YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/2710
KARAR NO : 2022/15505
KARAR TARİHİ : 06.12.2022
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
No :
İş kazasından sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminan davasının yapılan yargılaması sonunda; ilk derece mahkemesince ilâmda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı vekili tarafından süresi içerisinde temyiz ettiği, davacı vekilinin temyize cevap süresi içerisinde katılma yoluyla temyiz ettiği ve davalı vekilinin de duruşma talep etmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 06.12.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Av. … ile davacı adına Av. … geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili 29.08.2018 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 08.09.2008 tarihinde iş kazası geçirmesi nedeniyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 350.000,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsili istenmiştir. Davacı vekili yargılama sırasında verdiği 07.09.2020 tarihli dilekçeyle maddi tazminat istemini 578.620,81 TL’ye artırmıştır.
II- CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın süresinde açılmadığını, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, meydana gelen kazadan davalı şirketin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, davalı iş yerinde iş güvenliği önlemlerinin eksiksiz olarak alındığını ve personellere iş güvenliği eğitimlerinin eksiksiz olarak verildiğini, dava konusu kaza olayının davacı işçinin anlık dikkatsizliği ve tedbirsizliği neticesinde meydana geldiğini, davalı şirketin dava konusu kaza olayının meydana gelişinde bir kusurunun bulunmadığını, davacı işçiye … tarafından ödemelerin yapıldığını ve geçici iş göremezlik ödeneği ödendiğini, anılan sebeplerle maddi tazminat taleplerinin yerinde olmadığını, maddi tazminat talebi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.
Davalı vekiline maddi istemin artırılmasına dair dilekçenin 13.09.2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekilinin 25.09.2020 tarihinde zamanaşımı definde bulunduğu anlaşılmıştır.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince özetle; “dava konusu maddi ve manevi tazminat davası olup, sigortalı işçiye ait sigorta sicil dosyası ve işyeri dosyası getirtilmiş, … Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü’nden iş kazası tahkikat evrakı getirtilmiş, kusur ve hesap bilirkişi raporları alınmıştır.
Dava konusu olay davalıya ait işyerinde 08.09.2008 tarihinde meydana gelmiştir. Davalı işyerinin işçisi olarak teknik ressam olarak çalışan davacının davalı işyerinin çelikhane bölümünde bakımı yapılacak sürekli döküm makinesinin kot ayarının yapılması sırasında davacının kendi inisiyatifi ile taşeron firma tarafından yapılmakta olan role redüktörünün montajında yardımcı olduğu, işin bitiminde redüktörün tavan vinci ile yerine oturtulmasından sonra boşalan üçlü kancalı zincir sapanların vinç tarafından çekilip toplanması sırasında kancalardan bir tanesinin makinenin şasesine takılması ile gerilme sonucunda şaseden kurtulan sapanın bir anda hareket ederek ucundaki kancasının kazazedenin alnına çarptığı ve makinenin üzerinden 2,5 metre aşağıya düşerek ağır yaralandığı bu şekilde kaza olayının meydana geldiği anlaşılmıştır.
Davaya konu iş kazası ile ilgili olarak … 4.İş Mahkemesi 20122/464 Esas, 2016/2 Karar sayılı 19.01.2016 tarihli kararı ile davacısı Sosyal Güvenlik Kurumu olan rücuan tazminat davası görüldüğü, Yargıtay 10.HD. 2016/3049 Esas, 2018/5675 Karar, 07.06.2018 Tarihli ilamı ile … 4. İş Mahkemesi kararının onanmasına kararı verildiği görülmüştür.
… İl Müdürlüğü’nün 27.06.2011 tarihli raporunda davacı işçinin sürekli iş göremezlik derecesinin %50 olduğu tespit edilmiştir. … 4.İş Mahkemesince görülen davada orana itiraz edildiği bunun üzerine dosyanın YSK ‘ya gönderildiği, YSK’dan alınan 15.02.2013 tarihli kararda kurum sigortalısının maluliyetinin %50 olduğunun belirtildiği, rapora itiraz edilmesi üzerine Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Dairesi’ne dosyanın gönderildiği ve 15.10.2014 tarihli karar ile davacının maluliyetinin %50 olduğuna karar verildiği tespit edilmiştir.
Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yazılan müzekkereye cevabında davaya konu iş kazası ile ilgili olarak herhangi bir soruşturma dosyasının bulunmadığının mahkememize bildirildiği anlaşılmıştır.
Mahkememiz tarafından görevlendirilen bilirkişi heyeti tarafından tanzim olunan kusur raporunda; davalının kaza olayının yaşanmasında % 60 oranında, davalının çelikhane bölümü bakım mühendisi dava dışı … …’ın %20 oranında, davacı işçinin %20 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir.
Dosya hesap yönünden bilirkişiye gönderilmiş olup, maddi zarar yönünden davacı işçinin maddi zararının 578.620,81 TL olduğu tespit edilmiştir.
Manevi tazminat iş kazası nedeniyle uğranılan zarar sonucu duyulan elem ve üzüntünün kısmen de olsa giderilmesi amacına yönelik olup haksız kazanca neden olmayacak, hakkaniyete uygun bir miktarda takdir edilmelidir. Toplanan delillere göre; geçirdiği iş kazasında davacı işçiye yüklenen kusurun % 20 olduğu, meslekte kazanma gücü kaybı oranının %50 olduğu, olayın oluş şekli, kaza tarihi, hakkaniyet kuralları, tarafların ekonomik ve sosyal durumu, ülkenin ekonomik koşulları, davacının kaza olayı nedeniyle yaşadığı üzüntü, acı ve mağduriyeti göz önüne alınarak davacı işçi için 75.000,00 TL manevi tazminata dair karar verildiği” gerekçeleriyle “Maddi tazminat talepleri yönünden; 578.620,81 TL maddi tazminatın kaza tarihi 08/09/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Manevi tazminat talepleri yönünden; 75.000,00TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 08/09/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesi kararında özetle: “Kusur raporlarının, iş kazasının meydana geldiği iş kolunda mühendis olan iş sağlığı ve güvenliği uzmanları tarafından düzenlemesi gerekir.
Değinilen yasal mevzuat ve yapılan açıklamalar çerçevesinde davaya konu iş kazasının meydana gelmesine etken olan kusur aidiyet ve oranları olarak belirlenen; davalının % 60, çelikhane bölümü bakım mühendisi dava dışı … …’ın % 20, davacı işçinin % 20 kusur oranlarının iş ve sosyal güvenlik mevzuatı ile maddi veri ve vakıalara uygun olduğu kanaatine varılmıştır.
Davalı vekilinin cevap dilekçesi içeriği, delilleri ve hesap bilirkişi raporuna itiraz nedenlerine göre, yukarıda açıklanan içtihat ve kanun maddesi çerçevesinde belirlenmiş olduğu anlaşılan maddi tazminat miktarının, maddi ve hukuki yönlerden isabetli olduğu kanaatine varılarak aksi yöndeki istinaf sebeplerine itibar edilmemiştir.
Bu yasal çerçevede, somut olayın özelliklerine göre, iş kazasının meydana geldiği tarih, ülkenin ekonomik ve sosyal koşulları, hakkaniyet ilkesi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, davacının % 20 oranındaki müterafik kusuru, manevi tazminatın amacı, kapsamı ve caydırıcılık uyandıracak miktarda olması gerekliliği ve tüm dava dosyası kapsamı dikkate alınmak sureti ile takdir edilen manevi tazminat miktarının somut olay ile manevi tazminatın kapsam ve amacına uygun olduğu kanaatine varılmıştır.
Tazminat faizini temerrüt faizinden ayıran önemli bir yönde temerrüt faizinde ihtardan veya davadan önce borçlu mütemerrit duruma girmediği halde tazminat faizinde zararı yapanın, tazminatın ödenmesi gereken ve zararın doğduğu günden başlayarak ihtara gerek olmadan kendiliğinden temerrüde düşmesidir. (Yargıtay 21. HD 30.06.2008 Tarih, 2007/17707 Esas – 2008/10112 Karar sayılı ilamı)
Açıklanan içtihat uyarınca, tahsil kararı verilen tazminatlara işletilecek faizin başlangıç tarihinin iş kazası tarihi olarak belirlenmiş olması isabetli bulunmuştur.
