YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3989
KARAR NO : 2022/7527
KARAR TARİHİ : 15.11.2022
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında Silivri 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece; İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına dair verilen karara, Silivri 3. Asliye Hukuk Mahkemesince uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, yasal süre içerisinde davacı vekili tarafından ve duruşma istekli olarak davalılar … ve … vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 15/11/2022 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar … ve … vekili Avukat … Aydınalp geldi. Davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden davacı … vekili ve diğerleri gelmedi. Yokluklarında duruşmaya başlandı, gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, Silivri Belediye Başkanlığına ait dava konusu 984 ada 3 parsel sayılı taşınmazın 06.07.2009 tarihli ve 53 sayılı Silivri Belediye Meclisi kararına istinaden belediye encümenince yapılan ihale ile 13.12.2012 tarihinde davalı …’e satıldığını, ne var ki satışın dayanağını teşkil eden meclis kararının İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 2009/1410 E., 2010/942 K. sayılı kararı ile iptal edildiğini ve kararın Danıştay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, davalı … adına yapılan tescilin yolsuz hale geldiğini, davalı …’in de açılacak davayı bertaraf etmek için çekişmeli taşınmazı diğer davalılara devrettiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile davacı … adına tescilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı …, çekişmeli taşınmazı ihale neticesinde bedeli karşılığında satın aldığını, iyiniyetli olduğunu, ediniminin korunması gerektiğini, sonra da diğer davalılara sattığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalılar … ve …, tapu kaydına güvenerek dava konusu taşınmazı 185.000,00 TL’ye satın aldıklarını, iyiniyetli olduklarını, TMK’nın 1023. maddesi gereğince kazanımlarının korunması gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 03/04/2019 tarihli ve 2016/337 E., 2019/74 K. sayılı kararıyla; davalılar … ve …’ın dava konusu taşınmazı kötüniyetle edindiklerinin kanıtlanamadığı, TMK’nın 1023. maddesi gereğince kazanımlarının korunması gerektiği, davalı …’in de kayıt maliki olmadığı gerekçesiyle davalı … yönünden pasif husumet yokluğundan, diğer davalılar yönünden ise esastan davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın davalı …’a satıldığını, satışın dayanağı encümen kararının mahkeme kararı ile iptal edildiğini, mahkemenin davalılar arasındaki satışın gerçek satış olup olmadığını araştırmadığını, tanık beyanlarıyla davalıların iyi niyetli kabul edildiğini, yazılı delille ispatlanması gerektiğini, davalı …’nun yolsuz tescilin tarafı olduğunu, husumetten reddin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi raporuna itirazın dikkate alınmadığını, raporun denetime elverişli olmadığını bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasını, yeniden yargılama yapılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 17/12/2019 tarihli ve 2019/1267 E., 2019/1770 K. sayılı kararıyla; 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Bozma Kararı
Dairenin 07/04/2021 tarihli ve 2020/773 E., 2021/2118 K. sayılı kararıyla; ”…dava konusu taşınmazın davalı … adına tescilinin dayanağı olan idari işlem, yani 06.07.2009 tarihli ve 53 sayılı Belediye Meclis Kararı idari yargı yerinde iptal edildiğine ve bu karar kesinleştiğine göre, sicilin illetten yoksun hale geldiği, başka bir ifadeyle ilk el konumunda olan davalı … adına oluşan sicil kaydının Türk Medeni Kanunu’nun 1025. maddesi hükmü uyarınca yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu kuşkusuzdur…
