Yargıtay Kararı 1. Ceza Dairesi 2022/13258 E. 2023/1090 K. 16.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/13258
KARAR NO : 2023/1090
KARAR TARİHİ : 16.03.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Katılan Kurum vekilinin temyiz isteği yönünden; 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 2 nci maddesi ile 20 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, suçtan zarar gören sıfatının bulunduğu, bu itibarla sanık hakkında açılan kamu davasına 5271 sayılı Kanun’un 237 nci maddesi gereği katılma hakkına sahip olduğu, adı geçen Kurumun, bozma sonrası basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilen yargılamada yapılan tebligat üzerine katılma iradesini bildirdiği 01.07.2021 havale tarihli dilekçe sunduğu, ayrıca gerekçeli kararın tebliği üzerine kanunî süresi içinde temyiz başvurusunda bulunduğu ve inceleme konusu kamu davasına katılma iradesi gösterdiği

anlaşılmakla, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 06.03.2007 tarihli ve 2007/31 Esas, 2007/56 Karar sayılı ve 19.10.2010 tarihli ve 2010/149 Esas, 2010/205 Karar sayılı kararları uyarınca, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 5271 sayılı Kanun’un 237 nci ve devamı maddeleri gereği kamu davasına katılan sıfatıyla kabulüne karar verilmiştir.

Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği katılan Kurum vekili ve sanığın hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz istekler+inin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Erzurum 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.06.2020 tarihli ve 2020/299 Esas, 2020/333 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında katılanlara yönelik kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca üç kez 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.

2. Erzurum 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.06.2020 tarihli ve 2020/299 Esas, 2020/333 Karar sayılı kararının, sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 26.04.2021 tarihli ve 2021/3908 Esas, 2021/7595 Karar sayılı ilâmıyla sanığın yargılama konusu eylemi yönünden, 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesi kapsamında basit yargılama usûlünün uygulanabilir hâle geldiği nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.

3. Erzurum 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.10.2021 tarihli ve 2021/611 Esas, 2021/666 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında basit yargılama usûlünün uygulanmasına karar verilmekle, kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca üç kez 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

4. Erzurum 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.10.2021 tarihli ve 2021/611 Esas, 2021/666 Karar sayılı kararına sanık tarafından itiraz edilmesi üzerine Mahkemece 01.04.2022 tarihli ve 2021/783 Esas, 2022/282 Karar sayılı kararıyla 5237 sayılı Kanun’un 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca üç kez 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

II. GEREKÇE
1. Hukukî Süreç başlığı altında (4) numaralı paragrafta bilgilerine yer verilen yargılamada Mahkemece, sanık ve müdafiinin hazır bulunduğu hüküm duruşmasında;
Hazır bulunan sanığa son söz hakkı tanınmadan duruşmaya son verilerek hükmün kurulduğu,
Anlaşılmaktadır.

2. Ceza yargılamasının temel amacı olan maddî gerçeğin açığa çıkarılması için sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulması ve tartışılması aşamasına geçilir. Ceza yargılamasında maddî gerçek iddia ve savunma makamlarının görüşlerinin tartışılması sonucu ortaya çıkar. Hâkim de kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir.

3. 5271 sayılı Kanun’un yargılama aşamasında ve hükümden önce duruşmada hazır bulunan taraflara hangi sırayla söz verileceğini, başka bir ifadeyle delillerin tartışılması sırasında kimin hangi sıra ile söz alacağını, süjelerin cevap haklarını nasıl kullanacaklarını ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceğini düzenleyen “Delillerin tartışılması” başlıklı 216 ncı maddesinde;
“1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.
“2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
“3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir.”
Hükmü yer almaktadır.

4. Buna göre ortaya konulan delillerle ilgili tartışmalarda söz, sırasıyla katılana ya da vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve varsa müdafiine veya kanunî temsilcisine verilecek katılmış bulunduğu takdirde son söz hakkı da mutlaka sanığa tanınarak yargılama sonlandırılacaktır. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından birisi de savunma hakkı olup hazır bulunduğu duruşmada son söz sanığa verilmeden hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.

5. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 01.03.2016 tarihli ve 2016/216 Esas, 2016/109 Karar; 03.03.2015 tarihli ve 2015/170 Esas, 2015/20 Karar; 03.06.2014 tarihli ve 2014/1207 Esas, 2014/309 Karar; 29.01.2013 tarihli ve 2013/1406 Esas, 2013/30 Karar; 28.04.2009 tarihli ve 2009/77 Esas, 2009/111 Karar; 29.01.2008 tarihli ve 2008/193 Esas, 2008/7 Karar; 04.12.2007 tarihli ve 2007/246 Esas, 2007/261 Karar; 25.04.2006 tarihli ve 2006/3 Esas, 2006/124 Karar; 06.07.2004 tarihli ve 2004/138 Esas, 2004/159 Karar sayılı kararlarında açıkça belirtildiği üzere; savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan “son sözün sanığa ait olduğuna” ilişkin usûl kuralı emredici nitelikte olup bu kurala uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır.

6. Temyiz merciince verilen bozma kararından sonra Mahkemece yargılamaya devam olunduğunda kamu davası henüz sonuçlanmamış bulunduğundan, ilk defa hüküm kurulurken “son sözün sanığa verilmesi” kuralı, bozmadan sonra tekrar başlayan yargılamalarda da “kamu davasının kesintisizliği ve

sürekliliği” ilkesinin doğal sonucu olarak geçerli olacaktır. Kovuşturma sona erdirilip hükmün tesis ve tefhimine geçilmesinden önce en son söz alan tarafın sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken
“son sözün sanığa verilmesi” kuralına uyulmaması durumu, “savunma hakkının kısıtlanamayacağı” kuralı ile 5271 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına açık aykırılık teşkil edecek ve bu durum, temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilecektir.

7. Öğretide; “Son söz sanığındır. Son sözün sanığa verilmesi, müdafaa bakımından çok önemlidir. Bunun içindir ki son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi mutlak temyiz sebebi hukuka kesin aykırılık ve dolayısıyla bozma sebebi sayılmaktadır.” (…, Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Baskı, İstanbul 2014 s.1484); “Hüküm safhasına geçmeden önce son söz hazır olan sanığa verilmek zorundadır. Bu hüküm silahların eşitliği ve suçsuzluk karinesi ilkelerinin gereği olarak düzenlenmiş, uyulması zorunlu ve emredici bir hükümdür. Son sözün sanığa verilmesi bozmadan sonraki yargılamada da uyulması zorunlu bir usul kuralıdır.” (…, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Baskı, … 2013, Cilt: 2, s.146–149) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün tesis ve tefhim edildiği duruşmada hazır bulunan sanığa mutlaka son sözün verilmesi gerektiği düşüncesi ittifakla benimsenmiştir.

8. 5271 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin birinci fıkrasındaki delillerin tartışılmasında söz sırasına ilişkin kural ile üçüncü fıkrasındaki hükümden önce son sözün duruşmada hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı nitelikleri ve kurala aykırılığın hukuki sonuçları itibari ile birbirinden farklıdır. Delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural gerek son oturumda, gerekse ara celselerde uygulanması gereken genel bir kural iken son sözün duruşmada hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı delillerin tartışılması aşamasının tamamlanmasından sonra son celse sanığa tanınan bir haktır. Sanığın son söz hakkını kullanmasından sonra tekrar duruşmaya geri dönülmez ve artık hüküm kurulur.

9. Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, iddia makamının esas hakkındaki görüşünün tespit edilmesi, esas hakkındaki görüşe ilişkin sanık ile müdafiinin aynı sıralamaya göre beyanlarının tespitine müteakip yargılamanın bitirildiği 01.04.2022 tarihli hüküm duruşmasında hazır bulunan sanığa son sözü sorulduktan sonra hükmün kurulması gerekirken sanıktan son sözü sorulmadan yargılamanın bitirilmesiyle hükmün tesis ve tefhimi, 5271 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesine açıkça aykırılık teşkil edeceğinden savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu usûl kuralına aykırılık nedeniyle hükmün, esasa ilişkin yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

III. KARAR
Başkaca yönleri incelenmeyen Erzurum 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 01.04.2022 tarihli ve 2021/783 Esas, 2022/282 Karar sayılı kararının, gerekçe bölümünde açıklanan nedenle 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
16.03.2023 tarihinde karar verildi.