Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2009/6253 E. 2009/11011 K. 30.06.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/6253
KARAR NO : 2009/11011
KARAR TARİHİ : 30.06.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı; … Köyü… mevkiinde ve davalı adına tapuda kayıtlı bulunan 385 parsel sayılı taşınmazın, kesinleşen orman sınırı içinde iken 6831 Sayılı Orman Yasasının 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılarak kesinleştiğini, Devlet Ormanlarının mülkiyetinin hazineye ait olup nitelik kaybetmesi nedeniyle orman dışına çıkarılması halinde de mülkiyetinin hazineye ait olduğu halde davalı adına tescil edilmesinin doğru olmadığını ileri sürerek, taşınmazın tapu kaydının iptaliyle hazine adına tesciline ve tapunun beyanlar hanesine “6831 Sayılı Yasanın 2/b maddesi kapsamında … adına orman sınırları dışında çıkartılan yerdir “şerhinin yazılması istemiyle dava açmıştır
Mahkemece davanın …Asliye Hukuk Mahkemesinin 1971 /135 – 275 sayılı kararının bu davada davalı yararına kesin hüküm olduğu nedeniyle REDDİNE karar verilmiş hüküm davacı HAZİNE vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, genel arazi kadastrosu ile oluşan tapu kaydının iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 1949 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 27/05/1987 tarihinde ilan edilerek dava tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması vardır.
Davaya konu taşınmazın 1988 yılında kesinleşen arazi kadastrosunda 14/02/1971 tarih 18 sayılı tapu kaydı ile 1937 tarih 73 sayılı vergi kaydına dayanılarak … … adına tespit edilerek itirazsız kesinleşmekle, tapu kaydının oluştuğu, daha sonra satış yoluyla davalı kişiye geçtiği,tespit dayanağı tapu kaydının edinme nedeninin orman yönetiminin taraf olmadığı …Asliye Hukuk Mahkemesinin 1971/135-275 sayılı tescil ilamı olduğu anlaşılmaktadır.
Maddi anlamda kesin hükmü düzenleyen H.Y.U.Y nın 237. maddesi “kesin hüküm ancak konusunu oluşturan husus hakkında geçerlidir. Kesin hüküm vardır denilebilmesi için iki tarafın ve dava konusunun ve dayanılan sebebin aynı olması gerekir” şeklindedir. Madde metninden de anlaşılacağı gibi kesin hükmün varlığından söz edebilmek için davanın taraflarının, konusunun ve dava sebeplerinin aynı olması gerekir.
Bu koşullardan birincisi davanın konusu, dava ile elde edilmek istenen sonuçtur. Taşınmaza ilişkin davalarda dava konusu, taşınmazın kendisidir. Ancak, aynı taşınmaza ilişkin değişik hakların dava konusu edilmesi halinde taşınmaz aynı olmasına rağmen dava konusunun aynı olduğundan söz edilemez. Örneğin: Davanın tarafları ve taşınmaz aynı olmasına rağmen, mülkiyete ilişkin dava reddedildikten sonra aynı taşınmaz hakkında irtifak … dava edilebilir.
Kesin hüküm koşullarından ikincisi dava sebebidir ki; bilimsel görüşler ile yerleşik yargısal kararlar da, dava sebebi davanın dayandırıldığı vakıalar olduğu kabul edilmektedir. Dava sebebi, hukuki sebepten ayrıdır. Mahkeme yargılama sırasında dava sebebi ile bağlı olup, başka sebepleri inceleme konusu yapamaz. Örneğin: Gerçek kişi adına tapulu taşınmazın mera olduğu iddiasıyla tapusunun iptali ile mera olarak sınırlandırılması istemiyle Hazinenin açtığı davada, taşınmaz hakkında orman araştırması yapılmayıp, sadece mera niteliği araştırılarak sonuçta taşınmazın mera olmaması nedeniyle dava reddedilirse, bundan sonra aynı taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içinde kaldığı ya da orman sayılan yerlerden olduğu iddiasıyla açılacak davada, dava sebebi aynı olmadığı için kesin hükmün varlığından söz edilemez.
Kesin hükmün koşullarından üçüncüsü, davanın taraflarının aynı olmasıdır. Tarafların aynı olmasından kasıt, her iki davada da sıfatlarının aynı olması, başka deyişle her iki davada davacı ya da davalı sıfatıyla hareket etmeleri değildir. Kesin hükümle ilgili kararda, davalı sıfatında olan kişi, ikinci davada davacı sıfatıyla yer alması halinde taraflar aynıdır. Kesin hüküm, taraflarının külli haleflerini de aynı şekilde bağlar.
