YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/14440
KARAR NO : 2009/16979
KARAR TARİHİ : 17.11.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan 20/01/2009 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 10/11/2009 günü için yapılan tebligat üzerine,davalı … vekili avukat … geldi, karşı taraftan davacı vekili avukat … geldi başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine, … Köyü 929 ada, 19 parsel sayılı taşınmazın 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması ile Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan yerlerden olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescili iddiasıyla dava açmıştır.
Mahkemece 22/12/1998 gün ve 1998/26-742 sayılı karar ile “davanın kabulüne, davaya konu taşınmazın tapu kaydının iptaline, Hazine adına tesciline” karar verilmiş, kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09.06. 19995 gün ve 1999/6020-6170 sayılı bozma kararı ile (6831 Sayılı Yasanın 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2. madde uygulaması ile orman sınırı dışına çıkarılan taşınmazın eski tapu kayıt maliki adına çıkarılacağından, yöntemince tapu uygulaması yapılarak sonucuna göre karar verilmesi) gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra 19/9/2002 gün ve 1999/419-2005/148-2511 sayılı karar ile (davanın kabulüne, davaya konu taşınmazın tapu kaydının iptaline, Hazine adına tesciline) karar verilmiş, kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09/03/2005 gün ve 2005/148-2002/641 sayılı bozma kararı ile (Daha önceki bozma kararına uyulmasına rağmen bozma gereklerinin yerine getirilmeden karar verilmesinin hatalı olduğu bu nedenle yeniden keşif yapılarak, ,yöntemince tapu uygulaması yapılarak kapsamının tayin edildikten sonra,ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak, davanın KABULÜNE, dava konusu, … Köyü, 929 ada, 19 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaline, taşınmazın Hazine adına tesciline, karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu iptali ve tescile ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde dava tarihinden önce 1939 yılında 3116 Sayılı Yasaya göre yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra aplikasyon ve 6831 sayılı yasanın 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2. madde, 2896 ve 3302 Sayılı Yasalar ile değişik 2/B uygulamaları bulunmaktadır.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1939 yılında 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan ve kesinleşen orman kadastrosunda, dava konusu taşınmazın orman sınırları içinde bırakıldığı, 14/09/1979 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 6831 Sayılı Yasanın 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2.madde uygulaması ile orman sınırları dışına
çıkartıldığı, Mart 1937 tarih 1119-120 nolu sicilden gelen Nisan 1959 tarih 8, 9 nolu ve Kokmuş Pınar mevkiinde, sınırları Sarıyere giden yol, Su Tarazisi Kurbu ve Kabristan, Tosun Ağa ve … Ağa tarlası olan tapu kaydının uygulanması için daha önce verilen mahkeme kararlarının iki kez bozulduğu, bozma kararından önce ve sonra bir çok kere yapılan keşifte, halen eylemli fundalık olup ve hiç bir zaman kullanılmayan taşınmazın eski tapu kapsamında kalmadığı, mahkamece kabul edilmesinin doğru olduğu gibi, çıkarma işleminin, 6831 Sayılı Orman Yasasının 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2 maddesinin 2.fıkrasına göre değil 1. fıkrasına göre uygulama yapılarak nitelik kaybettiği gerekçesiyle orman sınırı dışına çıkartıldığı, 2. fıkraya göre çıkartılmadığı için, 2. madde uygulamasının kesinleşmesi durumunda dahi 1744 sayılı yasanın davalı kişi yararına uygulanamayacağından,1744 Sayılı Yasanın 2/1. maddesi gereğince nitelik kaybı nedeniyle orman rejimi dışına çıkartılan yer, orman tahdidinin kesinleştiği tarihten daha önceki zamanlarda tapuya kayıtlı olsa dahi, mülkiyetinin tapu sahibine intikal etmeyeceği,çünkü, 1744 Sayılı Yasanın 2/2. maddesinde yazılı “ Evvelce sınırlaması yapılmış ve fakat yukarıdaki fıkra hükümlerine (aynı maddenin birinci fıkrası) uymadığı …. anlaşılan sınırlamaların düzeltilmesi sonucu orman sınırları dışına çıkartılacak yer, sınırlaması itirazsız kesinleşmiş tapulu arazi ise, mülkiyeti tekrar tapu sahiplerine intikal eder” hükmünün, sadece ilk orman kadastrosunun yapıldığı tarihinden daha önceki zamanlarda ve öncesi de orman olmayan yerler için oluşturulan tapu kayıtlarına ilişkin olduğu,taşınmazın öncesinin orman olsun olmasın, o yer kesinleşen orman sınırı içinde bulunduğu sırada oluşturulan tapu kayıtlarına değer verilemeyeceği gibi, taşınmazın öncesinin orman sayılan yer olması ve 1744 Sayılı Yasanın 2/1. maddesi gereğince 15.10.1961 tarihinden önce nitelik kaybetmesi nedeniyle orman rejimi dışına çıkartılması halinde, o yer orman sınırı içine alınmadan önce tapuda