YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1966
KARAR NO : 2022/7704
KARAR TARİHİ : 13.12.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
KARAR : Asıl davanın kabulü, birleştirilen davanın açılmamış sayılması
Taraflar arasındaki satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesince hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma kararından sonra birleştirilen davada, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil talebinde bulunulmuş; asıl dava ise ıslah yoluyla tazminat davasına çevrilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın ise açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davalılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 22.11.2022 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde temyiz eden davalılar vekili Av. … ile karşı taraftan davacılar vekili Av. …. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Açık duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahâre dosya ve içerisindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili, 10.04.2007 tarihli dava dilekçesi ile davalılar …, …, …, … ve …’in Antalya 1.Noterliğinin 07.02.1977 tarihli ve 5756 yevmiye sayılı düzenleme şeklindeki satış vaadi sözleşmesiyle 556 ada 2 ve 570 ada 3 parsel sayılı taşınmazlarda murisleri … …’ten kendilerine intikal edecek 6000 m2’ye isabet eden hisseyi 90.000,00 ETL bedelle vekil edenlerinin murisi …’a satmayı vadettiğini, satış bedelinin muris tarafından nakden ve peşinen ödendiğini, dava konusu taşınmazların imar uygulaması sonucu toplam 54 adet parsele ifraz edildiğini, tüm uyarılarına rağmen davalıların tapuları devretmeye yanaşmadıklarını ileri sürerek satış vaadi sözleşmesi uyarınca, imar parsellerinde davalılar adına kayıtlı payların iptali ile vekil edenleri adına miras payları oranında tescilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili, dava konusu taşınmazların elbirliği mülkiyetine tabi olup sözleşmenin ifasının mümkün olmadığını, öte yandan taşınmazların yaklaşık 2/3’ünün çeşitli kurumlarca kamulaştırıldığını ve yol, adliye, hastane, otel, binlerce konut, spor sahası vb. yapı ve alanların oluşturulduğunu, verilecek boş bir arsa kalmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.10.2009 tarihli ve 2007/141 Esas, 2009/366 Karar sayılı kararıyla; ifa tarihinde satışa konu taşınmazın belirlenebilir nitelikte olmadığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.10.2009 tarihli ve 2007/141 Esas, 2009/366 Karar sayılı kararına karşı davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 25.02.2010 tarihli ve 2010/878 Esas, 2019 Karar sayılı ilamıyla özetle; “sözleşmenin değişen durumlara uyarlanması (tahvili) kuralına göre, satışı vadedilen taşınmazların imar uygulaması sonucu ifrazı ile oluşan imar parsellerinde, vadedilen 6.000 m2’ye karşılık gelen kısmın uzman bilirkişiler tarafından belirlenmesi ve tespit edilecek bu payın satış vaadi sözleşmesi uyarınca davacılar adına tesciline karar verilmesi” gereğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
3. Bozma kararına karşı davalılar vekilinin karar düzeltme istemi Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 06.05.2010 tarihli ve 2010/4549 Esas, 2010/ 5205 Karar sayılı kararı ile reddedilmiştir.
B. Birleştirilen Dava ve Cevap
1. Bozma kararından sonra 20.10.2010 tarihinde birleştirilen Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/91 Esas, 2010/300 Karar sayılı sayılı dosyasında davacılar vekili, 09.03.2009 tarihli dava dilekçesiyle; davalıların murisi … …’in Antalya 1. Noterliğinin 18.09.1967 tarihli ve 30558 yevmiye sayılı satış vaadi sözleşmesiyle 556 ada 2 ve 570 ada 3 parsel sayılı taşınmazlarda murisinden intikal edecek 5.500 m2’ye isabet eden hisseyi 38.500,00 ETL bedelle vekil edenlerinin murisi …’a satmayı vadettiğini ileri sürerek 5.500 m2’lik kısmın imar uygulamaları ile oluşan gitti parsellerdeki karşılıklarının belirlenmesini ve satış vaadi sözleşmesi uyarınca, imar parsellerinde davalılar adına kayıtlı payların iptali ile vekil edenleri adına miras payları oranında tescilini talep ve dava etmiştir.
2. Davalılar vekili, asıl davada ileri sürdüğü sebeplerle davanın reddini savunmuştur.
C. Islah Talebi ve Cevap
1. Davacılar vekili, 26.10.2011 tarihli dilekçesi ile asıl davayı ıslah ederek talebini bedele dönüştürmüş ve bozmadan önce yapılan keşif sonrası sunulan 22.01.2008 tarihli inşaat bilirkişisi raporunda, satışı vadedilen 6.000 m2’lik kısmın dava tarihindeki değeri olarak belirlenen 6.420.000,00 TL tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini istemiştir.
