkemesi İlk Derece Mahkemesi olduğu halde, bu mahkemenin yargılama faaliyeti gerek dava malzemelerinin toplanması gerek tahkikat gerekse muhakeme (sözlü yargılama) bakımından İlk Derece Mahkemesine oranla önemli ölçüde sınırlandırılmış bir yargılama faaliyetidir. İstinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. (HMK m.355) Aynı hükmün ikinci cümlesine göre “Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re’sen gözetir” hükmünü düzenlemiştir. Öte yandan HMK’nın 369. maddesinin 3. bendi “Yargıtay, tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleri ile bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir. İstinaf aşamasında ileri sürülmeyen bir hususun temyiz dilekçesinde ileri sürülse dahi incelenemeyeceği; zira aksi bu durumun usuli kazanılmış hak ilkesine aykırılık teşkil edeceği görüşüne katılamıyorum.
Temyizde ileri sürülen sebeplerle bağlı olmaksızın inceleme yapılabilmesi kuralının anlam ve kapsamı usuli kazanılmış hak veya istinaf sebepleriyle bağlı inceleme kuralı ile sınırlandırılamaz.

Usuli kazanılmış hak, temyizde bozma kararı verilmesi ve bozma kararına uyulması sonucunda bozma kapsamı dışında kalan hususların kesinleşmesi ve bozmaya uyma kararı veren mahkemenin bozma doğrultusunda inceleme yapma yükümlülüğünü açıklamak için kabul edilen bir kavramdır. Sadece belirli bir çerçevede içtihadı birleştirme kararı ile kabul edilen usuli kazanılmış hak ile her çıkmazı aşmaya çalışmak şeklindeki uygulamadan vazgeçilmelidir. Usuli kazanılmış hakkın kapsamının genişlemesinin sakıncaları ortaya çıkınca Yargıtay kamu düzeni ilkesini göz önüne alarak yeni bir içtihadı birleştirme kararı olması, görev, yeni bir kanun kabul edilmesi ve sonraki yıllarda yeni bir Anayasa Mahkemesi kararı verilmesi, maddi hatanın bulunması, hak düşürücü sürenin geçmiş olması, davadan re’sen gözönünde tutulması gereken hususlara aykırılıklar ve genel kamu düzenine aykırılık hallerinde usuli müktehep haktan söz edilemeyeceği kabul edilmiştir. ( Pekcanıtez/ Hakan; Özeken/ Muhammet; Aluken/ Mine; Korkmaztaş/ Hülya; Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2017, C.3, S.2192 )
Kapsam ve istisnaları oldukça belirsiz hale gelen usuli kazanılmış hakkın, temyiz denetiminin kapsamını temyiz sebepleri açısından sınırlama noktasında herhangi bir anlam ve işlevi söz konusu değildir. ( Ocak, Uğur; Medeni Usul Hukukunda Temyiz İncelemesinin Kapsam ve Sınırları, Ankara 2022, S251-256 )
Kanunda istinaf sebepleri belirtilmemiş ise de, HMK’nın 371. maddesinde temyiz sebebleri açıklanmıştır. Temyizde hukuki denetim bakımın dan ileri sürülebilecek ve incelenebilecek tüm hususlar istinaf aşamasında da değerlendirilecektir.
İstinaf sebebleri, istinaf incelemesinin niteliği gereği temyize esas olan sebeblerle sınırlı değildir. Temyiz incelemesinin kapsamı dışında kalan özellikle vakıaların tespit ve değerlendirilmesindeki yanlışlık ve eksiklikler de istinaf sebebi olabilir. Başka bir anlatım ile, istinaf sebebi olarak temelde maddi vakıaların tespit edilmediği hususu ile usul hukukunun ve maddi hukukun doğru uygulanmadığı ileri sürülebilecek ve incelenecektir.
HMK ‘nın 342/2 maddesinde, istinaf yoluna başvuran kişinin istinafa başvuru sebeplerini gerekçeleri ile birlikte açıkça belirtmesini aramıştır. Ayrıca HMK’nın 355. maddesinde kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağını düzenlenmiştir.
