Yargıtay Kararı 6. Ceza Dairesi 2014/7499 E. 2015/10403 K. 11.02.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/7499
KARAR NO : 2015/10403
KARAR TARİHİ : 11.02.2015

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek, suç örgütüne üye olmak, suç örgütüne yardım etmek, izinsiz silah bulundurmak, resmi evrakta sahtecilik, tehdit, hakkı olmayan yere tecavüz, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜM : Mahkumiyet

Yerel Mahkemece verilen hüküm sanıklar …, … (…) …, …, …, …, …, …, …, …, … savunmanları tarafından duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; sanık … ve savunmanı duruşma gününden usulen haberdar edildikleri halde geçerli mazaretleri bulunmadan duruşmaya gelmedikleri anlaşılmakla adı geçen sanık yönünden duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre tayin edilen günde yapılan duruşma sonunda dosya okunarak gereği görüşülüp düşünüldü;

Hükmedilen cezaların türü ve süresine göre; sanıklar …, …, …, …(…) …, …, …, …, …, … ve … savunmanlarının yakınanlar … ve …’a yönelik yağma suçlarının dışındaki diğer suçlara yönelik duruşmalı inceleme istemlerinin, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nın 318. maddesi gereğince,

Yakınan …’ın 22/06/2009 tarihli oturumda şikayetçi olmadığını ve kamu davasına da katılmak istemediğini belirtmesi karşısında, yakınan vekilinin hükmü temyize yetkili olmadığı,

Sanık … savunmanı, 27/12/2013 havale tarihli temyiz dilekçesinde, hükmü UYAP üzerinden 05/11/2013 tarihli dilekçesi ile temyiz ettiğini beyan etmiş ise de UYAP sisteminde anılan dilekçenin bulunmadığı anlaşıldığından, 31/10/2013 tarihinde yüzüne karşı açıklanan hükmü, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 310. maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süreden sonra, 27/12/2013 tarihinde temyiz eden sanık … savunmanı ile yakınan … vekilinin temyiz istemlerinin, anılan Yasanın 317. maddesi uyarınca istem gibi REDDİNE,

I-Sanıklar …(…) …, …, … ve … hakkında silahlı suç örgütü kurmak ve yönetmek suçundan (4) numaralı, sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … hakkında silahlı suç örgütüne üye olmak suçundan kurulan (5) numaralı, sanık … hakkında silahlı suç örgütüne yardım etmek suçundan kurulan (6) numaralı, sanıklar … ve … hakkında izinsiz silah bulundurmak suçundan kurulan (7) numaralı, sanık … hakkında resmi evrakta sahtecilik suçundan kurulan (8) numaralı, sanıklar …(…) …, …, … ve … hakkında yakınanlar … ve …’ye yönelik tehdit suçundan kurulan (9) ve (10) numaralı, sanıklar …(…) …, …, … ve … hakkında yakınan …’a yönelik hakkı olmayan yere tecavüz suçundan kurulan (13) ve (14) numaralı, sanık … hakkında yakınan …’na yönelik tehdit suçundan kurulan (16) numaralı, sanıklar …(…) …, …, …, … ve … hakkında yakınan …’na yönelik yağma suçundan kurulan (19) ve (20) numaralı, sanıklar …(…) …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … hakkında yakınanlar …, …, … ve …’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan (22) numaralı hükümlerin incelenmesinde;

Sanıklar …(…) … hakkında kurulan (10) numaralı hükümde; eylemin, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlendiğinin kabul edilip anlaşılması karşısında; 5237 sayılı Yasanın 106/2. fıkrasının (d) yerine (b) bendi ile hüküm kurulması sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamış, aynı hükümle ilgili olarak 5237 sayılı TCK’nın 58/9. maddesinin, mahkumiyetin yasal sonucu olarak infaz aşamasında dikkate alınması, olanaklı kabul edilmiştir.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçların sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak,