Somut olayda, çekişmeli taşınmazın da içinde yer aldığı 94 adet taşınmazın satışına ilişkin Silivri Belediye Meclisinin 06.07.2009 tarihli ve 53 sayılı kararına karşı idare mahkemesinde iptal davası açılması ile birlikte bu olay ulusal basına konu olmuştur. Devam eden süreçde de basın tarafından konunun takip edildiği idari işlemin iptal kararının yeniden gündem yapılmasından anlaşılmaktadır. Öte yandan, iyiniyetin değerlendirilmesi bakımından temlik tarihinde 8 yaşında olan davalılar … ve …’ın anne ve babalarının ( … ve … çifti ) durumlarının incelenmesi gerekmektedir. Davalılar … ve …’ın ailesi ile birlikte İstanbul ili Başakşehir ilçesinde ikamet ettikleri akit tablosuna bildirdikleri adresten tespit edilmiştir. O halde, İstanbul ili Silivri ilçesinde gelişen ve ulusal basına da konu olan olayları … ve … çiftinin kendilerinden beklenen özeni göstermeleri halinde bilmeleri gerektiği değerlendirilmiştir. Ayrıca … ve … çifti, dava konusu taşınmazı mimar olarak çalışan ve taşınmaz sektörüne hakim diğer davalı …’den satın almışlardır. Taşınmazın bulunduğu Silivri ilçesinde yaşayan …’in de durumu bildiği ortadadır. Yine …’in taşınmazı edinim tarihi ile davalılar … ve …’ın edinim tarihi arasında iki ay gibi kısa bir süre vardır. … ve … çiftinin, …’in edinimini ve tarihini araştırmaları ve basına yansıyan olayı gözetmeleri halinde durumu bildikleri ya da bilmeleri gerektiği anlaşılmıştır. Öte yandan, davalılar … ve … vekili tarafından sunulan adi yazılı emlak alım satım sözleşmesi ve tahsilat makbuzlarının her zaman düzenlenmesi mümkündür. Bu nedenle itibar edilememiştir. Satış bedelinin bankadan çekildiğine ya da davalı …’a transfer edildiğine dair kayda dayalı bir belge de sunulmamıştır.
Hâl böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.” gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına oyçokluğuyla karar verilmiştir.
3. İlk Derece Mahkemesince Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin 14/10/2021 tarihli ve 2021/142 E., 2021/261 K. sayılı kararıyla; davalı …’nun taşınmaz mülkiyetini diğer davalılara devrettiği, dava tarihi itibari ile taşınmazda mülkiyet sahibi olmadığı, davada husumeti bulunmadığı gerekçesiyle davalı … yönünden husumet dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine; bozma kararında belirtilen gerekçe benimsenmek suretiyle, davalılar … ve … yönünden davanın kabulü ile tapu iptal-tescile karar verilmiştir.
4. Bozma Sonrası İlk Derece Mahkemesi Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalılar … ve … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
5. Temyiz Nedenleri
5.1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı … yönünden davanın usulden reddine ilişkin olarak verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalıların müteselsil sorumlu olduklarını, davalı …’nun da diğer davalılar ile birlikte sorumlu olması gerektiğini bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla, kararın bozulmasına tüm davalılar yönünden davanın kabul edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
5.2.Davalılar … ve … vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, bozma kararındaki gerekçe ile davanın kabul edilmesinin maddi gerçekler, yerel gazete satış tirajları, yadsınamaz matematiksel veriler dikkate alındığında kabul edilemeyeceğini, bozma gerekçesine dair ispata yeterli delil dahi bulunmadığını, hayatın olağan akışında hiç kimsenin, evine yaklaşık 1.5 saatlik mesafede yer alan başka bir ilçede gelişen “hukuki” olayları bilemeyeceğini, bilmek durumunda da olmadığını, karar tarihi olan, 2021 yılı (olaydan 9 sene sonrası) itibari ile sosyal medyanın insanlara ulaşma seviyesinin ne derece yükseldiği dikkate alınarak bir değerlendirme yapıldığında dahi, davalıların ne kadar özen gösterirlerse göstersinler olaydan haberdar olabilmelerinin mümkün gözükmediğini, davalıların tapu siciline itimat ederek dava konusu taşınmazları satın aldıklarını, bozma kararındaki ”karşı oy”un tüm iddialarını desteklediğini, satışın gerçek olduğunu bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
6. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, yolsuz tescil (idari işlemin iptali) hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
6.2. İlgili Hukuk
6.2.1.Bilindiği üzere; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 705. maddesinde; “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” 1022/1. maddesinde; “Aynî haklar, kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır.”, 1023. maddesinde; “Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.”, 1024/2. maddesinde; “Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur.”, 1025/1-2. maddesinde “Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler uyarınca, ayni haklar tapu siciline tescil ile doğar ve tescilin hukuki netice doğurabilmesi için de geçerli bir hukuki sebebinin bulunması zorunludur. Bu hususun tapunun illilik prensibinden kaynaklandığı açıktır. Oysa, oluşan sicilin hukuken geçerli bir sebebi bulunmadığı takdirde, tescilin yolsuz tescil niteliğini taşıyacağı ve sicilin iptali gerekeceğinde kuşku yoktur.