kayıtlı olsa dahi, tapu kaydı özel mülkiyete konu olmayan orman sayılan yerde oluşturulduğu için yolsuz tescil niteliğinde olacağından, yine bu tapu kaydına değer verilemeyeceğinden o yerin mülkiyetinin tapu sahiplerine intikal etmeyeceği, kaldı ki davalının dayandığı tapu kaydının arazi kadastrosunda çok sayıda parsele revizyon gördüğü ve cins ve kapsamı itibarıyla orman sınırı dışında kalan revizyon parsellere ait olacağı orman sınırı içindeki taşınmazları kapsadığının kabul edilemeyeceği, 1962 yılında yapılan arazi kadastrosunda çekişmeli taşınmaz hakkında, daha önce yapılan orman kadastrosu sınırları içinde, tapu sicilinde orman niteliğiyle Hazine adına kayıtlı ve mülkiyet hakkı Hazineye ait kamu malı orman olduğu göz önünde bulundurulmadan, hata ile ikinci kere kadastrosu yapılarak kişiler adlarına özel mülk olarak tespit ve yolsuz olarak sicil oluşturulmuşsa da, 766 Sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 Sayılı Yasanın 22/1. maddeleri gereğince ikinci kadastronun yolsuz T.M.Y.nın 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması nedeniyle malikine mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve T.M.Y.nın 1026.(E.M.Y.nın 934 – İsviçre 976) maddesi gereğince sicilin hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği, somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının da bulunmadığı, baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydının, davalıya hiç bir zaman mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı, başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihten itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz olduğunu belirleyen bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023. (E.M.Y.931- İsviçre M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı, belirlenerek kaydın iptaline karar verilmesinde
bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 625.00.-YTL vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacı HAZİNE’ye verilmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 17/11/2009 günü oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Taşınmazın bulunduğu yörede 16.01.1961 tarihinde yapılan kadastro sırasında 35 parsel sayılı 16.080 m2 yüzölçümündeki taşınmaz Pertevniyal Valide Sultan Vakfından tarla niteliği ile Mart 1337 tarih 119, 120 ve Nisan 1959 tarih 8 ve 9 sayılı tapu kayıtlarına dayanılarak Rahime Tetik ve arkadaşları adına tespit edilmiş, daha sonra imar uygulaması ile 929 ada 19 parsel (143 m2) ve başka parsellere ayrılmıştır.
Davacı Hazine vekili, 13.01.1998 günlü dilekçesi ile 19 sayılı parselin 6831 Sayılı Yasanın 2. maddesi uygulaması ile Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığını belirterek tapu kaydının iptalini ve Hazine adına tescile karar verilmesini talep ve dava etmektedir.
Kadastro tespitinden ve dava tarihinden önce 1939 yılında taşınmazın bulunduğu yerde 3116 Sayılı Yasaya göre orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş, 35 sayılı parselin bir bölümü orman sınırları içinde kalmış, daha sonra 1979 yılında aplikasyon ve 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2. madde uygulaması yapılmış, 19 sayılı parsel ve çevresi orman sınırları dışına çıkarılmıştır.
Davalı 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2. madde uygulaması ile orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazların tapulu arazi ise tapu sahipleri adına orman sınırları dışına çıkarılacağını ileri sürmektedir.
Mahkemece 22.12.2998 gün ve 1998/26-742 sayılı kararla 19 sayılı parselin Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09.06.1999 gün ve 1999/6020-6170 sayılı kararı ile özetle; “Hemen belirtmek gerekir ki, orman tahdit sınırları içerisinde iken, 1744 Sayılı Yasa uyarınca orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazların eski tapu kayıtlarına değer verilerek kişiler üzerine yazılmasını kanun öngörmüş bulunmaktadır.
Hal böyle olunca; davalının dayandığı tapu kaydının çekişmeli taşınmaza uygulanması, tapu kayıt kapsamı içinde kalıp kalmadığının kesin olarak saptanması ve sonucuna göre karar verilmesi gereğine değinilmiş” mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra 19.09.2002 gün ve 1999/419-2002/641 sayılı kararla tapu kaydının taşınmaza uymadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09.03.2005 gün ve 2005/148-2511 sayılı kararı ile bozma kararına uyulmasına rağmen gereklerinin yerine getirilmediği belirtilerek tapu kayıtlarının gereği gibi uygulanması, tapuya miktarıyla kapsamı tayin edilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiş, tashihi karar talebi de 29.09.2005 günlü kararla ret edilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra tapu kaydının taşınmaza uymadığı gerekçesi ile davalı ret edilmiş, kararı davalı vekili tapu kaydının taşınmaza kapsadığını ileri sürerek hükmü temyiz etmektedir.
