YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/11165
KARAR NO : 2022/15071
KARAR TARİHİ : 29.11.2022
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
No :
Dava, 5434 sayılı Yasa kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak, 01.04.2016 tarihi itibari ile yaşlılık aylığı tahsisi ve aylıkların yasal faizleri ile davalı kurumdan tahsili istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin Türk Silahlı Kuvvetleri-Hava kuvvetleri Kumutanlığında Subay-uçucu personel olarak görev yaptığını, müvekkilinin 15/03/1970 doğumlu olduğunu, harp okuluna giriş tarihinin 01/10/1987 tarihi olduğunu, mecburi hizmet süresi dolduktan sonra, 23/02/2007 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrıldığını, akabinde özel sektörde pilot olarak göreve başladığını, halen THY de görevine devam ettiğini, müvekkilinin Türk Silahlı Kuvvetlerinde hizmet ettiği sürece 7 yıl 8 ay 22 gün … nin 506 sayılı kanunun ek madde 39 a göre yaştan da geriye doğru düşülmesi ve emekliliğine karar verilmesi için, 23/03/2016 tarihide davalı idareye talepte bulunduğunu, davalı idarenin 02/06/2016 tarih 51171429/274226-7.982.736 sayılı cevabı ile emekli olamayacağını, 15/03/2019 tarihinde emeklilik için yaşının dolacağının belirtildiğini, 18/02/2019 tarihinde tekrar davalı idareye 506 sayılı kanunun ek madde 39 gerekçe gösterilerek başvurulduğunu ancak davalı idarenin 51171429-3346255 sayı ve 28/02/2019 tarihli yazı ile aynı şekilde cevap verildiğini, müvekkilinin Türk Silahlı Kuvvetleri- Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve sonrasındaki çalışmaları karşılığında 7 yıl 8 ay 29 gün fiili hizmet süreleri zammının (…), yıpranma payının, itibari hizmet sürelerinin göz önünde bulundurularak, 506 sayılı Kanunun ek maddedeki şartlarla; yaş haddinden ve sigorta başlangıç tarihinden geriye götürülerek düşülmesine, emekliliğe hak kazandığı tarihin tespitine, müvekkilinin yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine, davalıya ilk başvuru tarihi olan 23/03/2016 tarihinden itibaren birikmiş emekli aylıklarının, bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini, masraf ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP:
Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; dava açmadan önce kuruma başvuruda bulunulması gerektiğini, kurum işleminin yasal mevzuata ve usulüne uygun olup, davacının tahsis talep tarihi itibarıyla gerekli şartları taşımadığını, fiili hizmet gün sayısının yaşına ilave edilmesinin mümkün olmadığını, kurum işleminin doğru olduğunu belirterek davanın dava şartı yokluğundan ve esastan reddini istemiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Davacının emeklilik koşullarının belirlenebilmesi için esas alınması gereken 23.05.2002 tarihi itibariyle fiili hizmet süresinin 14 yıl 2 ay 8 gün olduğu, bu süreye 23.05.2002 tarihi itibariyle hak kazanılan 2 yıl 8 ay 3 gün fiili hizmet zammının eklenmesiyle fiili hizmet süresinin 16 yıl 10 ay 11 gün olacağı, kurumun sigortalılık başlangıç tarihi olan 15.3.1988 tarihini 23.05.2002 tarihi itibariyle hak kazanılan 2 yıl 8 ay 3 gün fiili hizmet zammı kadar geriye götürerek hizmet başlangıç tarihini 12.07.1985 olarak kabul ettiği ancak fiili hizmet zammını yaştan geriye götürmediği, bu sebeple tahsis talebini reddettiği, anlaşılmaktadır.
Ayrıca kurum tarafından 506 sayılı yasanın geçici 81. Maddesine göre davacının emeklilik şartının 25 yıl sigortalılık süresi 49 yaş ve 5300 prim ödeme gün sayısı olduğu kabul edilerek davacının fiili hizmet zamlarının hizmet süresinden düşüldüğü tespit edilmiştir.