Eldeki davaya konu iş kazası nedeniyle davacının uğradığı meslekte kazanma güç kaybı oranının en erken Sosyal Güvenlik Kurumunun 27/06/2011 tarihli Sürekli İş Göremezlik Derecesi (Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı) Tespit Formuyla belirlenmiş olması nedeniyle zararın öğrenildiği bu tarihten itibaren özellikle ıslah tarihi olan 07.09.2020 itibariyle 10 yıllık sürenin dolmadığı, dolayısıyla zamanaşımının söz konusu olmadığı belirgin olup, aksi yöndeki istinaf başvuru sebebine itibar edilmemiştir.
Yapılan tüm açıklamalar doğrultusunda; dosya kapsamındaki yazı, bilgi ve belgelere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde usul ve esas bakımından hukuka aykırılık bulunmamasına, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere göre; tarafların vekillerinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmakla, istinaf başvurularının HMK’nin 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
01.01.2021 tarihinden itibaren verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararları için kesinlik sınırı 78.630,00 TL’dir. Bu kapsamda Dairemiz tarafından manevi tazminat yönünden verilen kararın miktarı itibarı ile kesin nitelikte olduğu belirlenmiştir.” Gerekçeleriyle “Tarafların vekillerinin, Aliağa 1. İş Mahkemesinin 10/12/2020 tarihli, 2018/455 Esas – 2020/237 Karar sayılı kararına yönelik istinaf başvurularının HMK’nin 353/1-b maddesinin (1) numaralı alt bendi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; “25.08.2020 tarihli hesap bilirkişi raporuna yaptıkları itirazların karşılanmadığını, Davacının maddi zararı hesaplanırken normal çalışma ücretinin dikkate alınması gerektiğini, devamlılık arz etmeyen ve gerçekleşme koşuluna bağlı olarak hak kazanacağı fazla mesai, genel tatil ve hafta tatili ücretleri ile davacının efor harcaması gerekmeksizin çalışma karşılığı olmadan verilen çocuk yardımı, yakacak yardımı, bayram harçlığı gibi ödemelerin dikkate alınamayacağını, dosyada bulunan davacının 2009-2020 yılları arası Aralık ayı bordrolarından görüleceği üzere fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ve genel tatil ücreti ödemelerinin devamlılık arz etmediğini, ayrıca çocuk yardımı, yakacak yardımı, bayram harçlığı gibi ödemelerin çalışma karşılığı olmaksızın yapıldığını, davacının iş kazasından sonra bilinen dönem boyunca aldığı ücretin dikkate alınmasının gerektiğini, davacının bedensel güç kaybının hatalı değerlendirildiğini, davacının aynı işyerinde eskisine göre daha fazla efor harcayarak çalıştığı ve kazanç elde ettiği gözetilerek işgücü kaybı nedeniyle tazminat hesaplanması gerektiğini, kaldı ki davacının iş kazasından sonra ücretinde değişiklik yapılmadan çok daha az efor harcamasını gerektiren bilgisayar başında bir işe verildiğini, bilirkişi raporu hazırlanırken davacının banka hesap hareketleri incelenmediğini ve yapılan ödemelerin maddi tazminattan mahsup edilmediğini, kusur oranının hatalı uygulanmasının, tüm maddi tazminat hesaplarını hatalı hale getirdiğini, davacının sürekli iş göremezlik oranına göre pasif devre hesabının yapılmaması gerektiğini, faiz başlangıç tarihinin kaza tarihi olarak esas alınmasının hatalı olduğunu, zamanaşımı def’inin hatalı değerlendirildiğini, fosya kapsamında bulunan … yazılarından görüleceği üzere davacıya %50 sürekli iş göremezlik derecesi üzerinden 26.03.2009 tarihinden itibaren gelir ödendiği, bunun da davacının zararı ve tazminat yükümlüsünü en geç 26.03.2009 tarihinde öğrendiğini gösterdiğini, bu tarihten sonra davacının iş göremezlik oranında ve zararında hiçbir değişiklik meydana gelmediğini, dava konusu taleplere karşı davaya cevap dilekçesi ile birlikte zamanaşımı definde bulunulduğunu, davacının davayı ıslah etmesi üzerine ıslah talebine karşı da zamanaşımı definde bulunulduğunu, ancak mahkemece, davaya ve ıslaha karşı zamanaşımı defilerinin dikkate alınmadığını, gerekçeli kararda bu konuya yer dahi verilmediğini, temyiz konusu kararın bu nedenlerle de hukuka aykırı olup bozulması gerektiğini, hükmedilen manevi tazminat miktarının çok yüksek olduğunu beyanla kararın bozularak kaldırılmasını talep etmiştir.
