YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8856
KARAR NO : 2011/10646
KARAR TARİHİ : 20.10.2011
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakan babaları…nin 468 parsel sayılı taşınmazını, mirastan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak davalı gelinine satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek, tapu iptal ve miras payları oranında tescile karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, satışın gerçek olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın davalıya temlikinin muvazaalı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve miras payı oranında tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; miras bırakan…nin 468 parsel sayılı taşınmazını 20.04.2005 tarihinde vekili aracılığı ile davalı gelinine satış suretiyle devrettiği, murisin 01.07.2007 tarihinde öldüğü ve geride mirasçı olarak eşi ile davacılar ve davalının kocasının da aralarında yeraldığı 7 çocuğunun kaldığı, davacıların, çekişme konusu taşınmazın davalıya temlikinin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtıkları anlaşılmaktadır.
Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır.
Öte yandan miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını, mirasçıları arasında hoş görü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur. O halde miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden, taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması,tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı ? yoksa mal kaçırma amacının mı ? üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur.
Somut olaya gelince; dinlenen tanıklar; murisin sağlığında maddi olarak sıkıntı çektiği, çekişme konusu taşınmazı da bu yüzden satılığa çıkardığı, diğer mirasçıların almak istememeleri üzerine taşınmazı davalının satın aldığı, miras bırakan’ın oğlu … ile birlikte hesap açtırdığı ve hesaba davalının eşi olan…nin 5.000.-TL yatırdığı yönünde beyanlarda bulunmuşlardır. Hatta bu tanıklardan … ile … davacıların kardeşi olup, bu davanın kabulü halinde mirastan pay alacak kişilerdir. Bu tanıklar dahi işlemin satış olduğunu, bildirmişlerdir. Satıştan bir gün önce miras bırakın banka hesabına satış bedeli olarak 5.000.-TL’nin yatırıldığı hususu da sabittir. Her ne kadar saptanan gerçek bedel yatırılan bedelden çok fazla ise de; salt bedeller arasındaki aşırı oransızlığın tek başına muvazaanın delili olmadığı da açıktır. Öte yandan miras bırakanın tüm çocukları ile arası iyi olup, davalının eşi olan oğlunu tercih etmesini gerektirir somut bir belge ve bilgi bulunmamaktadır.
Tüm bu hususlar yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmazın davalıya temlikinin muvazaalı olmadığı, gerçek satış olduğu kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile kabulü yönünde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalılar vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün 12.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK.’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.