Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2023/293 E. 2023/1023 K. 09.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/293
KARAR NO : 2023/1023
KARAR TARİHİ : 09.02.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/717 E., 2020/699 K.
DAVA TARİHİ : 10.11.2016
HÜKÜM/KARAR : Direnme
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 36. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/78 E., 2017/135 K.

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen “Tespit” davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya direnme kararı verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararı davalı … Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle; Dairemizin 08.10.2020 tarih ve 2020/8482 Esas ve 2020/5788 K. sayılı kararı ile dava dosyasının Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna sunulmak üzere Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca direnme uygun bulunduğundan davalı Kurum vekilinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı asil dava dilekçesinde; vergi mükellefiyet kaydına istinaden 01.10.1990 tarihinden itibaren zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı … vekili tarafından sunulan cevap dilekçesi ile davacının tespitini talep ettiği dönemlere ait tescil başvurusunun olmadığı ve bu konuda süresinde Kurum’a yapılmış herhangi bir borçlanma talebinin olmadığı, Kurum işleminin bu yönüyle mevzuata uygun olduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 06.06.2017 tarih ve 2016/78-2017/135 E. K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
1-İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

2-Bölge Adliye Mahkemesinin 02.11.2018 tarih ve 2018/1221 E. ve 2018/1828 K. sayılı kararı ile vergi mükellefiyeti kayıt sürelerine ilişkin ödenmesi gereken sigortalılık prim borç tutarı Kurumdan sorulmuş, bildirilen prim borç tutarının ödenmesi için davacıya süre verilmiş, Kurum tarafından davacının borç tutarını ödediğine dair makbuzun dosyaya sunulması sonrası Bölge Adliye Mahkemesince yargılamaya son verilmiş ve davacının geçici 18 inci madde kapsamında prim borcunun tamamını yatırdığı kabul edilerek “davacı asilin istinaf isteminin kabulü ile … 36. İş Mahkemesi’nin 06.06.2017 tarihli, 2016/78 Esas – 2017/135 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına,
1)Davanın kabulüne,
2)Davacının vergide kayıtlı olduğu, 01.10.1990 – 04.11.1993 ile 15.05.1998 – 03.10.2000 tarihleri arasındaki sürelerde davacının 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun tespitine,” şeklinde karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A- Bozma Kararı
1-Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2- Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin (kapatılan) 12.03.2020 tarih ve 2019/1789 E. ve 2020/1671 K. sayılı kararı ile “Somut olayda; davacı 4956 sayılı Kanun’un 47 nci maddesi ile 1479 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 18 inci maddesinden faydalanmak için 01.09.2003 tarihinde Bağ-Kur’a başvurarak 22.10.1985- 04.10.2000 tarihleri arasında bulunan vergi mükellefiyet sürelerini borçlanma talebinde bulunmuş, talebe karşı davalı Kurum tarafından herhangi bir tahakkuk ve tebliğ işlemi gerçekleştirilmemiştir. 4956 sayılı Kanun’un 47 nci maddesi ile 1479 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 18 inci maddesinden yararlanabilmek için hem süresi içerisinde başvurmak hem de maddede öngörülen yükümlülükleri yerine getirmek gerekmektedir. Ancak, davacı yükümlülüklerini yerine getirmeyerek başvurusunu takip etmemiş, başvuru tarihinden itibaren 13 (on üç) yıl geçtikten sonra 10.11.2016 tarihinde davasını açmıştır. Davacının 4956 sayılı Kanun’dan faydalanmak için aradan 13 (on üç) yıl geçtikten sonra davasını açması iyiniyet kurallarına aykırıdır. Bu durumda Kanundan doğan yükümlülüklerini süresinde yerine getirmeyen davacının geçmişe yönelik olarak sigortalılık elde etmesi mümkün değildir. Bu yönü ile davadaki yasal dayanağın MK. 2 nci maddesinde düzenlenen “objektif iyiniyet kuralı” olduğu, kişinin kendi kusuru bulunduğu takdirde de bu ilkeden yararlanamayacağı açıktır” denilmek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesi Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile
” 1-Uyuşmazlık davacının 01.09.2003 tarihindeki borçlanma talebi hakkında Kurumca bir değerlendirme yapılarak borçlanma bedelinin bildirilmesini beklemesinin iyi niyet kurallarına aykırı kabul edilip edilmeyeceğine ilişkindir.
Konuyla ilgili 1479 sayılı Yasa’nın geçici 18. maddesinde “Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 4.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin 4.10.2000 tarihinden itibaren başlayacağı, ancak, bu Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıkları, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde Kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.4.1982-4.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak 49 uncu ve ek 15 inci maddelere göre hesaplanacak prim borçlarının tamamını, tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağının yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemeleri kaydıyla bu sürelerin sigortalılık süresi olarak değerlendirileceği” düzenlenmiştir.

