YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/9047
KARAR NO : 2009/6547
KARAR TARİHİ : 07.05.2009
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı,11.3.1985-9.1.1987 tarihleri arasında … sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının pirimlerini ödediği 11.3.1985-9.1.1987 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa’ya tabi … sigortalısı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin reddine karar verilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı yasanın 24. maddesi ilk şekliyle, sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı yasa, …’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı yasa bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. Nihayet, 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı yasa, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkar sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının, 8.7.1998 tarihli giriş bildirgesine istinaden, oda kaydına göre 11.3.1985 tarihi itibariyle … sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı, davacının 9.1.1987-30.4.1989, 5.12.1990-31.12.1990 ve 20.3.2000-31.12.2004 tarihler arasında vergi kaydı, 11.3.1985-31.7.1998 tarihleri arasında ve 23.3.2000 tarihinden beri devam eder şekilde oda kaydının ile 24.3.2000 tarihinden beri de devam eden sicil kaydının olduğu, 21.5.2007 tarihli hesap ekstresine göre7.7.1998-1.12.2004 tarihleri arasında pirim ödemelerinde bulunulduğu, davacının imzaladığı 7.8.1998 tarihli Kurumca oluşturulmuş matbu formda vergi kaydı sona erenlerin ancak meslek kuruluşu kaydı devam edenlerin kendi nam ve hesabına bağımsız çalışması olmadığı yönünde odadan getirecekleri yazıya göre sigortalılık süresinin vergi kaydına göre belirleneceği yönündeki isteme göre yapılan işlemle davacının sigortalılık başlangıç tarihinin vergi kaydının başladığı 9.1.1987 tarihine çekildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, davacının vergi kaydındaki sürelere göre sigortalı kabul edilmesi yönünde verdiği 8.7.1998 tarihli dilekçeye rağmen, devam eden oda kaydına göre 3165 sayılı yasaya göre sigortalılık koşullarının devam ettiği 11.3.1985-9.1.1987 tarihleri arasında sigortalı sayılıp sayılmayacağı bu dilekçedeki davacı beyanına değer verilip verilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Bu yönüyle dava konusunun doğrudan 1479 sayılı Yasa’da öngörülen sigortalılık hak ve yükümlülüklerini etkileyeceği ortadadır. Sözü edilen sosyal sigortalılık, kişinin Anayasa’da ifadesini bulan temel sosyal haklardan olan sosyal güvenlik hakkına ilişkindir. Nitekim, Anayasa’nın 12. maddesine göre, herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Anayasa’nın 60. maddesinde ise, “herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve feragat edilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
1479 sayılı Yasa’nın 26. maddesinde de, bu ilke aynen benimsenerek, sigorTalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamayacağı belirtilmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp, aynı zamanda bir yükümlülüktür (M.Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi, 1985, sh. 90). Bu nedenle, sigortalılık hakkından feragat edilemez. Kamu düzenini ilgilendiren bu tür tespit davalarında hakimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.02.2004 gün, E:2004/21-54, K:2004/54 sayılı kararı da bu doğrultudadır. Bu durumda, mahkemece, davanın hukuksal niteliği gözönünde bulundurulmaksızın davacının 8.7.1998 tarihli dilekçesine göre davanın sonuçlandırılması isabetsiz olmuştur.
Öte yandan bir an için davacının o dönemde vergi kaydı bulunmaması nedeniyle sigortalı olarak kabul edilmeyeceğinin düşünülmesi halinde bile Kurumun 3.8.2000, 1.3.2001, 7.1.2004 ve 11.6.2007 tarihli hesap ekstrelerinde davacı 11.3.1985 tarihinden beri sigortalı kabul edildiği halde pirim borcu bulunmadığının da belirtilmiş olmasına göre eğer davalı kurum geçmişe yönelik (uyuşmazlık konusu dönemi de kapsar şekilde) prim tahsil etmiş ve uzun süre bu primleri kullanmış ise, daha sonra davacının sigortalılığının iptal edilmesi Medeni Kanun’un 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağından, geçmişe yönelik prim tahsil edilen dönemlerde sigortalı olduğunun kabulü gerekeceği düşünülmeden karar verilmeside mahkemenin kabul şekli bakımından hatalı olmuştur.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 7.5.2009 gününde oy birliği ile karar verildi.