Hüküm fıkrasının (27) ve (29) numaralı bölümlerinde müsaderesine karar verilen cep telefonlarının sadece sanıklar arasındaki iletişimde kullanıldığı, bu nedenle TCK’nın 54/1. maddesinde suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçta kullanılan eşya niteliğinde bulunmadığı gözetilmeden, sahiplerine iadesi yerine yazılı biçimde zoralımına karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …(…) …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve savunmanlarının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla, CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından (27) ve (29) numaralı bölümlerinin çıkarılarak, yerine “… Adli Emanetinin 2008/35 ve 2007/334 numaralarında kayıtlı cep telefonlarının sahiplerine iadesine” cümlesi yazılmak suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
II-Sanıklar …, … (…) …, …, … ve … hakkında yakınanlar … ve …’ye yönelik hakkı olmayan yere tecavüz suçundan kurulan (11) ve (12) numaralı, sanıklar …(…) …, …, …, … ve … hakkında yakınan …’na yönelik tehdit suçundan kurulan (17) ve (18) numaralı, sanıklar …(…) …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … hakkında yakınanlar … ve …’a yönelik yağma suçlarından kurulan (21) numaralı hükümlerin incelenmesine gelince;

Soruşturmanın sonuçlarını içeren tutanaklar, belgeler ile sanıklar …, …, …, …(…) …, …, …, …, … ve … savunmanlarının yağma suçu yönünden duruşmalı inceleme sırasında ileri sürülen savunma doğrultusunda yapılan incelemede;

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, uyulan bozmaya, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, yakınanlar … ve …’a yönelik yağma suçları ile yakınan …’na yönelik eylemin sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-)Yakınan …’dan yağmalanan cep telefonu ve araç ruhsatının olaydan hemen sonra kendisine iade edildiği, bir kısım sanıklar savunmanının 21/01/2015 tarihli dilekçesi ekindeki posta çeki içeriğine göre; kalan zararın da kovuşturma aşamasında 10/07/2013 tarihinde giderildiğinin anlaşılması karşısında; somut olayda yakınanın zararının soruşturma aşamasında kısmen karşılanmış olması nedeniyle, öncelikle yakınana kısmi iadeye onay verip vermediği sorularak, sonucuna göre 5237 sayılı TCK’nın 168/3-4. maddesinde tanımlanan etkin pişmanlık hükmünün uygulama olanağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,

2-)Hükümden sonra, bir kısım sanıklar savunmanı tarafından ibraz edilen posta çeki içeriğine göre; yakınan …’ın zararının kovuşturma aşamasında 10/07/2013 tarihinde karşılandığının anlaşılması karşısında; sanık hakkında 5237 sayılı Yasanın 168/3. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin tartışılması zorunluluğu,

3-)Yakınan …’nın bar işletmeciliği yaptığı, işletmeye verilen içecekler nedeniyle alacaklı olan …’in ödeme güçlüğüne düşen yakınandan parasını tahsil edemeyince, suç örgütü yöneticisi olan … (…) …’a başvurduğu, sanık ……’ın da olay tarihlerinde yanında … ve kimliği belirsiz birkaç adamı ile birlikte, iş yerine giderek yakınanı tehdit etmek suretiyle …’in alacağını istediğinin kabul edilip anlaşılması karşısında; suç örgütü yönetici ve üyeleri hakkında eylemin yağmaya teşebbüs suçunu oluşturduğu, gözetilmeksizin, (17) ve (18) numaralı hükümlerde, yazılı şekilde 5237 sayılı Yasanın 150/1. maddesi göndermesiyle anılan Yasanın 106/2-c-d maddesiyle uygulama yapılması,