Davacı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle; “müvekkilinin, davalıya ait fabrikanın idari kadrosunda “teknik ressam” olarak görevli bulunan bir kişi olmasına karşın kaza tarihi itibariyle davalı işverenin emir ve talimatı doğrultusunda anılan saha görevine gönderilmesi ve yaşanan iş kazasında %20 oranında kusurlu olarak addedilmiş olunmasının açıkça hakkaniyete ve yasal mevzuata aykırılık oluşturduğunu, maddi tazminat hesabının yeniden yapılması gerektiğini, istinaf incelemesinin yapıldığı tarihten bu güne gelişen ve değişen ekonomik durumlar neticesinde asgari ücrette %50 oranında artış sağlandığını, bu husus itibariyle yerel mahkeme nezdinde yapılan hesaplama açısından müvekkili davacı lehine ciddi oranda 2022 yılından itibaren pasif dönemi de kapsar nitelikte artış olacağı gözetildiğinde maddi tazminat yönünden davalının temyiz istemine katılma yolu ile kararı temyiz ettiklerini, davalının temyizlerine cevapla; zamanaşımı yönünden Bölge Adliye Mahkemesi değerlendirilmesinin yerinde olduğu, davalının temyizinin kötüniyetli olduğunu, manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının ise kesinlikten reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
A) Davalı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Bölge Adliye Mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanunun 5. maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.
Mülga 5521 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanun 5. maddesi ile değişik beşinci fıkrasına göre parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür.
25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3. maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir.
HMK 362/2. maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir”
HMK 366. maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E. – 1990/4 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir.
Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016 – 01.12.2016 tarihleri arasında 5.000,00 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000,00 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530,00 TL, 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530,00 TL; 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800,00 TL, 01.01.2020 tarihi sonrası için 72.070,00 TL ve 01.01.2021 tarihi sonrası için 78.630,00 TL ’dir.
Somut olay incelendiğinde, ilk derece mahkemesince verilen 10.12.2020 tarihli kararda davacı lehine 75.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 24.11.2021 tarihli kararıyla istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
6100 sayılı HMK’nun 110.maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve diğer hükümlerden ayrı olarak hüküm ve sonuç doğuracağının bu yönle de kesinlik sınırının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği gözetildiğinde davalının temyiz ettiği manevi tazminat hükmünün Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinde yürürlükte olan 78.070,00 TL’lik temyiz (kesinlik) sınırının altında kaldığı anlaşılmakla davalı vekilinin anılan hükme yönelik temyiz istemlerinin kesinlik nedeniyle reddine karar verilmiştir.
B) Davacı ve davalı vekillerinin maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplerle, temyiz kapsam ve nedenlerine ve özellikle davacı vekilinin istinafa getirmediği maddi tazminata yönelik itirazını, temyiz itirazı olarak kanun yolu incelemesine getirmesinde hukuki yararının bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2- 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı H.M.K. ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107.maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”
Bu davadaki temel amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur”
Bu doğrultuda H.M.K.’nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez.
Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.
Öte yandan HMK`nin 33.maddesine göre Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
Bu açıklamalar doğrultusunda, davaya konu iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu hususu da dikkate alınarak davayı 6100 sayılı H.M.K’nun 107.maddesine dayalı belirsiz alacak davası olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi ve buna göre de zamanaşımının dava tarihi itibariyle tüm alacak yönünden kesildiğinin kabul edilerek talep artırıma yönelik dilekçeye yönelik zamanaşımı def’inin reddine karar verilmesi gerektiği açıktır. (Dairemizin 13.04.2022 Tarih ve 2021/3834 E- 2022/5880 K’da aynı yöndedir.)
