YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/15657
KARAR NO : 2023/2547
KARAR TARİHİ : 02.05.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Hükmün bozulması
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. …Ağır Ceza Mahkemesinin, 02.11.2018 tarihli ve 2017/399 Esas, 2018/394 sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun
(3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 62 inci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 07.01.2019 tarihli ve 2018/949 Esas, 2019/29 sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanığın istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
3. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 10.10.2021 tarihli, sanık müdafiinin 4 üncü celse çekilme dilekçesi verdiği ve CMK’nın 156 ncı maddesi gereğince re’sen müdafi görevlendirilmeyerek sanığın son savunması alınıp hüküm kurulduğunun anlaşılması karşısında, bulunduğu hal nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle çelişmeli yargılamanın gereği olan “silahların eşitliği” ilkesinin ve Anayasa’nın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılama hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde, adaletin selameti açısından gerekli olan müdafiinin hukuki yardımından yararlandırılmadan, yargılamaya devam edilmek ve hüküm kurulmak suretiyle savunma haklarının kısıtlanması sonucunu doğuracak biçimde CMK’nın 101/3, 150/3, 188/1 ve 289/1 -a-e maddelerine muhalefet edilmesi, kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, bu sebeplerden dolayı hükmün hükmün bozulması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz istemi özetle;
1.Suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına,
2.Müdafii atanmadan yargılama yapıldığına,
3.Usul ve kanuna aykırı karar verildiğine,
4.ByLock programını kullanmadığına,
5. Tanık beyanlarının çelişkili olduğuna,
6.Bank Asyaya talimatla para yatırmadığına,
7. Temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebepleri ve sair hususlara,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Her ne kadar sanık üzerine atılı suçu reddetse ve örgütün silahlı örgüt olduğunu bilmediğini iddia etse de, sanığın örgütle iltisak, irtibat ve bağı olduğu, FETÖ/PDY’nin sohbetlerine düzenli olarak katıldığı ve evinde de sohbet düzenlediği hususunda tanıklar G. E., İ. Y., K. B., N. K., N. T., Ö. M., Z. L. nin samimi beyanları; sanığın ByLock programını kullandığı hususunda kendisi ve eşi tanık F. Bayazıt’In samimi beyanları, dosyada bulunan ByLock raporu, BTK İP kayıtları ile ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı delil olarak kabul edilip bunlara itibar edilmiş, sanığın sohbetlere katılması ve ByLock programını kullanıyor olması nedeniyle objektif sorumluluk gereği örgüt üyesi olmadığına ve FETÖ/PDY’nin silahlı örgüt olduğunu bilmediğine dair suçtan kurtulmaya matuf savunmasına itibar edilmemiştir. Her ne kadar tanık Ö. sanık hakkında bölgeci olduğundan bahsetmişse de bu hususa ilişkin dosya kapsamında teyit edebilecek başka bir bilgi ve beyanın bulunmadığı, diğer tanık beyanlarıyla birlikte bu beyan değerlendirildiğinde sanığın böyle bir görevde olmasının hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği anlaşıldığından bu beyan sanık lehine değerlendirilmiş ve mezkur beyan sanığın örgüt içerisinde olduğu şeklinde değerlendirilmiştir. Yine dosya kapsamındaki tanıklardan G. önceki beyanında bahsettiği kişinin sanık olmadığını beyan etmişse de, tanık G. nin beyanının ayrıntılı, net ve müşahhas beyanlar olduğu, tanığın önceki beyanının dosya kapsamındaki diğer tanıkların beyanıyla da örtüştüğü, sanığın adının birden fazla yerde geçtiği hususu da değerlendirildiğinde bu beyanlarının sanığa ilişkin olduğu kanaati hasıl olmuş olup tanığın önceki beyanlarına itibar edilmiştir. Bunun yanında ByLock programının yukarıda değinildiği üzere sadece örgüt elemanları tarafından aktivasyon kodu ile doğrulanarak kullanılabilmesi, karşılıklı ekleme olmadan iletişime geçilememesi, genel olarak farklı isimle kullanılması ve mesajların bir süre sonra kendiliğinden silinmesi ve Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin (İlk Derece Olarak) 24.04.2017 tarih 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ilamı ve yine 16. Ceza Dairesinin (temyiz mercii olarak) 14.07.2017 tarih 2017/1443 Esas 2017/4758 Karar sayılı ilamında “ByLock iletişim sistemi, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacaktır.” şeklindeki tespiti sebeplerinden ötürü bunun tek başına bile örgüt üyeliği için yeterli olduğuna kanaat getirilmiştir. Her ne kadar sanığın verdiği beyanlar neticesinde hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilme ihtimali akla gelse de; sanığın hakkındaki ByLock isnadını kabul edip, açıkladığı fakat bu programa örgütsel bir mana dışında eşiyle konuşmak için kullandığı izlenimi verdirmek için farklı beyanlarda bulunduğu, ayrıca hakkında örgütsel sohbetlere katıldığına dair birbiriyle uyumlu şekilde bir çok tanık beyanı varken sanığın katıldığı sohbetlerin örgüt sohbetleri değilde müftülük kapsamında yapılan resmi sohbetler olduğunu beyan ettiği, ayrıca örgüt liderinin 2014 yılının Ocak ayındaki talimatından sonra Şubat ayında Bank Asyada hesap açtırıp para yatırdığı dosya kapsamında sabit olmasına rağmen sanığın talimatla veya bankayı kurtarmak amacıyla para yatırdığını kabul etmediği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde sanığın örgütteki konumu ve dosya kapsamıyla uyumlu şekilde beyanlarda bulunmadığı değerlendirildiğinden sanık hakkında TCK’nın 221/4 üncü maddesi uygulanmamış olup, suçun işleniş şekli, sanığın suç kastının yoğunluğu, örgütün niteliği, sanığın örgütteki konumu ve faaliyetleri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı gözetilerek temel cezada alt sınırdan hüküm kurularak sanığın mahkumiyetine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda;
Ayrıntıları Dairemizin 14.10.2019 tarihli ve 2019/3337 Esas 2019/6048 sayılı kararında açıklandığı üzere;
Silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan, kovuşturma aşamasında müdafi tarafından çekilme dilekçesi verildikten sonra kendisinin seçtiği bir müdafi bulunmadığı gibi CMK’nın 156 ncı maddesi uyarınca da re’sen müdafi görevlendirilmeyen sanığa Anayasa’nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesinin zorunlu sonucu olarak CMK’nın 150 nci maddesinin 2 ve 3 üncü fıkraları uyarınca müdafi görevlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, savunma hakkının kısıtlanmasını netice verecek biçimde müdafi hazır bulundurulmaksızın mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle CMK’nın 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanığın temyiz talebi yerinde görüldüğünden hükmün sair yönleri incelenmeksizin öncelikle bu nedenle Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 07.01.2019 tarihli ve 2018/949 Esas, 2019/29 sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dosyanın Tokat 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
02.05.2023 tarihinde karar verildi.