Yine davacının sicil dosyasından davacının 23.03.2016 tahsis talep tarihi itibariyle yasada öngörülen sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısını (25 yıl 5300 gün} tamamladığı davacının tahsis talep tarihi itibariyle 46 yaşında olduğu böylelikle yaş şartında her hangi bir sorun teşkil etmediği, ancak davalı Kurum tarafından davacının fiili hizmet zammı sürelerinin prim günlerine eklenmesine rağmen, yaş haddinden indirilmediği bu nedenle 49 yaş şartı gerçekleşmediği gerekçesi ile davacının talebinin reddedildiği anlaşılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda davacının davalı Kurum tarafından fiili hizmet zammı sürelerinin prim günlerine eklenmesine rağmen, yaş haddinden indirilmediği bu nedenle öncelikle fiili hizmet zammı suresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiği böylelikle davacının 23.03.2016 tahsis talep tarihinde yaşlılık aylığı şartlarını taşıdığı ve giderek tahsis talep tarihini takip eden aybaşı olan 01.04.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığı, anlaşılmakla davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle, davanın KABULÜ ile davacının fiili hizmet zammının yaş haddinden indirilmesine, böylelikle davacının tahsis talep tarihi olan 23.03.2016 tarihini takip eden ay başı olan 01.06.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine, 01.06.2016 tarihinden itibaren mahrum kalınan aylıkların her bir ayı için aylığa hak kazanılan tarih itibari ile hesaplanacak yasal faili ile birlikte davacıya ödenmesine, dair karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
… Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi, Dosyadaki kayıt ve belgelere göre; 15/03/1970 doğumlu davacı …’ın 15.03.1988 – 14.09.1991 (3 yıl 6 ay) ve 15.09.1991-14.03.2007 (15 yıl 6 ay) olmak üzere toplam 19 yıl 4/1-c bendi kapsamında hizmeti ve 3 yıl 10 ay 15 gün fiili hizmet zammı süresinin bulunduğu, 23.05.2002 tarihine kadar davacının 3 yıl 6 ay öğrencilik, 10 yıl 9 ay 8 gün muvazzaf subaylık ve bu süreyle orantılı olarak (2 yıl 8 ay 10 gün) fiili hizmet süresi zammı bulunduğu ve böylece 23.05.2002 tarihindeki tüm hizmetinin 16 yıl 11 ay 18 gün olduğu ve 506 sayılı Kanun’un Geçici 81.maddesinin B bendinin (f) alt bendine göre 25 yıl sigortalılık süresi, 49 yaş ve 5300 gün primi bulunması halinde yaşlılık aylığına hak kazanacağı, davacının 23.03.2016 tarihli yaşlılık aylığı tahsis talebine verilen 02.06.2016 gün ve 18.02.2019 tarihli başvurusuna verilen 27.02.2019 tarihli yazılarda 51171429 sayılı kurum işleminde; hizmete başlama tarihinin15. 03.1988 olarak tespit edildiği 27.02.2019 tarihine kadar davacının 12500 gün primi bulunduğu ancak 49 yaş şartını yerine getiremediğinden aylık talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır.
Davacının tahsis talep tarihi itibariyle sigortalılık süresi ve prim gün sayısı koşulunu sağladığı görülmektedir.
Somut olayda, davacının 506 sayılı Kanun’un Geçici 81. maddesinin B bendinin (f) alt bendine göre 25 yıl sigortalılık süresi, 49 yaş ve 5300 gün primi bulunması halinde yaşlılık aylığına hak kazanacağı, 49 yaşını 15/03/2019 tarihinde dolduracağı, 5434 sayılı Kanun’un 205/son ve 506 sayılı Kanun’un Ek 39.maddesi gereği fiili hizmet süresi zammının tamamının yaş haddinden indirilmesi gerektiği, buna göre 30.04.2015 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı koşullarını sağlamış olup 23.03.2016 tarihli yaşlılık aylığı tahsis talebine istinaden yaşlılık aylığına hak kazandığı anlaşılmaktadır.
506 sayılı Kanun’un Geçici 81.maddesine göre yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları belirlenirken, 23.05.2002 tarihi itibariyle hesaplanacak olan sigortalılık süresine fiili hizmet zammı süresinin tamamının değil de 23.05.2002 tarihine kadar olan hizmeti ile orantılı kısmının ilave edilmesi suretiyle yaşlılık aylığı koşullarının bulunması ve yaş haddinden fiili hizmet zammı süresinin tamamının indirilmesi gerektiği, mahkemece davanın kabulü yerinde ise de 23.03.2016 tarihli yaşlılık aylığı tahsis talebini takip eden aybaşı olan 01.04.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine, karar verilmesi gerekirken 01.06.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine, karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer alan maddi ve hukuki açıklamalar ışığında, Davacının fiili hizmet zammının yaş haddinden indirilmesine, böylelikle davacının tahsis talep tarihi olan 23.03.2016 tarihini takip eden aybaşı olan 01.06.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine,
01.06.2016 tarihinden itibaren mahrum kalınan aylıkların her bir ayı için aylığa hak kazanılan tarih itibari ile hesaplanacak yasal faili ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiş olup;
Mahkeme tahsis talep tarihi olan 23/03/2016 tarihinde talep eden ay başından itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesine ve 23/03/2016 tarihini talep eden ay başı 01/04/2016 olmasına rağmen hüküm fıkrasında Yaşlılık aylığına hak kazandığı tarihin ve birikmiş aylıkların başlama tarihin 01/04/2016 yerine 01/06/2016 tarihi olarak yazımı HMK 304 madde gereğince mahallinde Düzeltilmesi mümkün görülmekle İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, davalı kurum vekilinin istinaf başvurusunun oy birliği ile esastan reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : yukarıda açıklanan nedenlerle,
… 22. İş Mahkemesi’nin 18/06/2020 tarihli, 2019/49 Esas-2020/112 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı kurum vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Yasanın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine,dair karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı Kurum vekili, esasen davalı kurum işleminin yerinde olduğunu, davacının taleplerinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini belirtmiş ve kararın bozulmasını talep etmiştir.
V- İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Davacı, 5434 sayılı Yasa kapsamında hak kazandığı fiili hizmet süresi zammının tamamının tahsis şartlarında sigortalılık başlangıç tarihinden geriye çekilmesi ile bulunacak sigortalılık süresine göre tabi olunması gereken yaş haddinden de düşülerek, kendisine 01.04.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması ile yasal faizleri ile birlikte davalı Kurumdan tahsilini talep etmiştir.
Uyuşmazlık, 5434 sayılı Yasanın 32. vd. maddeleri hükümlerince hak kazanılan fiili hizmet zammının hizmet birleştirilmesi ve tahsis aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiği ile bu sürenin 2829 sayılı Yasanın 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 506 sayılı Yasa kapsamındaki tahsis işlemlerinde sigortalılık başlangıç tarihinden geriye gidilmek suretiyle sigortalılık süresine eklenip eklenmeyeceği ve bu süre üzerinden belirlenecek yaş haddinden de düşülüp düşülemeyeceği hususundadır.
Uyuşmazlığın çözümü bakımından, öncelikle davacının hak kazandığı fiili hizmet zammı kavramı, niteliği ve 5434 sayılı Yasadaki itibari hizmete ilişkin hükümlerin varlığı ile 506 sayılı Yasa kapsamında yer alan itibari hizmet süresi kavramları ile birlikte yaşlılık aylığı tahsis koşulları üzerinde durulmalıdır.
5434 sayılı Yasanın 10. kısmında (31. ila 34. maddeleri arasında) fiili hizmet müddeti, 11. kısmında (35 ila 38. maddelerinde) ise itibari hizmet süresi düzenlenmiştir.
5434 sayılı Yasanın 31. maddesinde “Fiili hizmet müddeti; iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddet” olarak tanımlanmış, 32. maddesinde; İştirakçilerin, 5434 sayılı Yasa kapsamında kesenek ödenen her yılı için görevlerine göre eklenecek fiili hizmet zamları belirlenmiş ve 32’nci maddede gösterilen vazifelere yılbaşından sonra girenlerin fiili hizmet müddet zamlarının, girdikleri ay hariç olmak üzere, o yılın geri kalan ayları için ve yılsonundan önce ayrılanların fiili hizmet müddeti zamlarının, ayrıldıkları ay da dâhil olmak üzere, yılın geçmiş ayları için hesaplanacağı belirtilmiş, ayrıca fiili hizmet müddeti zamlarının, emeklilik işlemlerinde fiili hizmet sayılacağı fakat toplamının 8 yılı geçemeyeceği belirtilmiş olsa da, Lokomotif makinist ve ateşçilerin bu süreden istisna olduğu, son olarak 34. maddesinde ise, fiili hizmet sürelerinin her yıl ilgili kurumlarınca, yılsonlarından itibaren 3 ay içinde Sandığa göndermeye ilişkin zorunluluk düzenlenmiştir.
Eklemek gerekirse; 5434 sayılı Yasanın geçici 205. maddesinde de, 32’inci madde gereğince fiilî hizmet sürelerine zam yapılanların bu maddede belirtilen yaş hadlerinden, hizmetlerine eklenen fiilî hizmet süresi zammı kadar indirim yapılır. Hükmü yer almaktadır.