Kanun koyucu istinaf sebepleri ile bağlılık bakımından maddi vakıalar veya hukuka aykırılık açısından bir ayrım yapmamıştır. Ancak burada işin niteliği gereğince İlk Derecedeki hatanın kaynağı önemlidir. Maddi vakıalar bakımından istinaf sebebleri ile bağlılık her halükarda geçerlidir. Hukuka aykırılık bakımından ise ayrım yapılmalıdır. Şayet İlk Derece Mahkemesinde maddi hukukun yanlış uygulanması söz konusu ise hakimin hukuku kendiliğinden uygulaması kuralı gereğince, bu konu bir istinaf sebebi yapılmasa veya istinaf sebebi yapılmakla birlikte yanlış gösterilse de, istinaf incelenmesinde Bölge Adliye Mahkemesi kendiliğinden değerlendirme yapacaktır ve istinaf sebebleri ile bağlılık burada geçerli olmayacaktır.
Usul hukukuna yani yargılama kurallarına aykırılık bakımından ise bunun mutlak veya nispi istinaf sebebi olmasına göre değerlendirme yapılmalıdır.
Nispi istinaf sebebine dayanan taraf bu sebebi belirtmek ve bu sebebin karara ne şekilde etki ettiğini açıklamak durumundadır. Aksi halde Bölge Adliye Mahkemesi bu bağlantıyı kendisi kuramaz, bu sebepleri kendiliğinden araştıramaz. Ancak yargılama kurallarına aykırılık mutlak istinaf sebebi şeklinde ise bunlar kural olarak kamu düzeninde sayıldığından bu şekildeki istinaf sebebleri belirtilmese dahi Bölge Adliye Mahkemesince dikkate alınır. ( Pekcanıtez, Hakan Usul c3 s.2216-15 )
Somut olarak HMK madde 355 de yazılı “İstinaf aşamasında kamu düzenine aykırılıklar haricinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı bir inceleme yapılacağı kuralını, istinaf aşamasının vakıa denetimi ile sınırlı bir kural olarak uygulamak ve istinaf hukuki denetim bakımından temyiz aşaması ile eş değer kabul etmek gerekmektedir.(Bulut, Uğur s. 255)
Maddi hukuk kurallarına aykırılık ve usul hukukuna ilişkin mutlak istinaf sebeplerinin ileri sürülen sebeplerle bağlı olmaksızın re’sen incelenmesi görüşü öğretide baskın bir görüştür. (Pekcanıtez, Hakan; Usul C3 s.2215; Akkaya, Tolga; Medeni Usul Hukukunda İstinaf, Ankara, 2009, S. 264; Atalı/ Murat, Ermenek/ İbrahim Erdoğan/ Ersin; Medeni Usul Hukuku Ankara 2022, s.630; Tanrıver, Süha; Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2022, C 2 S.104)

Herhangi bir maddi hukuk kuralı kamu düzenine ilişkin olup olmadığına tarafların ileri sürüp sürmediğine bakılmaksızın mahkeme tarafından re’sen uygulanmaktır.
Hukuk kuralının kamu düzenine ilişkin olup olmadığı özellikle o hukuk kuralının koşul vakıalarına karşılık gelen somut vakıaların, re’sen incelenmesi bakımından önemlidir. Maddi hukuk kuralı kamu düzenine ilişkin ise, mahkeme o hukuk kuralının koşul vakıalarına altlamayı düşündüğü somut vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğine ve o vakıaya ilişkin delilleri re’sen incelemelidir. Hukuk kuralı kamu düzenine ilişkin değil ise de koşul vakıların gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ortaya koymalı ve ispat etmelidir.
İstinaf mahkemesi de bu ayrımdan hareketle vakıaları ya kendiliğinden tespit edecek ya da tarafların istinaf sebepleri arasında göstermelerini, başka bir değişle iddia ve ispat etmelerini bekleyecektir. Bu bağlam da Yargıtay’ın ileri sürülen temyiz sebepleri ile bağlı olmaksızın re’sen inceleme yapması ile istinaf mahkemelerinin kamu düzenine ilişkin hususları resen incelemesi arasındaki fark da ortaya çıkmaktadır. Zira ilki sadece hukuki denetimle sınırlı olmasına rağmen ikincisi maddi vakıalarla ilgilidir. (Akkaya, Tolga istinaf s.268)
Kamu düzenine aykırılık İcra ve İflas Hukukunda, takibin tarafları veya üçüncü kişiler lehine kamu yararı amacı ile konulmuş emredici hükümlerin açıkça ve ağır biçimde ihlalidir şeklinde tanımlanabilir. Her olayda kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ayrıca araştırılarak karar verilmelidir. ( Pekcanıtez, Hakan; Borç ve İflas Hukukunda Şikayet, İstanbul 2017 s.148) Süresiz şikayete konu işlemler kamu düzenine aykırı sakatlığı olan işlemlerdir.