Dairemizce, taşınmazın orman sınırları dışına çıkarma işleminin 6831 Sayılı Yasaya göre değil, 1. fıkrasına göre uygulama yapılarak nitelik kaybettiği gerekçesi ile orman sınırı dışına çıkarıldığı, 2. fıkraya göre çıkarılmadığı için 1744 Sayılı Yasanın davalı kişi yararına uygulanamayacağı, 1744 Sayılı Yasanın 2/1. maddesi gereğince nitelik kaybı nedeniyle orman sınırı dışına çıkarılan yer, orman tahdidinin kesinleştiği tarihten daha önceki zamanlarda tapuya kayıtlı olsa dahi, mülkiyetin tapu sahibine intikal etmeyeceği, kaldı ki; davalının dayandığı tapu kaydının arazi kadastrosunda çok sayıda parsele revizyon gördüğü ve cins ve kapsamı itibariyle orman sınırı dışında kalan revizyon parsellere ait olacağı, orman sınırları içindeki taşınmazları kapsadığının kabul edilemeyeceği, 1962 yılında yapılan arazi kadastrosunda çekişmeli taşınmaz hakkında, daha önce yapılan orman kadastrosu sınırları içinde olduğu göz önünde bulundurulmadan, hata ile ikinci kere kadastrosu yapılarak kişiler adına özel mülk olarak tespit ve yolsuz olarak sicil oluşturulmuşsa da ikinci kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüz olduğu, sicilin hiçbir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği gerekçesiyle hüküm oyçokluğu ile onanmış ise de,
Mahkemece 1. Hukuk Dairesinin bozma kararlarına uyulmakla 1744 Sayılı Yasa gereğince orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazların eski tapu kayıtlarına değer verilerek kişiler üzerine yazılması konusunda davalı yararına USULİ KAZANILMIŞ HAK oluşmuştur. “ Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir. (Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Mahkemeleri usulü Cilt V, Sayfa 4740 İstanbul 2001) (09.05.1960 gün 21/9 sayılı YİBK, HGK 04.05.1979 GÜN 7/911-430 sayılı karar) Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek hukuki istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay İnançları ile kabul edilmiş usul hukukunun ana ilklerindendir ve kamu düzeni ile ilgilidir. (HGK. 08.10.1997 gün 1/443-770 sayılı karar)
Yargıtay Dairesi de sonradan, ilk bozma kararı ile benimsenmiş esaslara (usuli kazanılmış hakka) aykırı bir şekilde ikinci bir bozma kararı veremez. Aksi halde usul hükümleri ile hedef tutulan istikrar zedelenir ve hatta mahkeme kararlarına karşı genel güven dahi sarsılır. (Kuru-sayfa 4753)
Bir davada bir kez bir taraf yararına usuli kazanılmış hak oluştuktan sonra ne Yargıtay’ın ne de mahkemenin kararlarıyla usuli kazanılmış hakkı ortadan kaldırma yetkileri bulunmamaktadır. (7. H.D. 07.03.1977 gün 111560/2651 sayılı karar)
Usuli kazanılmış hakkın istisnası sonradan İçtihadı Birleştirme Kararı çıkması, bozmadan sonra o konuda yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir kanun çıkması, uygulanması gereken Kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi, hak düşürücü süre, kesin hüküm, kamu düzeni ve maddi hata halleridir.
Somut olayda usul kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden haller bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin bozma kararları davalı yararına usuli kazanılmış, hak oluşturduğundan, artık taşınmazın 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin 1. fıkrasına göre orman sınırları dışına çıkarıldığı, tapu kayıtlarının yolsuz tescil niteliğinde olduğunu söylemek mümkün görülmemektedir.
O halde, mahkemece önceki bozma kararlarında belirtildiği şekilde uygulama yapılarak tapu kayıtlarının tüm revizyon gördüğü parseller ve bunları dıştan çevreleyen parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilerek gereği gibi yerine uygulanması, kapsamlarının miktarına değer verilerek belirlenmesi taşınmazın tapu kaydı kapsamında kaldığının anlaşılması halinde davanın
reddine, tapu kaydı kapsamı dışında kaldığının belirlenmesi halinde ise, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği halde, yeterli araştırma ve uygulama yapılmadan tapu kaydının uymadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediği gibi usuli kazanılmış hak ilkesi nazara alınmadan yukarıda belirtilen gerekçelerle hükmün onanması da doğru görülmediğinden kararın bozulması gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.