YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8578
KARAR NO : 2011/10565
KARAR TARİHİ : 19.10.2011
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ ,ELATMANIN ÖNLENMESİ,YIKIM
Taraflar arasındaki davadan dolayı Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 4.12.2008 gün ve 2003/3584 esas 2008/ 1446 karar sayılı hükmün onanmasına ilişkin olan 10.5.2010 gün ve 4681-5476 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacı Hazine vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, çekişmeli 1230 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı iddiasına dayalı tapu iptal, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerçekten de, çekişmeli 1230 sayılı parselin ifrazen geldiği 121 sayılı ana kadastral parsel kaydının, Hazinenin de taraf bulunduğu Çatalca Tapulama Hakimliğinin 1969/31 es.s. davası sonucunda oluştuğu anlaşılmaktadır.
Her ne kadar, yerel mahkeme kararı Dairece; “…14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2.maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesinin 3.fıkrasına eklenen ” bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” ve 3.maddesi ile eklenen geçici 10.maddesinin ” bu kanunun 12.maddesinin 3.fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır” şeklindeki hükmü gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasında 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir.
Hal böyle olunca; yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler, özellikle kesin hüküm ve hak düşürücü süre olumsuz dava şartlarından olup, öncelikli olan hak düşürücü süre olduğundan kesin hüküm yerine davanın hak düşürücü süreden reddinin gerekeceği tartışmasızdır. Davanın reddi bu gerekçe ve sonucu itibarı ile doğrudur.” gerekçesiyle onanmış ise de, anılan Yasa, Anayasa Mahkemesi’nin 12.05.2011 tarih 2009/31 E. 2011/77 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında, kesin hüküm halini almamış ve henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamına gireceği ve iptal kararından sonra hak düşürücü süreden söz edilemiyeceği açıktır.
Hal böyle olunca, Dairenin 10.05.2010 tarih, 4681-5476 sayılı ilamının “Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacının temyiz itirazı yerinde değildir. Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA,” şeklinde düzeltilmesine ve yerel mahkemece verilen 04.12.2008 tarih, 2003/3584-2008/1445 sayılı kararın düzeltilmiş bu gerekçe ile ONANMASINA;
Somut olayda, HUMK.’nun 440. (6100 Sayılı HMK.’nun geçici 3.) maddesinde öngörülen karar düzeltme sebeplerinden hiç birisi bulunmadığından, davacı Hazinenin karar düzeltme isteğinin REDDİNE, 19.10.2011 tarihinde obirliğiyle karar verildi.