Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2022/6162 E. 2023/2239 K. 12.04.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6162
KARAR NO : 2023/2239
KARAR TARİHİ : 12.04.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı dava dilekçesinde, nakit paraya ihtiyacı olduğu için davalıdan borç istediğini, aldığı borca karşılık olarak maliki olduğu dava konusu 362 ada 2 parsel sayılı taşınmazdaki 4 numaralı bağımsız bölümünü teminat olarak devretmesini istediklerini, kendisinin de devri kabul ettiğini, aldığı borcu faizi ile birlikte ödemesine rağmen taşınmazın geri verilmediğini, kira bedeli ve evin tahliyesi için dava açıldığını, savcılıkta devam eden bir dosyanın da olduğunu ileri sürerek, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP
Davalı, süresinde davaya cevap vermemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının muvazaalı inançlı işlem iddiasını ispatlayacak yazılı sözleşme ibraz etmediği gibi yemin deliline de dayanmadığı gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davalı istinaf dilekçesinde özetle; eksik inceleme yapıldığını, taşınmazın 2011 yılında … Bankası…-Şubesinden çektiği 400.000 TL kredi ile satın alındığını, bu krediyi taksitler halinde ödemeye başladığını, zamanla ekonomik durumunun kötüye gittiğini, taşınmazın banka borcundan dolayı icra yoluyla satılmaması için uzun süredir tanıdığı, güvendiği davalıyla konuştuğunu, kendisine borç para vermesini istediğini, davalının 198.000,00 TL borç para verdiğini, bunun karşılığında evi geçici olarak davalıya devrettiğini, davalıdan almış olduğu bu borcu davalıya iade edeceği, davalının da evi geri vereceği konusunda anlaştıklarını, bu hususta aralarında inanç sözleşmesi düzenlediğini ancak tüm aramalarına rağmen sözleşme örneğinin bulunamadığını, taşınmazın devir tarihindeki değerinin 323.000,00 TL olduğunu, ödünç olarak verilen paranın 198.000,00 TL olduğunu, taşınmazın o zamandaki değerinin neredeyse yarısı kadar olduğunu, bu durumun satışın gerçek bir satış olmadığını gösterdiğini, ödünç aldığı parayı ödemesine rağmen davalının taşınmazı geri devretmeye yanaşmadığını, taşınmazda yaşamaya devam ettiğini, davalının yakın tarihte aleyhine açtığı taşınmazın tahliyesine ilişkin davadan feragat ettiğini, kararın hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; inançlı işlem iddiasına dayanıldığı, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca iddia olunan inanç sözleşmesinin ispatı için yazılı delil sunulmadığı, dava konusu taşınmazın davalıya inançlı işlemle devredildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı temyiz dilekçesinde özetle; eksik inceleme ile karar verildiğini, davalı ile 10 yıldan uzun süredir arkadaş olduklarını, taşınmaz üzerindeki ipotek dayanağı borcunu ödeyemediğini, borçları olduğunu, davalıya güvendiğini ve borç istediğini, 198.000,00 TL kendisine borç verdiğini, kendisinin de geçici olarak taşınmazı davalıya temlik ettiğini, aralarındaki anlaşma uyarınca borcunu ödediği zaman evin kendisine devredileceğini, sözleşme de düzenlenildiğini ama anılan sözleşmeyi bulamadığını, temlikten bir gün sonra davalının kendisine 198.000,00 TL gönderdiğini, o para ile krediyi kapattığını, evin temlik tarihindeki gerçek değerinin 323.000,00 TL olduğunu, taşınmazda kendisinin yaşamaya devam ettiğini ve davalının bir itirazı olmadığını, sulh hukuk mahkemesinde açılan tahliye davasından da davalının feragat ettiğini, davalının üç sene önce kaçak içki nedeniyle yakalanması olayında kendisini şikayetçi olarak gördüğü için taşınmazı devretmeye yanaşmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. (… Borçlar Kanunu’nun (TBK) 97 nci maddesi) Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK’nın 26 ncı ve 27 nci maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır. TBK’nın 97 nci maddesine göre, karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.

İnançlı işlem inanç sözleşmesine dayandığından, sözleşmelere ilişkin zaman aşımı hükümlerinin inançlı işlemlere de uygulanacağı, bu sürenin inançlı işlemin türüne göre kıyasen tatbik edilecek vekalet ve rehin hükümlerine göre belirleneceği gerek uygulamada gerekse doktrinde baskın görüş olarak benimsenmektedir. Ne var ki, zaman aşımı süresinin başlaması için inanç ilişkisi sona ermeli veya alacak muaccel hale gelmelidir. Bu itibarla inanç sözleşmesi sona ermediği, inanç konusu inanılanda, alınan para inananda kaldığı sürece zaman aşımı süresinin başlamasına olanak yoktur. Açıklanan kuralın doğal sonucu olarak taraflar borcun ödenmesi için bir süre kararlaştırmış ve borç bu süre içerisinde ödenmemiş olsa dahi inanç ilişkisi devam ettiğinden inanç konusunun iadesi için dava açılabilir. İnanılan, kararlaştırılan sürenin geçtiğinden bahisle inanç konusunu iade etme yükümlülüğünün sona erdiğini savunarak iade borcunu yerine getirmemezlik yapamaz. Keza kararlaştırılan süre içerisinde borcun ödenmemesi halinde inanç konusunun inanılana geçeceği, inananın dava açamayacağı yönünde inananın müzayakasından yararlanılarak sözleşmeye konulan böyle bir koşul … Medeni Kanunu’nun (TMK) 873 üncü ve 863 üncü maddelerinin buyurucu hükümlerine aykırı düşeceğinden geçersiz olup, sözleşme serbestisi kuralına dayanılamaz. Aksinin kabulü halinde borç veren borç alanın darda kalmasından yararlanarak daima inanç sözleşmelerine böyle bir hüküm koymak suretiyle söz konusu madde hükümlerinden kurtulma ve borç verdiği kişinin malını veya hakkını çok az bir bedel ile eline geçirme, onu istismar etme olanağını elde etmiş olur ki, bu husus sözleşme hukukunun genel prensiplerine, ahlaka, kanun koyucunun amacına ters bir sonuç doğurur ve tefeciliği teşvik eder. Nitekim böyle sözleşmelerin batıl olduğu TBK’nın 26 ncı ve 27 nci maddelerinde hükme bağlanmıştır.

3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371 … maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 370 … maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı 99,20 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

12.04.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.