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın gerekçesinde zamanaşımı def’i yönünden bir değerlendirme yapılmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda ise ıslah tarih itibariyle zamanaşımının oluşmadığına dair yukarıda işaret olunan gerekçeye yer verilerek istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiş, esas açısında varılan sonuç hukuka uygun olmuş ise de; Dairemizce kabul edilen ve yukarıda işaret olunan ilkeler doğrultusunda, mahkeme gerekçesinde; davanın açıldığı tarih itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı ve davanın açıldığı tarih itibariyle maddi tazminat alacağının davacı yönünden belirlenebilir olmamasına göre 6100 sayılı HMK’nun 107.maddesi hükümleri kapsamında davanın mahkemece belirsiz alacak davası olarak değerlendirilip, bu yönle maddi istemin artırılmasına yönelik davacı tarafça mahkemeye sunulan 07.09.2020 tarihli dilekçenin de HMK’nun 107/2.maddesi kapsamında bir talep artırım dilekçesi olduğu gözetilerek, bu yönle davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def’ine itibar edilmediğinin gerekçede belirtilmesi gerektiği açıktır.
Bu durum karşısında yazılı şekilde İlk Derece Mahkemesi kararında bir gerekçeye yer verilmemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararında ise zamanaşımı def’i yönünden bir gerekçe oluşturulmuş ise de; HMK’nun 353/2-3 maddesi göz önünde bulundurularak, kararın gerekçesindeki noksanın ikmal edilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde istinaf istemlerinin HMK’nun 353/1-b1.maddesi kapsamında esastan reddine dair karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf istemlerinin esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır.
Ne var ki; bu aykırılığın giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hüküm bozulmamalı, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 370.maddesi hükmü gereğince Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen gerekçe düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçelerle:
Aliağa 1. İş Mahkemesinin 10.12.2020 tarih ve 2018/455 E- 2020/237 K sayılı kararının gerekçesinde yer alan
“Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından anlaşılacağı üzere;” ifadelerinden sonra gelmek üzere:
“Davaya konu iş kazasının 08.09.2008 tarihinde gerçekleştiği ve iş bu yargılamaya konu tazminat davasının 29.08.2018 tarihinde açıldığı, davanın açıldığı tarih itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Davanın açıldığı tarihte 6100 sayılı H.M.K. yürürlükte olup anılan kanunun 107.maddesi kapsamında, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle maddi tazminat istemini tam ve kesin olarak belirleyebilmesi kendisinden beklenemeyecek durumdadır. Nitekim davacı vekili dava dilekçesi ekinde yol gösterici olması açısında hesap uzmanı görüşü sunmuş ise de maddi tazminat istemini tam olarak belirleyemediklerini belirterek asgari bir miktar göstererek ve ileride hesaplanacak miktara artırmak üzere dava açtığı anlaşılmaktadır. O halde davanın belirsiz alacak davası olarak değerlendirilmesi gerektiği, yargılamanın devamında davacının maddi tazminat alacağının 25.08.2020 tarihli hesap raporuyla 578.620,81 TL olarak belirlenmiş olduğu, davacı vekilinin de HMK’nun 107/2.maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken 07.09.2020 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat istemini bu miktara artırdığının anlaşılmasına göre, davalı tarafça iş bu talep artırım dilekçesine karşı sunulan zamanaşımı def’inin HMK’nun 107/2.maddesi kapsamında reddine karar vermek gerekmiştir.”
Rakam ve sözcükleri yazılmak ve anılan kararın gerekçesinde yer alan
“Dava konusu maddi ve manevi tazminat davası olup,” cümlesiyle başlayan gerekçeyle devam etmek suretiyle, İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinin HMK’nın 370 maddesi gereğince açıklanan nedenlerle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, davalı taraf Dairemizde icra edilen duruşmada kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle 8.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 06.12.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.