Yargıtay Kararı 12. Hukuk Dairesi 2023/731 E. 2023/1555 K. 09.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/731
KARAR NO : 2023/1555
KARAR TARİHİ : 09.03.2023

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından borçlu hakkında başlatılan bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takiplerde, borçlunun asıl ve birleşen davalarda keşideci imzalarına itirazda bulunduğu, mahkemece davanın reddine karar verildiği, alacaklının talebi üzerine 07.06.2016 tarihli tavzih kararı ile birleşen davanın reddine karar verilerek bu dava yönünden hüküm tesis edildiği, borçlunun temyiz istemi üzerine Dairemizin 26.04.2018 tarihli, 2016/30459 E. – 2018/3725 K. sayılı ilamı ile mahkemece verilen ilk kararda birleşen dava yönünden ayrıca bir karar verilmediği, tavzihen bu dava hakkında karar verilmesinin maddi hataya ilişkin olmayıp uyuşmazlığın esasına ilişkin olduğu, bu nedenle anılan eksikliğin tavzih yoluyla ikmalinin mümkün olmadığı, mahkemece, alacaklının hükmün tavzihine ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, bu konudaki istemin kabulü yönünde hüküm tesisinin isabetsiz olduğu gerekçesi ile mahkemenin tavzih kararının resen kaldırılmasına karar verildiği, mahkemenin 12.05.2016 tarihli kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; mahkemece her iki dosyanın birleştirilmesine karar verilmesine rağmen hüküm fıkrasında birleştirilen dosyaya yer verilmemesinin isabetsiz olduğu, bu nedenle mahkemece, asıl ve birleşen davalar hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiğinden bahisle mahkeme kararının bozulduğu, yapılan yargılama sonunda asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı reddi ile borçlu aleyhine tazminat ve para cezasına hükmedildiği görülmektedir.
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
İİK’nın 168. maddesinin 4. bendine göre; imzaya itirazın ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine yapılması zorunludur. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup; mahkemece re’sen gözetilmelidir.
Somut olayda, birleşen davaya konu … İcra Müdürlüğünün 2015/3230 E. sayılı takip dosyasının incelenmesinde; örnek 10 numaralı ödeme emrinin borçluya 01.06.2015 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu vekilinin İİK’nın 168/4. maddesinde öngörülen yasal beş günlük süreden sonra 10.07.2015 tarihinde icra mahkemesine başvurarak imzaya itirazda bulunduğu anlaşılmış olup birleşen davanın anılan takip dosyası yönünden süre aşımı nedeniyle reddi gerekirken itirazın esası incelenerek reddi ile borçlu aleyhine tazminat ve para cezasına hükmedilmesi isabetsizdir.
Diğer yandan, İİK’nın 170/3. maddesinde; “İnkâr edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen ESAS NO : 2023/731

senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere inkâr tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilir ve itiraz reddedilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda, mahkemece esas ve birleşen davaya konu diğer takipler (… İcra Müdürlüğünün 2015/2806 E. ve 2015/3911 E. sayılı) yönünden imzaya itirazların reddine karar verilmesi yerinde ise de borçlu aleyhine asıl alacağın %10’u oranında para cezasına hükmedilmesi gerekirken %20’si oranında para cezasına hükmedilmesi isabetsizdir.
O halde, mahkemece yukarıda yazılı nedenlerle esas ve birleşen davalara konu … İcra Müdürlüğünün 2015/2806 E. ve 2015/3911 E. sayılı takip dosyaları yönünden imzaya itirazların reddi ile borçlu aleyhine bu takiplere konu asıl alacakların %20’si oranında tazminat ile %10’u oranında para cezasına hükmedilmesine, birleşen davaya konu … İcra Müdürlüğünün 2015/3230 E. sayılı takip dosyası yönünden itirazın süre aşımından reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nın 366. ve HUMK’nın 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.03.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

(M)

