YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/15593
KARAR NO : 2023/2047
KARAR TARİHİ : 10.04.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Hükmün bozulması
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. … Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.03.2018 tarihli ve 2017/19 Esas, 2018/99 sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237
sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 62 inci maddesi, 53 üncü maddesi, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 6 yıl 10 ay 15 … hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 27.12.2018 tarihli ve 2018/2189 Esas, 2018/2671 sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
3. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 08.10.2021 tarihli, UYAP sisteminden alınan güncel nüfus kaydına göre, sanık …’ın 01.10.2021 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında, ölümün doğruluğu kesin biçimde saptanarak, sanık hakkında açılan kamu davasının TCK’nın 64 ve CMK’nın 223/8 inci maddeleri gereğince düşmesine karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi zorunluluğu, bozmayı gerektirmiş, sanık …’ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, CMK’nın 302 nci maddesi gereğince hükmün bozulması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz istemi özetle;
1. Suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına,
2. ByLock programını kullanmadığına,
3. Usul ve kanuna aykırı karar verildiğine,
4. Kabule esas alınan delillerin hukuka aykırı olduğuna,
5. Eksik araştırma, inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğuna,
6. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine,
7. Yapının 15 Temmuz darbe girişimi ile örgüt sayılması gerektiği, iddia olunan eylem tarihleri itibariyle yargı kararı ile belirlenmiş terör örgütünün bulunmadığına, bu tarihten önceki eylemlerin suç sayılmaması gerektiğine,
8. Temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebepleri ve sair hususlara,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
İddia, sanığın savunması, ByLock sorgu sonucu, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı, ByLock uygulamasının hizmet sunduğu ip adreslerine bağlantının tespitine ilişkin BTK kayıtları, HTS kayıtları ve tüm dosya kapsamı ile; sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan gizli bir ağ olarak kabul edilen ByLock haberleşme programını telefonuna yükleyerek kullandığı, sanığın savunmalarında söz konusu hattı kullandığını ikrar ettiği sabit olup, sanık ısrarlı bir şekilde söz konusu programı kullanmadığını savunmuş ise de, savunmasını destekleyen bir argüman sunmadığı, ByLock tespit tutanağı incelendiğinde dosyadaki sanığa ilişkin adres, aile nüfus kayıt, mesleği, iş yeri bilgilerinden dosyaya kayıtlı bu ByLock kayıtlarının sanık tarafından bizzat kullanıldığının sabit olduğu, sanığın ByLock tespit edilen telefon numarasını bizzat kullandığına yönelik beyanı nazara alındığında programın sanık tarafından kullanıldığının tespitine dair … İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yazısını hukuken geçersiz kılacak bir durum bulunmadığı, ortada istihbari bir verinin değil, bizzat sanık tarafından yapılan iletişimin bulunduğu, kullanıma ilişkin tespitin somut veri niteliğinde olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın örgüt içi gizli haberleşme programı olan ByLock programını kullandığı yönünde tam bir vicdani kanaat hasıl olmuştur. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün bir mensubu olarak, örgütün ideolojisi ve stratejisi doğrultusunda hareket ettiği, ByLock programını kullanan sanığın (ByLock iletişim sistemi, yukarıda açıklanan somut delillerle kanıtlandığı üzere, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle) örgüt talimatı ile bu ağa dahil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tespit edildiğinden Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi 14.07.2017 tarih 2017/1443 Esas, 2017/4758 Karar sayılı emsal içtihadında ifade bulduğu üzere kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olduğu, örgütün hücre tipi yapılanmasının devamını sağladığı ve bu yapıyı örgütün üzerinde hassasiyetle durduğu tedbir ve takıyye faaliyetlerine özen göstererek ve ByLock programını kullanarak gizlilikle sürdürdüğü, örgütün lider ve yöneticilerinin talimatlarına istinaden, bağlılık ve kararlılıkla, örgütün organik yapısına dahil olup süreklilik arz eden şekilde bir emir komuta zinciri içerisinde, kendisine biçilen görevi yerine getirmek için hareket ettiği, bu kapsamda yukarıda ifade bulan suçun unsurlarının sanık açısından oluştuğu kabul edilmiş, sanığın tamamen inkara yönelik olan savunmasına yukarıda açıklandığı üzere delillerin mahiyeti ve ispat gücü anlamında bir tereddüt yaşanmadığından itibar edilmemiştir. Hata hükümleri çerçevesinde silahlı terör örgüt üyeliği suçunun değerlendirilmesi açısından; Ayrıntıları Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2016/7162 Esas, 2017/4786 sayılı kararında da ifade bulduğu üzere; bir oluşumun suç örgütü olarak faaliyette bulunması her zaman mümkün olup, suç örgütü kabulü için mahkemenin bu yönde bir tespit yapması zorunlu değildir. Örgütün niteliklerinin mahkemece belirlenmesi bir tespit kararıdır. Önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de, örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri açısından, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından işledikleri fiile göre sorumlu olacaklardır. Aksine kabul örgüt kararı kesinleşinceye kadar gerçekleşen zaman diliminde örgütsel suçların oluşmayacağı anlamına gelir ki bu durum suç ve yaptırım teorisine