6.2.2.6100 sayılı HMK’nın ”Yargılama giderlerinin kapsamı” başlıklı 323. maddesinde yargılama giderlerinin neler olduğu sayılmış olup; 326/1 maddesinde ise ”Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.
” hükmüne yer verilmiştir.
6.3. Değerlendirme
6.3.1. Dosya içeriğine, toplanan delillere, delillerin takdirinin yerinde oluşuna, (V/2.) no.lu paragrafta yer verilen hükmüne uyulan bozma kararında gösterildiği şekilde işlem yapılmasına, (V/3.) no.lu paragrafta yer verilen Mahkeme kararının dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre, tapu iptali tescil isteğinin kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalıların temyiz itirazlarının reddi gerekir.
6.3.2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Somut olayda, yolsuz tescil haksız fiil niteliğinde olduğuna ve davalı … diğer davalılar ile el ve işbirliği içerisinde hareket ettiğine göre; davanın tümden (tüm davalılar yönünden) kabulüne karar verilmesi gerekirken, davalı … yönünden husumet dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi ve bu suretle (V/6.2.2.) no.lu paragrafta yer verilen yasal düzenlemeler gereği davalı …’ın da diğer davalılar ile birlikte yargılama giderlerinden sorumlu tutulması gerektiği gözetilmeksizin hüküm kurulması doğru değil ise de değinilen bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması gerekir.
6.3.3 Diğer yandan, davalı … yönünden husumet dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi nedeniyle bu davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmiş olması da doğru değil ise de bu husus temyize getirilmediğinden hükmün bu kısmı düzeltilmemiştir.
VI. SONUÇ
1.(V/6.3.1.) no.lu paragrafta açıklanan nedenlerle; davalıların yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddine,
2.(V/6.3.2.) no.lu paragrafta açıklanan nedenlerle; davacının temyiz itirazının değinilen yönden kabulüne;
3.Hükmün 1, A ve B bentleri hükümden çıkarılarak yerlerine 1. bent olarak;
”Davanın kabulü ile; Silivri ilçesi Selimpaşa Mah. 984 ada 3 parsel sayılı taşınmazın DAVALILAR ADINA OLAN TAPU KAYDININ İPTALİ İLE DAVACI ADINA KAYIT VE TESCİLİNE,” cümlesinin yazılmasına,
Hükmün 3., 4. ve 6. bentlerindeki ”davalılar … ve …’dan müştereken ve müteselsilen” ibarelerinin hüküm yerlerinden çıkarılarak yerlerine ”davalılardan müteselsilen” ibarelerinin yazılmasına,
Hükmün bu şekli ile 6100 sayılı HMK’nın 370/2. maddesi uyarınca DÜZELTİLEREK ONANMASINA, temyiz edilen ve diğer temyiz eden davacı … vekili duruşmaya katılmadığından lehine duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, alınan peşin harçların temyiz edenlere geri verilmesine, 15/11/2022 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
-MUHALEFET ŞERHİ-
Dava yolsuz tescil hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı …, taşınmaz satışına ilişkin belediye meclis kararının idari yargı yerinde iptal edilmesi nedeniyle tescilin yolsuz hale geldiğini, ilk el davalıdan satın alan kayıt maliklerinin de edinimlerinde iyiniyetli olmadıklarını ileri sürerek, tapu iptali-tescil isteminde bulunmuş, İlk Derece Mahkemesince ilk el olan davalı yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle, kayıt maliki davalılar yönünden kötüniyetli edindikleri ispat olunamadığından davanın esastan reddine karar verilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince istinaf isteği esastan reddedilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiş, Dairenin sayın çoğunluğu tarafından kayıt maliki davalıların edinimlerinde iyiniyetli olmadıkları gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bu karara uyan mahkeme davanın kabulüne karar vermiştir.
Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık; son maliklerin iyi niyetli olup olmadıkları, diğer yandan mahkemece bozma ilamına uyulmakla davacı lehine usulü kazanılmış hak oluşup oluşmayacağı noktasındadır.