Üye Dr. …’in Karşı Oy Yazısı;
Şikayetçi borçlu … İcra Müdürlüğünün 2015/2806 Esas sayılı dosyası üzerinden aleyhinde başlatılan kambiyo senedine dayalı takipte ödeme emri tebliğinden itibaren süresi içinde icra mahkemesine verdiği itiraz dilekçesinde takibe konu bono üzerindeki keşideci sıfatı ile kendisine atfen atılı bulunan imzaya itiraz etmiştir. Anılan takibe konu 23.1.2015 tanzim 5.4.2015 ödeme tarihli 10.000 TL bedelli senetlerle ilgili olarak aldırılan 19.11.2015 tarihli … Adli Tıp Kurum raporunda “…imzanın …’e aidiyeti konusunda daha ileri bir tespite gidilemediği…” kanaatinin bildirildiği görülmüştür. Bu rapora itiraz edilmesi üzerine düzenlenen 15.3.2016 tarihli kurul raporunda ise senetteki imzaların …’in elinden çıkmış olduğu kanaatinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
Her iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmesi için … Adli Tıp Kurumundan aldırılan 18.12.2019 tarihli raporda ” imzanın …’e aidiyeti konusunda daha ileri bir tespite gidilemediği” şeklinde kanaat bildirildiği tespit edilmiştir. Raporlar arasında çelişkinin giderilmesi için mahkemenin istemi üzerine Adli Tıp Kurumunun 27.8.2010 tarihli rapor verdiği, bu rapor da hüküm için yeterli görülmeyecek çelişkinin giderilmesi için dosyanın yeni bir bilirkişiye gönderilmesine dair ara karar verildiği, ancak bu ara karardan dönülerek imzaya itirazın reddi yönünde hüküm kurulduğu görülmektedir.
Mahkemenin ret gerekçesinde raporlar arasında çelişki bulunmadığı, 15.3.2016 tarihli imzanın borçluya ait olduğuna ilişkin kanaat içeren rapora itibar edilerek hüküm kurulduğu belirtilmektedir.
Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte, alacaklı bu takibi yapmakla takibe dayanak oluşturan kambiyo senedi altında borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olduğunu iddia etmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.4.2006 gün 2006/12-259 Esas, 2006/231 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere “imzanın borçluya ait olduğunu kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu göz ardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya gidilmemelidir.
Somut olayda imzanın borçluya aidiyeti konusunda daha ileri bir tespite gidilemediğine ilişkin 19.11.2015 tarihli … Adli Kurumunun raporu ile imzanın borçluya ait olduğu yönündeki 15.3.2016 tarihli kurul raporu arasında çelişki bulunmaktadır. Çünkü ilk rapora üstünlük tanınır ise imzanın aidiyeti konusunda oluşan belirsizliğin borçlu lehine yorumlanması sureti ile imza itirazının kabulüne karar verilmesi gerekirken, ikinci rapora üstünlük tanınması halinde borçlunun imza itirazının reddine karar verilmesi gerekmektedir. İmzanın aidiyeti konusunda imzanın basit tersimli olması nedeniyle bir kanaate ulaşılamamış olması da mümkündür. Her iki raporda mahkemece istem üzerine alındığından birinin diğerine üstünlüğü kabul edilemez. ( Hukuk Genel Kurulunun 7.10.2019 tarih ve 2009/12-382 Esas, 2009/415 K.)
Bu durumda raporlar arasındaki çelişkinin giderilerek karar verilmesi gerekirken bu konudaki ara kararından dönülerek raporlar arası çelişki bulunmadığından söz edilerek imzanın borçluya ait olduğuna ilişkin rapora üstünlük tanınması ve imzaya itirazın 5.4.2015 vadeli 10.000 TL’lik senet yönünden reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 4.7.2006 gün 2006/11792 E., 2006/14643 K.; 13.7.2006 gün 2006/12449 E., 2006 /15499 K.; 21.7.2009 gün 2009/8401 E., 2009/16412 K.; 6.10.2009 gün 2009/9448 E., 2009/18072 K.; 17.11.2009 gün 2009/14576 E., 2009/22694 K.; 23.5.2011 gün 202014/18427 E., 2014/24322 K.; 25.6.2015 gün 2015/13871 E., 2015/17824 K.; 25.6.2015 gün 2015/6437 E., 2015/17897 K.; 29.6.2015 gün 2015/7774 E., 2015/18130 K.; 2.3.2016 gün 2016/416 E., 2016/6047 K.; 29.6.2022 gün 2022/1146 E., 2022/7993 K. sayılı kararları, yukarıda belirtilen şekilde raporlar arasında çelişki bulunması halinde raporlar arası çelişkinin giderilerek karar verilmesi görüşü benimsenmiştir. Bu kararlar Yargıtayın yerleşik uygulamasına örnek olarak gösterilebilir.
Yukarıda yazılı nedenlerle icra mahkemesi kararının bu yönden de bozulması görüşünde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılamıyorum. 09.03.2023