YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/9068
KARAR NO : 2023/2282
KARAR TARİHİ : 03.04.2023
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : … İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki genel haciz yoluyla ilamsız takipte ödeme emrinin usulsüz tebliğine yönelik şikayet sebebiyle yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince; borçlunun şikayetinin kabulü ile icra takip dosyasında davacı borçlu yönünden 18.01.2019 tebliğ tarihli ödeme emrinin tebliğinin usulsüzlüğünün tespitine, tebliğ tarihinin borçlunun öğrenme tarihi olan 10.02.2020 tarihi olarak düzeltilmesine, haciz koyup kaldırma yetkisinin icra dairesinde olduğu anlaşılmakla, bu talebinin düzeltilen tebliğ tarihine göre icra dairesince yerine getirilmesine karar verilmiştir.
Kararın karşı taraf alacaklı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı karşı taraf alacaklı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Şikayetçi borçlu vekili isteminde; şikayetçi hakkında başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde ödeme emrinin tarafa usulsüz tebliğ edildiğini, nüfusu yaklaşık bin küsur olan mahallede “……, Mah., ….., Sk., … Mardin” adresi ile tebligat yapılmasının kötü niyetli olduğunu, tebligatı alan …’nin müvekkili ile aynı konutta oturmadığını, tebligatın Tebligat Kanunu’nun 16. maddesine göre usulsüz olduğunu ileri sürerek, ödeme emrinin tebliğ tarihinin 10.02.2020 olarak düzeltilmesini ve şikayetçi hakkında uygulanan hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir.
II. CEVAP
Karşı taraf alacaklı vekili cevap dilekçesinde; borçlunun ne şekilde tebligattan haberdar olduğunu açıklamadığını, amacının kesinleşen takipte tahsile engel olmak olduğunu, tebliğ işleminin TK’nun 16. maddesi gereği usulüne uygun olduğunu, tebligatı alan şahsın posta memuruna aynı konutta oturduğunu beyan ederek evrakı aldığını, aksi halde yalan beyan suçunun oluştuğunu, bu nedenle posta görevlisinin dinlenilmesi gerektiğini, tebliğ işleminin usulsüz olması halinde hacizlerin kaldırılmasına karar verilemeyeceğini savunarak şikayetin reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince yapılan ilk yargılamada şikayetin reddine dair verilen kararın şikayetçi borçlu tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; borçlunun ileri sürdüğü maddi vakıa karşısında eksik inceleme ile sonuca gidildiği, borçlu iddiaları kapsamında duruşma açılarak tarafların delillerinin toplanması ile oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, fiili durumun tespitinde yeterli açıklama içermeyen kolluk tutanağı esas alınarak sonuca gidilmesi isabetli görülmediği gerekçesiyle borçlu vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verildiği görülmüştür.
Bölge Adliye Mahkemesinin ortadan kaldırma ve yeniden esas hakkında hüküm kurulması için mahkemesine gönderme kararı üzerine İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tebligatı teslim aldığı anlaşılan …’nin beyanında annesi ile aynı evde ikamet etmediğini bildirdiği, yine kolluk tarafından yapılan araştırmada tebligat tarihinde tebligatı alan … ile borçlunun aynı adreste oturmadıklarının tespit edildiği, buna göre tebligatın TK’nın 16/1 maddesine göre usulsüz olduğu gerekçesi ile şikayetin kabulüne karar verilerek tebliğ tarihinin 10.02.2020 olarak düzeltilmesine ve haciz koyup kaldırma yetkisinin icra dairesinde olduğu gerekçesiyle bu talebinin düzeltilen tebliğ tarihine göre icra dairesince yerine getirilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde karşı taraf alacaklı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Mahkemece … ile borçlunun aynı evde yaşayıp yaşamadığının yeterince araştırılmadığı, kolluk araştırmasının hükme esas alınamayacağı, posta memurunun da dinlenilmesi gerektiği, akrabalık ilişkisi nedeni ile ilçe seçim kuruluna müzekkere yazılarak oturdukları adresin tespit edilmesi gerektiği, tebligatı alan kişinin borçlunun oğlu olması nedeni ile haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, borçlunun UYAP kayıtlarından evrak işlem kütüklerine göre haberdar olduğu tarihin de araştırılması gerektiği ileri sürülmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ödeme emrine ilişkin tebliğ işlemi, borçlunun mernis adresi farklı olduğu halde tebliğe de elverişli olmayan “Karabent Sk., Karabent Mah., … Mardin” adresinde Tebligat Kanunu’nun 16. maddesi esas alınarak yapılmış ise de ileri sürülen maddi vakıa uyarınca yapılan araştırma neticesinde tebliğ tarihinde, tebligatı alan şahsın borçlu ile aynı konutta oturduğunun ispat edilemediği, alacaklı vekilince borçlunun daha önceki bir tarihte takipten haberdar olduğu ispat edilemediğinden şikayetin süresinde olup anılan tebliğ işleminin usulsüz olduğu gerekçesiyle karşı taraf alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde karşı taraf alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Kolluk tutanakları arasında çelişki olduğu, 21.06.2020 tarihli ilk kolluk tutanağında borçlu ile …’nin aynı konutta oturduğu tespit edildiği halde sonraki tutanakta borçlu ile tebligatı alan şahsın aynı konutta oturmadığı şeklinde tutanak düzenlendiği, kolluğa beyan veren köy azası Mahmut Bilgi’nin borçlu ve tebligatı alan şahıs ile akrabalık derecesinin de araştırılması gerektiği, tebligatı alan ve aynı zamanda mahkemede tanık olarak dinlenen …’nin mahkemeye çelişkili beyanlarda bulunduğu, bu çelişkili beyanların hükme esas alınmaması gerektiği, tebligatın usulsüz olduğu kabul edilse dahi sebebiyet ilkesi gereğince taraflarına atfedilecek bir kusur olmadığından vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği ileri sürülmüştür ve borçlu ile tebligatı alan şahsın aynı konutta oturup oturmadıklarının soy ismi farklı olan kişilerden sorularak araştırılması, tebligattaki imzanın tanığa ait olup olmadığının incelenmesi, borçlunun ve tebligatı alan şahsın … ilçe seçim kütüğünden adres bilgilerinin dosya arasına alınması, posta memurunun mahkemede dinlenilmesi talep edilmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, genel haciz yoluyla ilamsız takipte ödeme emrinin şikayetçi tarafa usulsüz tebliğine yönelik şikayet istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, …
2. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 16. maddesi
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. İstinaf başvuru dilekçesinde ileri sürülmeyen hususların temyiz yargı yolu aşamasında ileri sürülemeyeceğinin tabi bulunmasına, temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup karşı taraf alacaklı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA,
Alınması gereken 179,90 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.