Önceki karara uyulmuş olmasının taraflar lehine usulü kazanılmış hak oluşturmayacağı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2620 E., 2021/445 K. sayılı ilamında tartışılmış,
“III. ÖN SORUN
13. Görüleceği gibi mahkemece davanın esastan reddini içeren önceki bozma kararına uyularak tesis olunan karar, Özel Dairece ilk bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulmuştur. Böyle olunca yerel mahkemece sonraki bozma kararına uyularak verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı kuşkusuz olmakla birlikte, yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce mahkemece birinci bozma kararına uyulmuş olması nedeniyle davalı Hazine yararına usulü kazanılmış hakkın doğup doğmadığı ön sorun olarak ele alınmıştır.
14. Öncelikle, usulü kazanılmış hak kavramı ile ilgili olarak şu açıklamaların yapılmasında yarar vardır.
15. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) “usulü kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
16. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1960/5 K. ve 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 E., 1960/9 K. sayılı ilamlarında açıklandığı üzere, bir mahkemenin Yargıtay tarafından verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılamaz ve bozma sebebidir; meğer ki, bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arz etmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen durum uyarınca muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulü kazanılmış hak yahut usule ait kazanılmış hak denilmektedir.
17. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.
18. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 tarihli ve 1960/21 E., 1960/9 K. sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.
19. Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usulü kazanılmış haktan söz edilemez .
20. Usulî kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilmesi gerekir.
21. Öte yandan, 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle 18.06.1927 tarihli 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 439. maddesinin beşinci fıkrasından ve 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 16. maddesi ile değiştirilmeden önceki 429. maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra; “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” hükmünü taşımaktadır.
22. Anılan hüküm ile Yargıtay Dairesinin iki bozma kararı arasındaki çelişkinin giderilmesi için temyiz inceleme yetkisi Hukuk Genel Kuruluna verilmiştir. Böylelikle aynı Yargıtay Dairesinin birbiriyle çelişen kararlarının Hukuk Genel Kurulunda incelenerek giderilmesi amaçlanmıştır. Bu düzenleme birinci veya ikinci bozma kararı lehine bir doğruluk veya kesinlik karinesi ihdas etmemekte olup, düzenleme nedeniyle somut olay ekseninde iki zıt bozma kararından hangisinin uygun olduğuna yahut bunların dışında başka bir çözüm seçeneğinin bulunup bulunmadığına üçüncü defa Özel Daire değil de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu karar verebilecektir. Bu düzenleme, üçüncü kararların türlerine bakılmaksızın temyizen incelenmesi yönünden direnme kararlarındaki rejimi bu kararlara da bir tür teşmil etmektedir. Bu itibarla, HUMK’nın 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 429. maddesine dördüncü fıkra olarak eklenen hükmün de esasında usulü müktesep hakkın istisnalarından birini oluşturduğu sonucuna varılmıştır.
23. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2020 tarihli ve 2017/11-2474 E., 2020/944 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.” denilmek suretiyle usulü kazanılmış hak olmayacağı kabul edilmiştir.
Ayrıca 6100 sayılı HMK’nın 373/6.madesi de bu amaçla düzenlenmiştir.
İşin esasına gelince;
Davacı Belediyenin yaptığı taşınmaz satış ihalesinin dayanağı olan meclis kararının, mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle tescilin yolsuz hale geldiği konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak, sayın çoğunluk ile aramızda, ikinci el olan davalı kayıt maliklerinin TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanmalarının mümkün olup olmadığı konusunda görüş aykırılığı vardır.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; Silivri Belediyesi tarafından 94 adet taşınmazın ihale yolu ile satışının yapıldığı, dayanak meclis kararının mahkemece iptali üzerine anılan belediyenin tapu iptali tescil davaları açtığı, kayıt maliki davalıların taşınmazın bulunduğu Silivri’de ikamet etmedikleri, temlik tarihlerinde ergin olmadıkları için velayeten adlarına temlikin sağlandığı, taşınmazın keşfen belirlenen bedeli ile tapu senedindeki bedelin uyumlu olduğu ve emlakçı aracılığı ile satın alındığı, yolsuz tescili oluşturan olguların temlik tarihinden önce basına yansıdığına dair delil bulunmadığı, 14.02.1951 tarihli 17/1 sayılı İBK kapsamında davalıların aleyhine iyi niyetli olmadıkları yönünde vakıa ve karine de bulunmadığı gözetildiğinde, davalıların TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanmaları gerekmektedir.
Açıklanan bu nedenlerle davanın reddi gerektiği düşüncesiyle kararın bozulması gerekirken onanması yönündeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.