4-)Hakkı olmayan yere tecavüz suçu için soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesinin şikayete bağlı olduğu, yakınanlar … ve …’nin vekilleri aracılığıyla sundukları 21/07/2011 tarihli dilekçeleri ile şikayetçi olmadıklarını belirtmiş olmaları karşısında; sanıklardan şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorularak, sonucuna göre (11) ve (12) numaralı hükümlerde 5237 sayılı TCK’nın 73/4-6 ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …(…) …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ile … ve savunmanlarının temyiz dilekçelerinde, sanıklar …, …, …, …(…) …, …, …, …, … ve … savunmanlarının duruşmada ileri sürdükleri tüm itiraz ve savunmaları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sanıklar …, …, …, …(…) …, …, …, …, … ve … için yağma suçu yönünden duruşmalı temyiz incelemesi yapılan hükümlerin açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, (1) ve (2) numaralı bozma nedenlerine göre, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla, 1412 sayılı CMUK’nın 325. maddesi uyarınca, bozmadan, süresinde temyize gelmeyen sanıklar …, … ve …’in de yararlandırılmasına, (3) numaralı bozma ile ilgili olarak (17) ve (18) numaralı hükümlerde sanıklar … (…) …, … …, …, … … ve … hakkında 5320 sayılı yasanın 8/1 maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesine, ilişkin oyçokluğuyla alınan karar 11/02/2015 günü Yargıtay Cumhuriyet Savcısı … …’ın katıldığı oturumda, sanıklar ve savunmanlarının yokluklarında açıkça ve yöntemince okunup anlatıldı.
(Muhalif Üye)

KARŞI OY :

6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 105/6. maddesi ile yürürlükten kaldırılan; ancak, aynı Kanunun geçici 2/4. maddesi uyarınca, bu mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bakmakla görevlendirilen, CMK’nın yürürlükten kaldırılan 250/1. maddesine göre görevli mahkemeler, 6 Mart 2014 tarihli, mükerrer 28933 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14/1. maddesi gereğince kaldırılmışsa da, anılan maddenin 4. fıkrasına, “Bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtay’ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunur.” hükmü konulmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin, konumu gereği; başta terör olmak üzere, örgütlü suçlarla mücadele edebilmesi için; Kanun Koyucunun özel yetkili mahkemeleri kaldırırken; kaldırma gerekçesinde ortaya koyduğu sakıncaları taşımayan; evrensel hukuk kurallarına uygun; yetki ve görev sınırları iyi çizilmiş; alt yapısı iyi oluşturulmuş; ihtisas mahkemelerine ihtiyaç olduğu, inancını taşıyorum.

Düşüncem bu olmakla birlikte, benim muhalefetim; bu mahkemeler kaldırılırken; dosyası henüz sonuçlanmamış sanıklarla; dosyası karara bağlanıp, Yargıtay’a gönderilmiş olan sanıklar arasında ayrım yapan yukarıda açıklandığı şekilde bir hükme yer verilmesinin, kaldırma nedenleriyle örtüşmediği ve çeliştiği noktasına ilişkindir. Çünkü;
5271 sayılı Kanunun 2/f maddesi “kovuşturma: iddianamenin kabulü ile başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” ifade eder, şeklinde tanımlanmış olup, bu tanıma göre, temyiz aşamasındaki dosyalar kovuşturması devam eden derdest dosyalardır. Bu tanım karşısında, henüz kovuşturma süreci tamamlanmamış dosyalardan; özel yetkili mahkemelerce karar verilmemiş olanların genel (normal) ağır ceza mahkemelerine gönderilmesi; temyiz aşamasındakilerin ise Yargıtay tarafından incelenmesi yolunda düzenleme yapılmak suretiyle ayrıma gidilmesinin doğru bir çözüm şekli olmadığını düşünüyorum. Sebeblerini aşağıda açıklayacağım üzere, bu Kanun hükmüne rağmen; Yargıtay’da bulunan dosyalarında, aynen, karar verilmemiş dosyalarda olduğu gibi; hiçbir incelemeye tâbi tutulmadan salt, söz konusu mahkemelerin kaldırıldığı gerekçesi ile genel bir kanun bozması yapılıp, mahalline iade edilmeleri ve muhakemelerinin; genel (normal) mahkemelerde yapılmasının sağlanması görüşündeyim. Aksi bir çözüm, yani esasa girilerek bu dosyaların inceleneceği kuralına uyulması 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine ve 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olur.

Şöyle ki;

1-Özel Yetkili Mahkemeler, “Adil Yargılanma Hakkı” ve “Ağır Ceza Mahkemeleri” arasındaki ayrıma son vermek amacıyla kaldırılmış olup, bu husus anılan Kanunun genel ve sözü geçen madde gerekçesinde belirtilmiş; böylece, bütün Ağır Ceza Mahkemelerinin aynı usul kurallarına tâbi olması sağlanarak, adil yargılanma hakkı için gerekli olan özel soruşturma ve kovuşturma usullerine son verilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda baktığımızda; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında ve Yargıtay’ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunacağına ilişkin düzenlenme yapılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 10. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerine uygun düşmez.