2-Madde metninden de anlaşılacağı üzere sigortalının yükümlülüğü, kanunda öngörülen sürede borçlanma için Kuruma başvuruda bulunmak ve sonrasında Kurum tarafından bildirilen borçlanma bedelini kendisine tebliğ tarihinden itibaren yasada öngörülen bir yıllık sürede ödemekten ibarettir. Yasa sigortalının başvurusunu yeterli görmüş olup, Kurumun Anayasa’dan ve kendi kuruluş kanunundan kaynaklanan görevini yapması için sigortalının Kurumu zorlamasını aramamıştır. Anayasada düzenlenen sosyal güvenlik hakkını vatandaşın elde etmesi için kurulan Kurumun, mevzuatın kendisine yüklediği görevini doğru ve zamanında yapmamasının sorumluğu sigortalıya yüklenemeyeceği gibi, sigortalının borçlanma bedelini ödeme yükümlülüğünün, borçlanma bedelini tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde olmasına göre emeklilik dönemi gelene kadar bu işlemin sonucunun araştırılmaması iyi niyete aykırılık olarak değerlendirilemez. Kaldı ki sigortalının Kurumun kendi üzerine düşen yükümlülüğünü yerine getirmesini engelleyici bir tutum ve davranışı da yoktur. Borçlanma talebinde bulunduğu için hak kaybı da söz konusu değildir. Kanunun kendisine verdiği yükümlülüğü yerine getiren davacının iyi niyetli olmadığının kabulü ile sosyal güvenlik hakkından mahrum bırakılması, buna karşılık kendi üzerine düşen görevini yerine getirmeyen ve davanın açılmasında asıl kusurlu olduğu belirgin olan Kurumun bundan faydalandırılması gerektiğinin kabulü sosyal güvenliğin temel ilkelerine aykırıdır. Objektif iyi niyet kurallarının, uyuşmazlığı her iki tarafının durumu, uyuşmazlığın ortaya çıkmasına katkıları dikkate alınarak belirlenmesi gerekir. Devlet hayatında devletin kurumlarının yaptıkları ve yapmadıkları işlerin sorumluluğuna katlanmaları, işlerini yapmamalarının kusurunun sigortalıya yüklenmemesi gerekir.

3- Kurum işleminin iptali niteliğindeki görülmekte olan davada, Kuruma başvuruda bulunulmasına rağmen 13 sene bunun sonucunun aranmamasını objektif iyi niyet kurallarına aykırılık olarak kabul eden Yargıtay bozma kararındaki yaklaşım kabul edildiğinde, vatandaşın anayasal sosyal güvenlik hakkına kavuşması için kurulan Kurumun kendi kusurlu davranışından yararlanması söz konusu olacaktır.

4- Burada ölçü objektif olarak davacıdan yaptığı başvurunun sonucunun peşine düşmesinin beklenip beklenemeyeceği olmalıdır. Yasanın kendisine yüklediği başvuru koşulunun yerine getiren buna karşılık borçlanma bedeline ilişkin yükümlülüğü, borçlanma bedelinin kurum tarafından hesaplanarak kendisine bildirilmesinden sonra başlayacak olan ve borçlanma bedeli bildirilene kadar her hangi bir hak kaybı bulunmayan davacı bakımından bu borçlanma süresinin emeklilik sırasında dikkate alınacağı döneme kadar, peşine düşmesi kendisinden beklenecek objektif bir davranış değildir. Sosyal güvenlikte yorumun sigortalının anayasal sosyal güvenlik hakkına kavuşmasına sağlamaya yönelik olması, görevini yapmayan Kurumu ödüllendirmemesi gerekir. Davanın geç açılması iyi niyete aykırılık olarak değerlendirildiğinde, genellikle işe giriş bildirgesinin Kuruma verilmesinden 15-20 sene sonra açılan sigorta başlangıç tespitine ilişkin davalarda da sigortalının iyi niyete aykırı davrandığı sonucuna varılmasını gerektirir ki böyle bir değerlendirmeye katılmak mümkün değildir.

