Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2022/5907 E. 2023/253 K. 17.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/5907
KARAR NO : 2023/253
KARAR TARİHİ : 17.01.2023

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
HÜKÜM/KARAR : Ret

Taraflar arasında görülen iptal – tescil davasında verilen davanın reddine ilişkin karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozma kararına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.

Karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 17.01.2013 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar … v.d. vekili Avukat … …. Davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı … vekili gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı, gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

I. DAVA
Davacı, davalı … ile 1974 yılında evlendiklerini, dava konusu 2338 ada 16 parsel sayılı taşınmazdaki 8 no.lu bağımsız bölümde 12 yıldır ikamet ettiklerini, davalı …’in boşanma davası açtıktan bir hafta sonra aile konutu niteliğinde olan çekişmeli taşınmazı bilgisi ve rızası olmaksızın, mal kaçırmak amacı ile diğer davalı …’a satış yoluyla devrettiğini, temlik tarihinde davalı …’in ehliyetsiz olduğunu, ayrıca davalı …’ın başka şehirde yaşadığını ve taşınmazı görmeden satın almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, iyiniyetli olmadığını, temlikin muvazaalı ve mal kaçırma amaçlı olduğunu ileri sürerek, çekişmeli taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı … adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP
Davalılardan …, taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını, iyi niyetli olduğunu, ödediği bedellerin karşılanması halinde taşınmazı devretmeye hazır olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, diğer davalı … vasisi ise davayı kabul etmiştir.

III. MAHKEME KARARI
Sivas 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.05.2016 tarihli ve 2016/25 E., 2016/404 K. sayılı kararıyla; davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Sivas 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 21.01.2020 tarihli ve 2016/18842 E., 2020/304 K. sayılı kararı ile; “…taraf teşkili sağlanmadan ve ehliyetsizlik iddiası yönünden araştırma yapılmadan sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, taraf teşkilinin sağlanması zorunlu bulunduğundan, öncelikle kısıtlı olup dava sırasında ölen …’in tüm mirasçılarının tespit edilerek davaya olur verip vermediklerinin saptanması, olur verilmezse TMK’nın 640. maddesi uyarınca terekesine temsilci atanması yönünde dava açılmasının sağlanması, tereke temsilcisi atanır ise huzurunda davaya devam olunması, kısıtlı …’in temlik tarihinde hukuki işlem ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınması, ehliyetsiz olması halinde davanın kabulüne karar verilmesi, ehliyetli olması halinde muvazaa iddiası yönünden araştırma ve inceleme yapılarak hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve noksan soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi doğru değildir.” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 08/02/2021 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda 30/01/2012 tarihinde muris …’ın fiil ehliyetinin yerinde olduğunun bildirildiği, bir kısım davacı tanıklarının anlatımları aksini söylese de bahsi geçen Adli Tıp Kurumu raporu karşısında bu beyanlara itibar edilmediği, öte yandan dosya kapsamındaki tanık anlatımları dikkate alındığında davaya konu taşınmaza ilişkin 30/01/2012 tarihli satış işleminin muvazaalı olmadığı, gerçek bir satışın söz konusu olduğu, davacıların iddialarını ispatlayamadıkları gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; müteveffa …’ın davacıya boşanma davası açtıktan bir hafta sonra 30.01.2012 tarihinde kendi adına kayıtlı olan ve halen davacı eş …’nın ikamet ettiği aile konutunu Sivas Tapu Müdürlüğünün 30.01.2012 tarihli ve 1700 yevmiye sayılı satış senedi ile davalı …’e vekili emlakçı ağabeyi … Bıldırcın aracılığıyla devrettiğini, yapılan bu devir ve satış işleminin, öncelikle TMK’nın 194. maddesine aykırı olup iptali gerektiğini, ayrıca satış işleminin muvazaalı olduğunu, …’ın kendisinde bulunan “Sanrısal Bozukluk” denilen akıl hastalığının etkisi altında iradesinin fesada uğratıldığını ve bedelsiz olarak dava konusu meskenin davalı …’e devrinin sağlandığını, …’un evi hiç görmeden, özelliklerini de bilmeden devraldığını ve satış tarihinde (30.01.2012) Muğla ili … ilçesinde ikamet ettiğini, 70.000,00.-TL devir bedelinin müteveffa …’a ödenmediğini, buna ilişkin banka dekontu veya buna benzer bir belgenin de ibraz edilmediğini, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı itibariyle iddialarını ispatladıklarını belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ehliyetsizlik ve muvazaa hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi ile şahsın hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış, 10. maddesi de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (…) olmayı kabul ederek “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlem ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı Yasa’nın 13. maddesinde “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu Kanun’a göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu Yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.

TMK.nın 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.06.1941 tarihli ve 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.

2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesinde; “Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.”, 1024. maddesinde; “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden ayni … zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
3. Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesinde; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”,
4. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190/1. maddesinde; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” düzenlemeleri mevcuttur.
5. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler” başlıklı 19.maddesinde, “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir.

3. Değerlendirme
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı HMK’nın geçici 3/2 maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un uygulanacağı davalar yönünden HUMK’un 428.maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna ve bozma kararına uygun olup davalı tarafın temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacılar vekilinin, yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA,

Aşağıda yazılı 179,90 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına,

Temyiz edilen davalı vekili duruşmaya katılmadığından duruşma vekalet ücreti takdir edilmesine yer olmadığına,

Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

17/01/2023 gününde oy birliği ile karar verildi.