Hakimin hukuku re’sen uygulama görevi temyiz aşamasında olduğu kadar istinaf ve ilk derece aşamasında da aynen geçerlidir ve bu gerekçeye dayanan uygulama her derecede aynı kapsamda olmalıdır. Ancak istinaf aşamasına ilişkin vakıa denetimi, hakimin hukuku uygulama görevinden ziyade tarafların vakıa ve delillere ilişkin usuli yükleriyle ilgilidir ve bu konudaki denetimde taraflarca ileri sürüldüğü ölçüde yapılabilir. Ayrıca istinaf ve temyiz denetiminin sınırları bu şekilde yorumlanarak her iki derece arasındaki uyumda sağlanabilecektir.
Aksi halde üst derece olarak temyizde re’sen incelenebilecek olan bir hukuka aykırılık alt derece olarak istinaf aşamasında sadece ileri sürülmesi halinde incelenebilecek bir husus olacak ve üst derece kanun yoluna denetim kapsamı alt derece kanun yolunda daha geniş olabilecektir. Böyle bir sonuç ise kanun yolu denetimine ilişkin derecelendirmenin anlam ve amacına aykırıdır.
Sonuç olarak istinaf aşamasında açıkça ileri sürülmemiş olsa dahi o aşamada kendiliğinden incelenmesi gereken hukuka aykırılık denetimi kapsamında kalan hususlarda temyizde inceleme konusu yapılabilir. ( Bulut, Uğur Medeni Usul Hukukunda Temyiz incelemesinin kapsam ve sınırları, Ankara 2022)
Somut olayda borçlu vekili ilamın icra takibinde emekli maaşına konulan hacizleri şikayet konusu yaptığı, icra mahkemesince takip kesinleştikten sonra emekli maaşında borçlunun kesinti yapılmasına ve muvafakat ettiği gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği, şikayetçi borçlu vekilinin bu kararı süre tutum dilekçesi ile istinaf ettiği, Bölge Adliye Mahkemesine başvurunun esastan reddine karar verildiği bu karara hem borçlu vekilinin temyiz dilekçesi verdiği ve şikayet dilekçesinde geçen hususları tekrar ettiği görülmüştür.
Şu hale göre temyiz incelemesinin HMK 369. maddesi uyarınca hukuka aykırılık yönünde incelenmesi gerekirken, süre tutum dilekçesi ile kararı istinaf ettiği, süre tutum dilekçesinde ileri sürülmeyen hususların temyiz incelemesinde değerlendirilemeyeceği gerekçesi ile inceleme yapılmaksızın Bölge Adliye Mahkemesinin onanması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Öte yandan bir an için çoğunluk görüşü benimsense dahi mahkeme kararının kamu düzenine aykırılık yönünden incelenmesi gerekmektedir.
Somut olayda uygulanması gereken İİK’nın 83/a maddesi “82 ve 83. maddelerde de yazılı mal ve hakların haczolunabileceğine dair önceden yapılan anlaşmalar muteber değildir” hükmünü düzenlemekte olup, geçimini maaş ya da ücret ile sağlayan kimseleri korumak için kabul edilen kamu düzenine ilişkin bir hüküm olup fiilen şikayete tabidir. Bu hükme göre borçlunun haczi mümkün olmayan mal, hak ve alacaklarının haczine muvafakat geçerli olabilmesi için bu muvafakatın haciz sırasında veya hacizden sonra olması gerekir.

28.02.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5838 sayılı kanunun 32. maddesi ile değişik 5510 sayılı SGK’nın 93/1 maddesi borçlu tarafından emekli maaşına haciz konulmasına muvafakat etmesi sonrası uygulanan haczin geçerli olduğu şeklinde yorumlanamaz. İİK nın 83/9 maddesi kısmında emekli maaşına haciz konulmadan sonra verilen muvafakat sadece haciz konulmasına izin niteliğinde olup, borçlu her zaman İİK 83/a ve 82. maddesinin göndermesi ile 5510 sayılı Kanunun 93 maddesine göre emekli maaşının bir kısmına konulan haczin kaldırmasını talep edebilir.
Yukarıda belirttiğim nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İcra Mahkemesi kararının bozulması görüşünde olduğumdan kararın onanması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.25.01.2023