Benzer nitelikteki 1. Hukuk Dairesinin 10.04.2002 gün ve 2002/3848-4512 ve 27.12.1990 gün 14371-15373 sayılı kararlarında, aynen şu görüşlere yer verilmiştir. “Kadastro Mahkemesinin kesinleşen ilamının içeriğinden itirazın orman olgusuna dayandırılmadığı, o davada Orman İdaresi taraf olmadığı ormana ilişkin olarak araştırma ve değerlendirme yapılmadığından anılan ilamın orman olgusu yönünden kesinleşmiş bir hüküm olduğu kabul edilemez”. bu iki davada Hazinenin dayandığı hukuki vakıalar (sebep) değişik olduğundan H.Y.U.Y.’nın 237. maddesi anlamında kesin hükümden söz edilemez. H.G.K.’nın 04.03.1992 gün 1992/14-610-15, 23.02.2005 gün 2005/21-66-93 ve 17.11.2008 gün 2008/11-743-737 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Diğer taraftan; H.G.K.’nun 11.12.1996 gün ve 1996/13-678-868 sayılı ve bu konudaki daha birçok kararında belirtildiği gibi H.Y.U.Y.’nın 76. Maddesi gereğince, dava dilekçesinde sıralanan olayların hukuki açıdan nitelendirilmesi ve uygulanacak yasal kuralların aranıp bulunması görevi doğrudan mahkemeye aittir.
Somut olayda; Hazine çekişmeli taşınmazın kesinleşen 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulamasıyla hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan yerlerden olması nedeniyle özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olduğu yolunda dava sebebine dayanmaktadır
Yapılan incelemede,çekişmeli taşınmazların, uzman orman bilirkişi tarafından kesinleşmiş orman tahdit haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan uygulama ve araştırmada orman ve harita bilirkişilerinin 10/07/2008 tarinli raporuna ekli krokide B ile gösterilen 10395 m2 yüzölçümündeki bölümünün kesinleşen 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulamasıyla Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan alanda kaldığı saptandığı anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemenin kararının gerekçesinde kesin hüküm olarak kabul ettiği …Asliye Hukuk Mahkemesinin 1971 /135 – 275 sayılı tescil davasında , taşınmaz o tarihte kısmen orman sınırları içinde olduğu ve Medeni Yasanın 713. (639) maddesi gereğince Orman Yönetimi yasal hasım olduğu halde, Orman Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilmediğinden tescil kararının Orman Yönetimini bağlamayacağı, tescil kararı ile 1949 yılında kesinleşen orman kadastrosunun iptal edilmemesi nedeniyle geçerliliğini sürdürdüğü, işte dava konusu taşınmazın kesinleşen orman sınırı içinde iken 31.12.1981 tarihinden önce orman niteliğini kayıp etmesi nedeniyle 6831 Sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman rejimi dışına çıkartıldığı ve işlemin kesinleştiği, taşınmazın Hazineye intikal etme nedeninin taşınmazın orman kadastro sınırı içinde kalması olduğu ve temyize konu davada Hazine taşınmazın 1949 tahdidi içinde iken kesinleşen 2/B madde uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkarılan bölümünün Hazine adına tescilini istediği anlaşılmakla, her iki davada Hazinenin dayandığı hukuki vakıalar (sebep) ile dava sebebi aynı olmadığı için H.Y.U.Y.’nın 237. maddesi anlamında kesin hüküm olarak, kabul edilemez.

Uzman orman ve … bilirkişiler tarafından kesinleşen orman kadastrosuna ait harita ve tutanaklar ile arazi kadastrosu paftasının uygulanması sonucu dava konusu taşınmazın 10395m2 yüzölçümündeki bölümünün 1949 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, 31.12.2981 tarihinden önce bilim ve … bakımından orman niteliğini yitirmesi nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılma işleminin de kesinleştiği taşınmaz daha önce yapılan orman kadastro sınırları içinde olduğu halde, arazi kadastro ekiplerinin bu durumu gözönünde bulundurmadan, hata ile ikinci kere kadastrosunu yapıp yolsuz olarak sicil oluşturulmuşsa da, 766 Sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 Sayılı Yasanın 22/1. maddeleri gereğince ikinci kadastronun yolsuz (T.M.Y.nın 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması nedeniyle malikine mülkiyet … kazandırmayacağı ve T.M.Y.nın 1026 (E.M.Y.nın 934- İsviçre 976) maddesi gereğince sicilin hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği, somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının da bulunmadığı, baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydının, davalıya hiç bir zaman mülkiyet … kazandırmayacağı ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı, başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihten itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz olduğunu belirleyen bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023 (E.M.Y.931-İsviçre M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı , koşulları var ise davalının sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre dava konusu taşınmazları kendisine satan kişiden satış bedelini geri isteyebileceği gözetilmeksizin,mahkemece delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 30/06/2009 günü oybirliği ile karar verildi.