Yargıtay Kararı 2. Hukuk Dairesi 2012/19146 E. 2012/25532 K. 22.10.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/19146
KARAR NO : 2012/25532
KARAR TARİHİ : 22.10.2012

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı tarafından; kusur belirlemesi, tedbir nafakası ve tazminatlar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Boşanma davası açılmadan önce davacı kocanın davalı kadına terk nedenine dayalı ihtar gönderdiği ve bu tarihten sonra taraflar arasında davalı kadının kusurlu olduğunu gösteren bir olay yaşandığı kanıtlanamamıştır. Gerçekleşen bu duruma göre davacı kocanın davalı kadının kusurlarını affettiği, en azından hoşgörüyle karşıladığı kabul edilmelidir. Öte yandan davacı kocanın birlik görevlerini ihmal etme, eşini aşağılama ve tehdit etme eylemleri nedeniyle boşanmaya neden olan olaylarda tam kusurlu olduğu, davalı kadının ise kusurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir.Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.(TMK.md.166/2)
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak hükmün boşanmaya ilişkin bölümü temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılmamış yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir
2-Temyiz sebeplerine hasren yapılan incelemeye gelince;
a-Yukarıda 1’nci bentte gösterilen sebeplerle davacı kocanın tamamen kusurlu olduğu gerçekleştiğine göre, mahkemece tarafların eşit kusurlu kabul edilmeleri ve bu hatalı kusur belirlemesine dayanılarak davalı kadının maddi ve manevi tazminat isteklerinin reddi doğru olmamıştır.
b-Davalı kadının 04.08.2011 tarihinde işe girmesi nedeniyle bağlanan tedbir nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş ise de, bu husus araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yön araştırılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2/(a) ve (b) bentlerinde gösterilen sebeplerle kusur belirlemesi, maddi ve manevi tazminat ile tedbir nafakası yönünden BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 22.10.2012 (Pzt.)