Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2008/17709 E. 2009/6858 K. 14.05.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/17709
KARAR NO : 2009/6858
KARAR TARİHİ : 14.05.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacılar,murisince iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekillerince tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dava, sigortalı işçinin 18.8.1997 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölümü ile hak sahiplerinin uğradıkları maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece aynı konuda TMS Endüstri Makine Sanayi Ticaret İthalat İhracat Ltd Şti hakkında açılan ve bu dava ile birleştirilen 2007/150 Esas sayılı dosyası üzerinden görülen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, 2006/220 Esas sayılı bu dosyadaki davalılar … ve … hakkındaki maddi tazminat davalarının reddine, manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüyle davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiştir
Somut Olayın 506 sayılı Yasa’nın 11. maddesinden kaynaklan iş kazası olduğu hususunda tafralar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Hizmet akdine dayanan bu tür iş kazasından doğan maddi ve manevi tazminat davalarında; zamanaşımı süresi, Borçlar Kanunun 125.maddesi gereğince iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır. Somut olayda, zararlandırıcı sigorta olayının 18.8.1997 tarihinde meydana geldiği davalı işveren Endüstri Makine Sanayi Ticaret İthalat İhracat Ltd Şti hakkındaki davanın ise, 17.8.2007 tarihinde açıldığı ortadadır. Hal böyle olunca, davada yukarıda sözü geçen maddenin öngördüğü 10 yıllık zamanaşımı süresinin gerçekleşmediği açıktır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın bu davada uygulama yeri olmayan Borçlar Kanunu 60/2.maddesine dayanılarak davalı TMS Endüstri Mak.San.Tic.Ltd Şirketine yönelik davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
2-Davacı anne…ve baba … hakkındaki maddi tazminat davasının reddi konusuna gelince; Dava nitelikçe Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu nedenle, haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin belirlenen tazminattan düşürülmesi gerektiği Yargıtay’ın oturmuş yerleşmiş, görüşlerindendir. Bu bakımdan, davanın niteliği gözönünde tutularak öncelikle hak sahiplerine Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından iş kazası nedeniyle gelir bağlanıp bağlanmadığının araştırılması, gelir bağlanmış ise, bağlanan gelirin en son peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi, gelir bağlanmamış ise bu yön, hak sahibinin tazminat hakkını doğrudan etkileyeceğinden hak sahibine; gelir bağlanması için Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığına başvuruda bulunması giderek gelir bağlanması için SGK aleyhine dava açması için için önel verilmesinde yasal zorunluluk olduğu açıktır. Başka bir anlatımla, hak sahibi tarafından Kurum aleyhine açılan davada, 506 Sayılı Yasanın 24.maddenin öngördüğü koşulların oluşmadığının saptanması durumunda; hak sahibine, gelir bağlanamayacağı, hak sahibinin, destekten yoksun kalma tazminat isteme hakkına sahip olmayacağı açık-seçiktir. Öte yandan 4958 sayılı Yasa’nın 35. maddesi ile 506 sayılı Yasa’nın 24. maddesindeki “ geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen” ibareleri değiştirilmesi yerine” Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere bunlardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan” ibareleri getirtilmiştir. Bu tür yeni yasaların yürürlüğe girmeleri ile birlikte derhal tesirini husule getireceği henüz kesinleşmemiş olan eldeki dava yönünden de dikkate alınması gerekeceği tartışmasızdır. Bu gibi durumlarda kanunların geriye yürümesi değil ani etkisi söz konusudur.
Somut olayda, hak sahibi anne ve baba yönünden yukarıda açıklanan doğrultuda, gelir bağlanması için Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığına başvuruda bulunmaları giderek gelir bağlanması için SGK aleyhine dava açması için önel verilmesi gerekirken, maddi tazminat isteme haklarını kanıtlayamadıklarından davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
3-506 sayılı Yasa’nın 23 maddesinin VI. bendinde iş kazası sonucu ölen sigortalının dul eşine bağlanacak gelirin eşin evlenmesiyle kesileceği belirtilmiştir. Somut olayda davacı eş …’in 3.10.2005 tarihinde evlendiği ve Andıç soyadını aldığı nüfus kaydından anlaşılmaktadır SSK Tahsisler Dairesi Başkanlığı 29.6.2007 tarihli yazısında eşin evlenmesiyle 20.10.2005 tarihinde gelirinin kesildiği ve 18.8.1997-20.10.2005 tarihleri arasında 11.905,27 TL gelir ödemesi yapıldığını bildirmiştir. Bu durumda artık eşin evlendiği tarih itibariyle destekten çıktığı kabul edilerek, eş için maddi zararın evlendiği 3.10.2005 tarihine kadar hesaplattırılması ve yapılan toplam 11.905,27 TL gelir ödemesi düşülerek kalan miktara hükmedilmesi gerekirken davacı …’nın evlenmesi nedeniyle desteğe ihtiyacı kalmadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi hatalıdır.
4- Davacılar murisi sigortalı …’in öldüğü iş kazasında sigortalının %15 davalı şirketin % 75 ve ceza mahkemesinde yargılanıp mahkum olan …ve …’ın da %5’er oranında kusurlu oldukları dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacılar yararına hüküm altına alınan manevi tazminat miktarları azdır .
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykarı olup bozma nedenidir.
O halde, davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların avukatlık ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine 14.5.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.