5434 sayılı Yasada düzenlenen “itibari hizmet” süresi ise, 35. maddede “Bu kanun gereğince bağlanacak aylıklar ve yapılacak kesenek iadesi ve toptan ödemelerin hesabında fiili hizmet müddetlerine eklenen süredir” şeklinde tanımlanmış, 36. maddede; iştirakçilerin, görevlerine göre fiili hizmet sürelerinin her yıl için fıkralarında gösterilen itibari hizmet süreleri ekleneceği belirtilmiş ve açıkça (zamlar hariç) tutulmuş olup, toplamlarının 3 aydan az ve toplamı 5 yıldan fazla olamayacağı belirtilmiştir.
506 sayılı Yasanın ek 5. maddesinde de “itibari hizmet süresi” kavramına yer verilmiş olup, bu maddede ise, “506 sayılı Kanuna göre sigortalı sayılanların, kanunda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen süreler, sigortalılık süresi olarak eklenir.” hükmü ile öncelikle; 18.02.2000 tarihli 1997/1 Esas ve 2000/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre, salt sigortalılık süresine eklenmesi gereken süre olarak tanımlanmıştır.
506 sayılı Yasanın Ek 39’uncu maddesinde de “Bu Kanunun Ek 5 ve Ek 6’ncı maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları, beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanun’un 60. ve Geçici 81’inci maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Konu, son olarak 5510 sayılı Yasa ile düzenlenmiş ve 01.10.2008 günü itibarıyla aynı tarihte yürürlüğe giren “Fiili hizmet süresi zammı” başlıklı 40. maddesinde, belirtilen iş yerlerinde ve işlerde çalışan sigortalıların prim ödeme gün sayılarına, bu iş yerlerinde ve işlerde geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için karşılarında gösterilen gün sayılarının, fiili hizmet süresi zammı olarak ekleneceği, çalışmanın fiili hizmet süresi zammı kapsamında değerlendirilebilmesi için, tablonun (13) ve (14) numaralı sıralarında belirtilen sigortalılar hariç, sigortalının kapsamdaki iş yerleri ile birlikte işlerde fiilen çalışması ve söz konusu işlerin risklerine maruz kalmasının şart olduğu açıklanmıştır.
5510 sayılı Yasanın “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı geçici 1. maddesinde yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı … Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri … Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı … ve diğer bağımsız çalışanlar … Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar … Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.” hükmü nedeniyle, tahsis koşulları bakımından davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 60 ve geçici 81’inci maddelerinde yaşlılık aylığından yararlanmak için; kural olarak maddede belirlenen yaşa ulaşmış olmak, belirli bir süre prim ödemek, işten ayrılmak ve talepte bulunmak koşulları öngörülmüştür. Ne var ki, Anayasa Mahkemesi 2019/104 Esas, 2021/13 Karar ve 14.01.2021 tarihli kararı ile “17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı … Yasası’nın mülga 62. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “….çalıştığı işten ayrıldıktan sonra…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar vermiş ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinden de anlaşılacağı üzere işten ayrılma koşulunu özünde Anayasaya aykırı kabul etmiştir.
2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesindeki; “kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir.” hükmü uyarınca çeşitli sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmet süreleri de yaşlılık aylığı bağlanmasına esas olmak üzere birleştirilmekte ve sigortalının yaşlılık aylığı bağlanması için tabi olduğu yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi tespit edilmektedir.
Yukarıda sayılan düzenlemeler birlikte irdelendiğinde; mahkemece, 2829 sayılı Yasa kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Yasa kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Yasanın 32. vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı “fiili hizmet zammının” tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Yasanın Ek 39’uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Yasada yer alan “fiili hizmet zammının”, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Yasanın 11. kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan “itibari hizmet” sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Yasanın 32.vd. maddelerinde düzenlenmiş “fiili hizmet zammının”, 506 sayılı Yasadaki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken “itibari hizmet” süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 Sayılı Yasa kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Yasa kapsamında hak kazanılan “fiili hizmet zammının” kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Yasanın 60. ve geçici 81. maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Eklemek gerekirse, tahsis yapılmasına ilişkin eldeki davada, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141. maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanunun “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30. maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan …, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir.
Kabule göre de: aylıkların geç ödenmesi nedeniyle işleyen faizler bakımından, 5510 sayılı Yasa’nın 42. maddesinin “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” hükmü uyarınca, Kurum’un, yaşlılık aylığı tahsis tarihini takip eden 3 aylık sürenin sonundan itibaren (örneğin 01.01.2019 tarihine göre 01.04.2019 tarihinden) faiz alacağı ile sorumlu tutulacağı nazara alındığında, mahkemece bu durumun dikkate alınmaması ve infazda tereddüt uyandıracak şekilde karar verilmesi de, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararının kaldırılarak, ilk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk derece Mahkemesine gönderilmesi ile kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,29.11.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.