Zira, Kanun Koyucu, bizzat kendisi, özel yetkili mahkemeleri adil yargılanma hakkını temin etmek amacıyla kaldırıldığını, Kanun gerekçesinde yer vermesine ve bu mahkemelerin normal ağır ceza mahkemelerine göre, daha güvencesiz olduğunu kabul etmesine rağmen; bu mahkemelerce kurulan hükümlerin, normal ağır ceza mahkemelerinden verilen kararlar gibi incelenmesini öngörmesi; kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen bir sonuç yaratır.

2-Mahkemeler, bütün işlemlerinde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar. 6526 sayılı Kanunla delil toplama yöntemleri değiştirilmiş; önceden
CMK’nın 250. maddesi kapsamında kalan soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli ve sanıklar yönünden kısıtlayıcı hükümler kaldırılarak, hukukî güvenlik ile yargılama eşitliği sağlanmıştır. Ancak Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması sonucu, bu mahkemelerce karara bağlanmayan ve diğer ağır ceza mahkemelerine gönderilen davaların sanıkları ile; kararları Yargıtay’da temyiz incelemesinde bulunan dosyaların sanıkları arasında ayrım yapılarak, fark yaratılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 7. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, sözleşmede yer alan hak ve özgürlüklerden ayrım gözetilmeksizin, herkesin yararlanmasını hüküm altına alan 14. maddesine ve iç hukukumuz yönünden de, Anayasamızın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10; “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36; “Kanunî Hâkim Güvencesi” başlıklı 37; “Suç ve Cezalar” başlıklı 38. maddelerine aykırılık oluşturur.

Görüldüğü üzere;

Söz konusu Kanunî düzenleme, bu hâliyle, hem Anayasamıza aykırıdır, hemde tarafı olduğumuz ve usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalarla çatışmaktadır.

Şimdi, burada sorun, Anayasamıza ve yukarıda açıkladığımız milletlerarası antlaşmalara aykırılık oluşturan, anılan Kanun hükmünü aşıp aşamayacağımız; aşabilecek isek, bunu nasıl yapabileceğimiz noktasında toplanmaktadır.

Aslında, bu konu, bir sorun iken, Anayasamızın 90/5. maddesinde 07.05.2014 tarih ve 5170 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle, milletlerarası antlaşma hükümlerine üstünlük tanınarak, temelinden çözülmüş olup, bu gün için tartışma kalmamıştır.

Şöyle ki;

Anayasamızın 90/5. maddesi ile; bir kanun hükmüyle usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen bir antlaşma kuralının çatışması hâlinde, antlaşma hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir.

Bu hükümden hareketle somut olayımızı değerlendirecek olursak, 6526 sayılı Kanunun 1. maddesi ile Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14. maddenin 4. fıkrası son cümlesinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Ülkemizin kabul ettiği milletlerarası antlaşmalar ile çeliştiği açıkça görülmekte olup, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yukarıda açıklanan hükümlerine üstünlük tanınması suretiyle sorunun çözülmesi ve özel yetkili mahkemelerce verilen hükümlerin; başka yönleri incelenmeksizin, kanun önünde eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkı gereğince, bütünüyle bozularak, genel (normal) ağır ceza mahkemelerinde; muhakemelerinin yapılması ve sonucuna göre, hüküm kurulması için bozulması gerekmektedir. Aksi bir düşüncenin kabul edilmesi; kanun koyucunun bu mahkemeleri kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen sonuçlar doğuracağı gibi hukukun; adalet, yerindelik ve hukukî güvenlik başlıkları altında toplanabilecek temel değerlerine de aykırı olur, kanaatindeyim.

Bu nedenlerle söz konusu dosyada; yüksek çoğunluğun esasa girerek inceleme yapma görüşüne ve bu görüşe bağlı olarak verdiği karara katılmıyorum.


(Muhalif Üye)