2. Davalılar vekili ıslah dilekçesine cevaben, davacı tarafın asıl davayı ıslah edip tazminata dönüştürmesinin, birleştirilen davayı ise tapu iptal ve tescil olarak devam ettirmesinin kötüniyetli olduğunu; kamulaştırma veya kamulaştırmasız elatma dolayısıyla satış vaadine konu taşınmazlarda azalma meydana geldiğini, sözleşmenin kurulduğu tarihte ifa gerçekleşmiş ve mülkiyet vaad alıcısına geçirilmiş olsa dahi yine bu kamulaştırmaların gerçekleşeceğini ve aynı ölçüde hisse azalımı olacağını, bu nedenle kamulaştırma veya kamulaştırmasız el atma sonucu meydana gelen azalmanın satışı vadedilen 6.000 m2’lik kısma da yansıtılması gerektiğini belirterek tazminat talebinin reddini savunmuştur.
D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
1. Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; asıl davada verilen ilk kararın sözleşmenin ifa edilemez olduğu gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olduğu, bozma ilamının ise tahvil kuralına dayandırıldığı; mahkemece, bozmaya uyularak bu doğrultuda inceleme yapıldığı, dolayısıyla bozmadan sonra yürütülen bir tahkikat bulunduğu; davacının, dava devam ederken 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun’un 18 inci maddesiyle HMK’nın 177 nci maddesine eklenen 2 nci fıkra uyarınca ıslah hakkına kavuştuğu, HMK’nın 448 inci maddesinde de bu kanun hükümlerinin tamamlanmamış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanacağının öngörüldüğü, HMK’nın 177/2 nci fıkrasının yürürlüğe girdiği tarihte davanın derdest olup ıslahla ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmadığından, tahkikatın tamamlanmadığının kabulü gerektiği, Anayasanın “hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesinin de bu şekilde bir yorum yapmayı zorunlu kıldığı;
2. Somut olayda, vaad alacaklısı davacıların, sözleşmenin ifa edilmemesinden kaynaklanan zararın tazminini talep ettikleri; tazminat yerine tapu iptali ve tescil talep edilmiş olsaydı ancak o zaman objektif imkansızlık nedeniyle kamulaştırma ya da benzeri olgulardan kaynaklanan mülkiyet kaybının tescil edilecek paya yansıtılması gerekeceği, bu nedenle dava konusu taşınmazlarda kamulaştırma ve kamulaştırmasız elatma nedeniyle meydana gelen azalmaların davacıların satın aldıkları paya yansıtılmadığı; düzenleme ortaklık payı kesintisi nedeniyle oluşan yararın ise doğrudan taşınmazın kendisinde gerçekleştiği, malikin kim olduğunun bir önemi olmadığı, bu nedenle tazminat miktarı hesaplanırken düzenleme ortaklık payı oranında kesinti yapılması gerektiği, 29.06.2016 tarihli fen bilirkişisi raporunda satışı vadedilen 6.000 m2’lik kısımda düzenleme ortaklık payı kesintisi yapıldıktan sonra kalan miktarın 5.381,13 m2 olarak belirlendiği, 22.01.2008 tarihli inşaat bilirkişisi raporunda da taşınmazın dava tarihi itibariyle metrekare değerinin 1.070,00 TL olarak hesaplandığı, bu durumda davacıların isteyebileceği tazminat miktarının 5.757.815,22 TL olabileceği gerekçe gösterilerek davanın kısmen kabulüne ve 5.757.815,22 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsili ile davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine;
3. Birleştirilen davada ise usulüne uygun ihtara rağmen davacı tarafça eksik harç süresi içerisinde ikmal edilmediğinden 11.03.2020 tarihli celsede dosyanın işlemden kaldırıldığı, salgından dolayı yasal sürelerin durması ve akabinde araya adli tatil girmesi nedeniyle yenileme süresinin 14.09.2020 tarihine kadar uzadığı, ancak bu süre içerisinde de harcın tamamlanmadığı gerekçe gösterilerek davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle;
1. 6100 sayılı HMK’nın 177. maddesinde yapılan değişikliğin 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe girmiş olup anılan yasa hükmü ile bu tarihten sonra Yargıtay’dan bozularak gelen davalarda ıslah yapılmasına olanak tanındığı, somut olayda ise bozma kararından sonra ancak yasa hükmünün yürürlük tarihinden önce yapılması nedeniyle ıslah talebine değer verilemeyeceğini;
2. Vekil edenlerinin yapılan kamulaştırmalar nedeniyle herhangi bir bedel almadıkları gibi kamulaştırmasız elatma nedeniyle açtıkları tazminat davaları sonucunda da herhangi bir yarar sağlamadıklarını, mahkemece bu hususta yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığını;
3. Dava konusu taşınmazlarda kamulaştırma veya kamulaştırmasız elatma sonucu meydana gelen azalmanın satışı vadedilen 6.000 m2’lik kısma da yansıtılması gerektiğini, zira tescil edilemeyen paylar yönünden vekil edenlerinin kusuru bulunmadığını, bu durumda ancak Borçlar Kanununun 117. maddesi uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenebileceğini, mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil; ıslah yoluyla tazminat istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlıkta öncelikle çözüme kavuşturulması gereken husus; İlk Derece Mahkemesince tapu iptali ve tescil isteminin reddine dair verilen kararın, Yargıtay 14. Hukuk Dairesince bozulması sonrasında mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada, davacı tarafından yapılan ıslaha değer verilerek hüküm kurulmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 83 ve devamı maddeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176 ve devamı maddeleri, 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı ile 26.04.2022 tarihli ve 2020/4-449 Esas, 2022/604 Karar sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı.
