Yargıtay Kararı 18. Hukuk Dairesi 2007/3821 E. 2007/3952 K. 07.05.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 18. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/3821
KARAR NO : 2007/3952
KARAR TARİHİ : 07.05.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Dava dilekçesinde, Kamulaştırma Yasasının 4650 Sayılı Yasayla değişik hükümleri uyarınca, kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Mahkemece dava konusu taşınmazın yerinde yaptırılan incelemesi sonucu bilirkişi kurulunca taşınmaz malın tarım arazisi olarak kabulü ile bu niteliğine göre değerlendirme yapılıp kamulaştırma bedelinin tespitinde yöntem olarak bir isabetsizlik yoktur.
Ancak;
1- Kamulaştırma Yasasının 11. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde taşınmaz malın kamulaştırma (değerlendirme) tarihindeki mevki ve şartlarına göre olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelire göre değerinin belirleneceği öngörülmektedir. Bu yöntemle taşınmazın değerinin saptanmasında münavebeye alınacak ürünler yönünden sulu ya da kuru tarım arazisi niteliğinde olup olmaması önem taşır. Mahallinde yapılan keşif sırasında dinlenen köy muhtarı taşınmazın köy deresinden ark yerine gelen su ile sulandığını beyan etmiş, bilirkişi kurulu raporunda da köy muhtarının bu soyut beyanına itibarla taşınmazın tamamının sulandığı belirtilerek sulu tarım arazisi olduğu açıklanmış ve bu özelliği itibari ile münavebeye alınan ürünlere göre değer biçilmiş ise de, taşınmazın fiilen sulanıp sulanmadığı, sulanıyor ise dereden gelen suyun kendi doğal akışı ile mi yoksa özel bir pompalama ya da başka bir sistemle mi taşınmaza ulaştığı, ayrıca dereden geldiği kabul edilen suyun taşınmazın tamamının sulanmasında her mevsim için yeterli olup olmadığı, dereden sulanamadığı zamanlarda taşınmazın ne şekilde sulandığı, yapılan sulamanın daimi ve geçerli kabul edilebilmesi için kaynak üzerinde dava konusu taşınmaz lehine bir mükellefiyet (irtifak) kurulmuş olması gerektiğinden bu hususun varlığı ve suyun yeterliliği araştırılmadan, taşınmazın tamamının sulu tarla kabul edilip sulu tarım arazilerinde münavebeye alınabilecek ürünlere göre değerlendirme yapan rapora dayanılarak hüküm kurulması,
2- Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına göre iklim koşulları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı, bölgesindeki konumu (büyük yerleşim yerlerine uzaklığı vb.) gözetilerek dava konusu taşınmazın bulunduğu yerle benzer nitelikte olan Ülkemizin değişik yörelerindeki tarım arazilerinin değerlendirilmesinde (değeri önemli biçimde etkilleyen kanıtlanmış farklı ve özel bir etken bulunması durumu dışında) kapitalizasyon faizi suluda %5, kuruda %6 oranında alınmaktadır.
Dava konusu taşınmazın yukarıda (1) numaralı bentte belirtildiği üzere sulu, kısmen sulu ya da kuru tarım arazisi niteliğinin açıkça saptanmasından sonra, bu niteliğine uygun kapitalizasyon faiz oranının esas alınması gerektiği düşünülmeden, mahkemece taşınmazın tamamını sulu olarak değerlendiren rapora dayanılmış bulunmasına karşın kapitalizasyon faiz oranının %6 olarak alınmış bulunması,
3- 2942 sayılı Kamulaştırma Yasasının 4650 sayılı Yasayla değişik 15. maddesinin son fıkrası hükmüne göre, bilirkişilerce yapılan değer tespitinde, idarece belgelerin mahkemeye verildiği günün (dava tarihinin) esas alınması gerekir. Somut olayda idarece belgelerin mahkemeye verildiği güne göre 2006 yılı verilerinin getirtilip buna göre bedel tespiti yapılması gerektiğinde kuşku yoktur. Her ne kadar taşınmazın yerinde yapılan inceleme ve bilirkişi kurulunun raporunu düzenlediği tarihte 2006 verilerinin henüz belli olmadığı gerekçesiyle bir önceki yılın verileri üzerinden hesaplama yapılmış ise de hüküm tarihinde 2006 yılı verilerinin saptanmış bulunması olasılığı göz önünde tutularak bilirkişi kurulunca münavebeye alınan ürünlere ilişkin 2006 yılı resmi verilerinin getirtilip raporların denetlenmesi ve bilirkişi kurulundan bu verilere uygun ek rapor alınması gerektiğinin düşünülmemesi,
4- Dava konusu taşınmazın üzerindeki 3 yaş zeytin fidanlarının 2006 yılı itibariyle … İlçe Tarım Müdürlüğünden rayiç (geçer) değerlerinin belirlenip salt bu değerin taşınmazın tespit edilecek olan kamulaştırma bedeline eklenmesi ile yetinilmesi gerekirken, -Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına aykırı biçimde- bu fidanların 3 yıllık tesis bedellerine de hükmedilmesi,
Kabule göre de;
5- Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına göre tarım arazilerinin değerlendirilmesinde bilirkişi kurulunca münavebeye alınan ürünlerin dekar başına ortalama verimi ve üretim giderleri ile kg. başına ortalama toptan satış fiyatları esas alınır. Somut olayda buğday ve samanın dekar başına ortalama verimi yerine buğdayda bu ortalamanın üstünde, samanda ise altında bir verim miktarının alınmış bulunması,
Doğru görülmemiştir.
Mahkemece, yukarıda (1) numaralı bentte belirtildiği üzere taşınmazın sulu (kısmen veya tamamen) ya da kuru tarım arazisi niteliği açıkça ve denetime olanak verecek biçimde saptanmalı, sulu tarım arazisi olduğunun (fiilen sulandığının) belirlenmesi durumunda (3) numaralı bentteki esaslar çerçevesinde; kuru tarım arazisi olduğunun anlaşılması durumunda ise kuru arazilerde münavebeye alınacak ürünlere ilişkin İlçe Tarım Müdürlüğünün bildireceği 2006 yılına ilişkin dekar başına ortalama verim ve üretim giderleri ile kg. başına ortalama toptan satış fiyatları esas alınarak değerlendirme yapılıp kapitalizasyon faizinin de (2) nolu bentte belirtilen oranlarda alınarak değerlendirme yapılmak ve diğer bentlerdeki hususlar da yerine getirilmek suretiyle kamulaştırma bedelinin belirlenmesi için bilirkişi kurulundan ek rapor alınması, raporun yukarıda açıklanan hususlara uygunluğunun denetlenmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edenlerden davalı tarafa iadesine, 07.05.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.