YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6538
KARAR NO : 2022/11756
KARAR TARİHİ : 04.10.2022
Mahkemesi :İş Mahkemesi
No :
Dava, haczin kaldırılması ve hacze dayanak olan takipler nedeniyle Kuruma karşı borçlu olmadığının tespiti istemlerine istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak ilamda belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve temyize cevap dilekçesi ile davacı tarafından duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04/10/2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü temyize cevap dilekçesi ile duruşma talep eden davacı adına Av. … ile temyiz eden davalı adına Av. … geldiler. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Eldeki davada, dairemizin Bozma ilamı ile; “…6183 sayılı Kanunun 54. maddesi hükmü uyarınca da süresinde ödenmeyen … alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. … borçlusunun borcuna yetecek miktarda mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi de maddede belirtilen cebren tahsil şekillerinden birisidir. Bu bağlamda, borçtan dolayı cebren tahsile geçmeden önce anılan Kanunun 55. maddesi hükmünde öngörülen bilgilerin tümünü içeren bir ödemeye çağrı yazısının “ödeme emri” nin tebliğ edilmesi yasal zorunluluktur. Bir başka ifade ile kamu alacağı için “ödeme emri” çıkarılmadan ve icra takibi kesinleştirilmeden haciz uygulanması ve diğer cebren tahsil yollarına başvurulması kanuna aykırıdır. Eldeki davada ise, davacı hakkında usulüne uygun şekilde kesinleşmiş bir takip olmaksızın konulan hacizlerin kaldırılmasına yönelik verilen karar isabetli ise de, haczin dayanağı olan, kurumca tevhit edildiği ve iptali istenen ödeme emirlerinin, 6183 sayılı Yasanın 58. maddesi kapsamında ve usulüne uygun şekilde tebliğinin olmaması karşısında, davacının talebinin kurumca sorumlu tutulan miktar nedeniyle kuruma karşı borçlu olmadığının tespitine yönelik olarak kabulü ile bu kapsamda yapılacak yargılama ile davacının sorumlu olup olmadığı hakkında değerlendirme yapılması ile oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi….”gereğine işaret edilerek araştırma yapılmak üzere bozulmuştur.
Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı)
Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK)
Ayrıntıları Hukuk Genel Kurulunun 10.12.2019 günlü ve 2015/10-3241 Esas, 2019/1325 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere; mahkemece bozmaya uyulması sonucu artık bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğmuş olur. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemece tarafların beyanlarının alınıp bozmaya uyulmasına da karar verildikten sonra yapılacak iş; bozma gereklerinin yerine getirilmesi olmalıdır. Zira mahkemece bozmaya uyulması yönünde oluşturulan karar, bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine neden olur.
Hukuk Genel Kurulu’nun 18.10.1989 gün 541-534, 21.2.1990 gün 10-117; 7.10.1990 gün 439-562; 19.2.1992 gün 635-82; 23.2.1994 gün 936-94; 03.03.2010 gün ve 2010/12-81-118; 27.09.2006 gün ve 2006/19-635 E. 2006/573 K; 15.10.2008 gün ve 2008/19-624 E. 2008/632 K ile 17.02.2010 gün ve 2010/9-71 E. 2010/87 K. sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Eldeki davada ise, mahkemece, bozma gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece davacı hakkında kurumca konulan hacizlerin, kesinleşmiş ve usulüne uygun şekilde tanzim ve tebliği sağlanmış ödeme emirlerinin bulunmaması nedeniyle kaldırılması gerekir ise de, davacının dava dışı prim borçlusu olan şirketteki A grubu hisse ile temsil ve ilzama yetki olduğu dönemler dikkatlice irdelenerek hacze dayanak yapılan ödeme emirleri içeriğinde yer alan dönemlere göre davacının 14.03.2011-22.12.2011 ve 29.05.2012-15.03.2013 tarihleri arasında kalan dönemler ile ilgili ve sınırlı olarak ve 01.07.2008 tarihi itibari ile yürürlüğe girmiş 5510 sayılı Yasanın 88. maddesi hükümlerine uygun şekilde kuruma karşı sorumluluğunun bulunup bulunmadığının irdelenmesi ile sonucuna göre davacının menfi tespit istemi hakkında infaza elverişli şekilde bir karar tesisi gerekirken, yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davalı avukatı yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma avukatlık parasının davacı’ya yükletilmesine, 04.10.2022 gününde oybirliği ile karar verildi.