aykırıdır. Zira, bir kasten öldürme, hırsızlık, cinsel saldırı suçlarında, ceza usul hukuku açısından, fiilin ve failin tespiti yapılacak yargılama sonucunda verilen kararın kesinleşmesi ile hukuki açıdan varlık kazanacaktır. Eylemin gerçekleştiği tarih şüphe yok ki maddi olayın olduğu tarih olup, kararın kesinleşme tarihi olmadığı tartışmadan uzak olduğu gibi, kişilere örgütten yaptırım uygulanması da örgüt kararının verilmesine bağlı değildir. Mahkeme kararıyla örgüt kararı verilmemiş olması, örgüte bir şekilde katılan, örgüt adına suç işleyen veya örgüte yardım eden kişilerin kusursuz olmaları bir başka deyimle yardım ettikleri veya adına suç işledikleri yapının örgüt olduğunu bilmemeleri halinde “hata hükümleri çerçevesinde” sorumsuzluk halini sağlayacaktır. Bu nedenle suç tarihi itibariyle bir örgüt kararının verilmemiş olması, açıklanan ilkeler doğrultusunda, neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanıkları, yasal yönden sorumlu tutulmalarına engel teşkil etmeyecektir. Sanık …’ın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği sabit görülmekle, eylemine uyan TCK’nın 314/2 nci maddesi gereğince Türk Ceza Kanunu’nun 61 ve 3/1 maddeleri gözetilerek sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün sadakatinden emin olunan bir kısım mensupları tarafından kullanılan ByLock iletişim sistemine örgüt talimatı ile dahil olarak ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla bu ağı kullanıyor olması, sanığın 657 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesi gereğince yasal düzenleme ile devlete karşı sadakat borcu bulunması ve bu hususta yeminli olarak görev yapmasına rağmen devletin Anayasal düzenine karşı suç niteliğinde olan suç işlemesi nedeni ile kamu personeli olmayan diğer kişilere nazaran suç kastının yoğunluğunun fazla olması, suçun işleniş şekli ve sanığın amaç ve saiki, kastın yoğunluğu, mensubu olduğu FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün ülke ve dünya çapında gerçekleştirdiği örgütlenme itibariyle ortaya koyduğu tehlikenin ağırlığı hususları göz önüne alınarak takdiren asgari hadden uzaklaşılarak 5 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasının ceza adaletine, hakkaniyete ve tüm dosya kapsamına uygun düşeceği yönünde tam bir vicdani kanat hasıl olmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, “…Duruşmaya CMK’nın 191/1 inci maddesi gereğince iddianamenin kabulü kararının okunması ile başlanarak, sonrasında aynı maddenin diğer fıkralarında belirtilen sıralamaya uyularak duruşmaya devam edilmesi gerekirken, gelen yazı cevaplarının okunması sonrası sanığın kimlik tespitine geçilmesi şeklinde devam eden işlemlere ilişkin uygulamanın CMK’nın 191/1 inci maddesine aykırı olduğu anlaşılmış ise de, maddedeki sıralamaya uyulmamasına ilişkin usul hatasının nispi bir hukuka aykırılık olması karşısında, kuralın koruduğu amaca bir zarar gelmediği ve bu durumun sonuca etkili olmadığı anlaşılmış olup, bu hususun eleştiri konusu yapılması ile yetinilmiştir. Hükümden sonra dosyaya gelen ve sanığın ev ağabeyliği yaptığını belirten şüpheli Y. K.’ye ait soruşturma beyanı ile teşhis tutanağı içeriğine göre sanığın örgüte ait evde kaldığı anlaşılmış ise de; İlk Derece Mahkemesi tarafından kurulan hüküm yönünden dosya kapsamında mevcut bulunan deliller, kabul ve uygulamaya göre hüküm vermeye yeterli olduğu tespit edilmekle, hükümden sonra gönderilen bu deliller cezanın belirlenmesi yönünden de sonuca etkili görülmemiş…”, eleştiri konusu dışında isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda;
Sanığın UYAP’tan alınan ve dosya içerisine konulan nüfus kayıt örneğine göre hükümden sonra 01.10.2021 tarihinde öldüğü ve bu hususun kayıtlara işlendiği görülmekle, sanığın öldüğüne ilişkin kayıt araştırılarak TCK’nın 64/1 inci maddesi gereğince hukuki durumunun tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiş olup diğer yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle bu sebepten dolayı CMK’nın 302/2 maddesi uyarınca bozulmasına karar verilmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanığın temyiz talebi yerinde görüldüğünden hükmün sair yönleri incelenmeksizin öncelikle bu nedenle … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 27.12.2018 tarihli ve 2018/2189 Esas, 2018/2671 sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dosyanın … 17. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
10.04.2023 tarihinde karar verildi.