5- Yukarıda yapılan açıklamalar ve sosyal güvenlik hukukunun evrensel ilkeleri dikkate alındığında, Borçlanma konusu hizmete ihtiyaç duyduğu anda kuruma başvuran ve talebi reddedildiğinde dava açan davacı bakımından objektif iyi niyet Kurallarına aykırı davranıldığına ilişkin bozma ilamına uyulması mümkün olmadığından; davanın kabulü yönünde oluşan vicdani kanaate dayalı önceki kararda direnilmesine karar verilmesi gerektiği” hususları belirtilmek suretiyle,

6-“Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2019/1948 Esas – 2020/731 Karar sayılı bozma ilamına uyulmayarak önceki kararda direnilmesine,
Davacı asilin istinaf isteminin kabulü ile … 36. İş Mahkemesi’nin 06.06.2017 tarihli, 2016/78 Esas – 2017/135 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına,
1) Davanın kabulüne,
2) Davacının vergide kayıtlı olduğu, 01.10.1990 – 04.11.1993 ile 15.05.1998 – 03.10.2000 tarihleri arasındaki sürelerde davacının 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun tespitine,” şeklinde karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek belirtilen sebepler ve resen dikkate alınacak nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
1-Dairemizce yapılan incelemede, Daire kararının yerinde olduğu belirtilerek temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

2- Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2022 tarih ve 2020/(21)10-601 E. ve 2022/1354 K. sayılı kararı ile “Somut olayda; Kurum yazısı içeriklerine ve dosya içindeki vergi mükellefiyet kayıtlarına göre tuhafiyecilik işinden dolayı 01.10.1990-04.11.1993 tarihleri arasında Silvan Vergi Dairesinde; 15.05.1998-10.02.2000 tarihleri arasında Beyazıt Vergi Dairesi (Hocapaşa Vergi Dairesi) nezdinde vergi mükellefiyet kaydı bulunan davacının Kurum kayıtlarına 01.09.2003 tarihinde giren dilekçesi ile 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık tescilinin yapılmasını talep ettiği, dilekçesine 04.10.2000 tarihinden önceki döneme ilişkin vergi mükellefiyet bilgilerinin yer aldığı belgeyi eklediği, Kurumca 01.09.2003 tarihli Bağ-Kur’a giriş bildirgesi gereğince 04.10.2000 tarihinden itibaren sigortalılık tescili yapılan ve o tarihten sonra sigortalılığı devam eden davacının 18.07.2016 tarihli dilekçesi ile 01.09.2003 tarihli başvurusuna istinaden 04.10.2000 tarihi itibariyle tescilinin yapıldığını, Silvan Vergi Dairesindeki 1990 yılında başlayan vergi kaydı nedeniyle bu sürelerin Bağ-Kur hizmetlerine eklenmesini talep ettiği, Cağaloğlu Sosyal Güvenlik Merkezinin 10.08.2016 tarihli davacıya hitaben yazılan yazısında 1479 sayılı Kanun’un 4956 sayılı Kanun’un 47. maddesi ile eklenen geçici 18. maddesinde belirtilen süre içinde Kurum kayıtlarına ulaşan bir talebi olmadığından sigortalılık sürelerinde değişiklik yapılmasının mümkün olmadığının bildirilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı, istinaf yargılaması aşamasında geri çevirme kararı üzerine ilk derece mahkemesince yazılan müzekkereye cevaben gönderilen Cağaloğlu Sosyal Güvenlik Merkezinin 12.04.2018 tarihli yazısında davacının Kuruma ilk defa 01.09.2003 tarihinde başvurarak 15.05.1998 tarihinde başlayan Hocapaşa Vergi Dairesi kaydını belgelemesi nedeniyle 619 sayılı KHK ve 4956 sayılı Kanun gereği 04.10.2000 tarihi itibariyle 4/b (Bağ-Kur) tescilinin yapıldığı, ancak sigortalının giriş bildirgesi ekinde süresinde vermiş olduğu 04.10.2000 tarihi öncesi ticari vergi kaydı sürelerini borçlanma talebinin Kurumca sehven dikkate alınmadığı ve ilgiliye borçlanma süreleri ile borç tutarını gösterir tebligat gönderilmediğinin bildirildiği anlaşılmıştır. Şu hâlde yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının 1479 sayılı Kanun’un 4956 sayılı Kanun’un 47. maddesi ile eklenen geçici 18. maddesinde öngörülen süre içinde Kuruma başvurarak sigortalılık tescilinin yapılmasını talep ettiği, ayrıca dilekçesine 04.10.2000 tarihinden önceki vergide kayıtlı olduğu sürelere ilişkin belge eklediği, Kurumun 12.04.2018 tarihli yazısından da anlaşılacağı üzere Kurumca davacının 04.10.2000 tarihinden önceki sürelere ilişkin borçlanma talebi hakkında sehven işlem yapılmayarak borçlanma sürelerini ve borç tutarını gösteren tebligat gönderilmediği, bu durumda kanunda öngörülen süre içinde üzerine düşen yükümlülüğü yerine getiren, buna karşılık talebi hakkında Kurumca işlem yapılmayan davacının uzun süre sonra dava açtığından bahisle Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca objektif iyi niyet (dürüstlük) kuralına aykırı davrandığının kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur. Ne var ki bozma nedenine göre Özel Dairece işin esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir. Öte yandan somut olayda 01.10.1990-04.11.1993 ve 15.05.1998-03.10.2000 tarihleri arasındaki dönemlerin ihtilaf konusu olmasına rağmen bozma kararında davacının “…22/10/1985-04/10/2000 tarihleri arasında bulunan vergi mükellefiyet sürelerini borçlanma talebinde bulunmuş…” şeklinde yazılmasının maddi hata olduğu anlaşılmakla bu hususa işaret edilmekle yetinilmiştir” denilmek suretiyle;
“Direnme uygun bulunduğundan davalı Kurum vekilinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine,” karar verilmiştir.

D- Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, somut olayda ihtilaf konusu dönemde vergi mükellefiyet kaydı bulunan davacının vergi borçlanması talebine istinaden Bağ-Kur sigortalılığına hak kazanmasının belirlenmesi konusunda, Mahkemece yapılan değerlendirmenin hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

2. İlgili Hukuk
1-01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesine göre, bir kimsenin zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olması için, meslek kuruluş kaydı ile birlikte, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması gerekli iken, anılan maddelerde 19.04.1979 gün ve 2229 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, “kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir. Öte yandan, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesi ile değişik 1479 sayılı Kanun’un 24’üncü maddesinde, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmak için ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olma, gelir vergisinden muaf olanların da meslek kuruluşuna kayıtlı olması hükmü yer almaktadır. Yine 22.03.1985 tarihinde 3165 sayılı Kanun’la getirilen düzenleme ile de kendi nam ve hesabına çalışanlardan vergi mükellefi olan, esnaf siciline veya meslek kuruluşuna kaydı olanların Bağ-Kur sigortalısı olacağı belirtilmiştir.

2- 1479 sayılı Kanun’a 4956 sayılı Kanun ile eklenen Geçici 18 inci maddesinde; bu Kanun’a göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin 04.10.2000 tarihinden itibaren başlayacağı, ancak bu Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıklarının, bu kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak prim borçlarının tamamını tebliğ tarihinden itibaren 1 yıl içinde ödemek kaydıyla bu sürelerin sigortalılık süresi olarak değerlendirileceği bildirilmiştir.

3- 4956 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihine kadar tescilleri, prim ödemeleri veya tescil başvuruları yoksa aynı tarihten sonra sadece aynı yasa ile 1479 sayılı Kanun’a eklenen geçici 18 inci maddeye göre vergide kayıtlı olan süreleri için borçlanma haklarını kullanarak sigortalılık süresi elde edebilirler. Geçmişe yönelik hizmetlerini tespit ettiremezler. 02.08.2003 tarihinden önceki tarihte Kuruma tescil edilmiş, giriş bildirgesi vermiş veya bir şekilde kendi adına tescil isteği yerine geçecek şekilde prim ödemiş olan ve 1479 sayılı Kanun kapsamında kendi adına veya hesabına bağımsız çalışanlar, 20.04.1982 tarihinden itibaren vergi kaydına dayalı olarak, 22.03.1985 tarihinden itibaren de esnaf sicili veya meslek kuruluşu kayıtlarına dayalı olarak sigortalılıklarının tespitini isteyebilirler.

4- 08.05.2008 tarihli 5754 sayılı Kanun’un 68 inci maddesi ile değişik 5510 sayılı Kanun’un geçici 8 inci maddesinde, “Bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendi hariç diğer alt bentlerine göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanun’un yürürlük tarihine kadar kayıt ve tescillerini yaptırmayanların sigortalılık hak ve yükümlülüğünün bu Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren başlayacağı; ancak, bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) ve (3) numaralı alt bentlerine göre sigortalı sayılanlardan bu Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren sigortalılıkları başlatılanların, bu Kanun’un yürürlük tarihi ile 04.10.2000 tarihi arasında geçen vergi mükellefiyet süreleri bulunmak kaydıyla, sigortalının bu Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren 6 ay içinde talepte bulunmak ve kendisine tebliğ edilen borçlanma tutarının tamamını tebliğ tarihinden itibaren 6 ay içinde ödemesi halinde, bu sürelerin sigortalılık süresi olarak değerlendirileceği” bildirilmiştir.

3. Değerlendirme
1-Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2-Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VII. KARAR
Açıklanan nedenlerle,
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

09.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.