3. Değerlendirme
1. Davanın açılış tarihi itibariyle yürürlükte olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 83 ve devamı maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiş; 83 üncü maddede, davanın her iki tarafının da yargılama usulü ile ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 84 üncü maddede ise ıslahın tahkikata tabi olan davalarda tahkikatın bitimine kadar yapılabileceği hüküm altına alınmış; benzer hükümlere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 176 ve 177/1 inci maddelerinde de yer verilmiştir.
2. Bilindiği üzere ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur.
3. Diğer bir ifadeyle ıslah, iyi niyetli tarafın davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına ve bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur.
4. Bu konuda HUMK zamanında verilmiş olan 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında (YİBK) yukarıda bahsi geçen hükümler benimsenmiş; ayrıca ıslahın tahkikat ve yargılama bitinceye kadar yapılabileceği, Yargıtayca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan faydalanmanın mümkün olamayacağı kabul edilmiştir. Sözü edilen kararda, taraflardan birine davanın herhangi bir aşamasında ıslah olanağı tanınmasının davaların sonu alınamayacak şekilde uzamasına neden olacağı, bu istisnai yolun bozmadan sonraki aşamalara da yaygınlaştırılmasının, bozmaya uyulmasıyla kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi davanın tamamen ıslah edildiği hallerde işin sonuçlandırılmasını güçleştireceği vurgulanmıştır.
5. Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nın 177/1 inci maddesinin tahkikat sonuçlanıncaya kadar ıslah yapılabileceğini öngördüğü, bu sebeple Yargıtayın bozma kararı sonrasında tahkikat safhasına dönüleceğinden bozmadan sonra ıslah yapılabileceği, HMK’nın 177 nci maddesinin yanlış yorumlandığı, 1948 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının HMK karşısında güncelliğini kaybettiği, bozma kararı sonrasında ıslah yapılıp yapılamayacağına dair Yargıtay daireleri arasında görüş aykırılığı bulunduğu ileri sürülerek 1948 tarihli içtihadın birleştirilmesi kararının değiştirilmesi talep edilmiş ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı kararında 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı içtihadı birleştirme kararındaki benzer gerekçelerle “bozma kararı sonrası ıslah yapılamayacağı ve içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesinin gerekmediğine” karar verilmiştir.
6. Aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 19.10.2021 tarihli ve 2017/3-2281 Esas, 2021/1257 Karar, 20.04.2021 tarihli ve 2017/3(13)-572 Esas, 2021/518 Karar sayılı kararlarında da yer verilmiştir.
7. 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile bozmadan sonra da ıslah yapılabileceğine ilişkin hüküm getirilmiş ise de, bu Kanunun “geriye yürümeme ilkesi” ve ıslah işleminin yapılmakla tamamlanmış usulü işlem teşkil etmesi nedeniyle eldeki davada ıslah tarihi itibariyle bu yeni hükmün uygulanamayacağı açıktır.
8. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 25.02.2010 tarihli ve 2010/878 Esas, 2019 Karar sayılı bozma kararına uyulduğu belirtilerek ve bozmadan sonra davacılar vekilince ibraz edilen 26.10.2011 tarihli ıslah dilekçesi dikkate alınarak (asıl) davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yukarıda belirtildiği üzere Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 sayılı Karar ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı kararları dikkate alındığında, bozmadan sonra ıslah yapılması mümkün olmadığından mahkemenin, ıslahın geçerli olduğuna ilişkin gerekçesi doğru görülmemiş; bu nedenlerle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Yukarıda (1) ila (8) numaralı paragraflarda açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Yargıtay duruşma vekalet ücreti 8.400,00TL’nin davacılardan alınarak davalılara verilmesine,
Peşin yatırılan harcın yatırana iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
13.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.