Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2021/4457 E. 2022/21143 K. 28.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/4457
KARAR NO : 2022/21143
KARAR TARİHİ : 28.12.2022

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Sahte fatura düzenleme
HÜKÜMLER : Beraat, mahkûmiyet
TEMYİZ EDENLER : Sanık …, katılan vekili
TEBLİĞNAMEDEKİ DÜŞÜNCELER : Düşme, onama

Katılan vekilinin temyiz isteminin sanık … hakkında kurulan beraat hükümlerine yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
A) Sanık … hakkında 2008 takvim yılında sahte fatura düzenleme suçundan beraat kararı verilmiş ise de, 5271 sayılı CMK’nin 225. maddesi uyarınca hükmün konusu duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiil ve fiilden ibaret olup iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılarak açılmayan davadan hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 12.12.2013 tarihli iddianamesi ile sanık … hakkında 2009, 2010, 2011 ve 2012 takvim yıllarında sahte fatura düzenleme suçlarından kamu davası açıldığı, 2008 takvim yılında sahte fatura düzenleme suçundan açılmış dava bulunmadığı gözetilmeden 2008 takvim yılında sahte fatura düzenlenmesinden beraat hükmü kurulması,
B) Sanık … hakkında “2009, 2010, 2011 ve 2012” takvim yıllarında, sanık … hakkında ise “2008, 2009, 2010, 2011 ve 2012 takvim yıllarında sahte fatura düzenleme” suçlarından açılan kamu davasında; sanıkların suçlamaları kabul etmediği; sanık …’ün şirketi diğer sanık …’dan … isimli şahsın aracılığı ile 2006 yılında devraldığını, devirden sonra diğer sanığın şirketle ilgisi kalmadığını, devralırken şirkete ait bazı faturaların …’da kaldığını, sahte fatura düzenlemediğini, 2010 yılı mayıs ayında iflas ettiği için şirketi kapattığını, faturalarının muhasebecisi … tarafından düzenlendiğini, beyannamelerin verilmediğini ve şirketin kapanma işlemlerinin yapılmadığını sonradan öğrendiğini, sahte fatura düzenlemediğini savunduğu; sanık …’ın devir tarihinden itibaren şirketle ilgisi kalmadığını, sadece yetişemediği işleri diğer sanığın iş yerinde yaptırıp müşterilerine diğer sanık tarafından düzenlenen faturaları verdiğini savunduğu ancak vergi raporlarında yapılan karşıt inceleme ile şirketin iflas ettiği belirtilen 2010 Mayıs ayından sonra düzenlenen faturaları kullanan bazı mükelleflerin faturaları yaptırdıkları iş karşılığı sanık …’den aldıklarını beyan ettikleri tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek biçimde belirlenmesi bakımından;
1) Suça konu faturalardan kanaat oluşturacak sayıda temin edilip, sanıklara gösterilerek yazı ve imzaların kendilerine ait olup olmadığının sorulması, kendilerine ait olmadığını ve … veya …’a ait olduğunu söylemeleri halinde; bu şahısların çekinme hakları hatırlatılarak tanık olarak beyanlarına başvurulması,

2) Tanıkların da faturalardaki yazı ve imzaların kendilerine ait olmadığını söylemeleri hâlinde sanıkların ve tanıkların suç tarihlerine yakın tarihlerdeki samimi yazı ve imza örnekleri temin edilerek faturalardaki yazı ve imzaların kime ait olduğu hususunda yetkin bir kurum veya kuruluştan bilirkişi raporu alınması,
3) Faturalardaki yazı ve imzaların sanıklara ve tanıklara ait olmadığının anlaşılması halinde ise;
a) Faturaları kullandığı belirlenen mükellefler hakkında karşıt inceleme raporu düzenlenip düzenlenmediğinin ilgili vergi dairesinden sorulması, düzenlenmiş ise onaylı örneklerinin getirtilmesi,
b) Aynı mükellefler hakkında dava açılıp açılmadığının araştırılması, dava açılmış ise dosyalarının getirtilip incelenerek ilgili belgelerin onaylı örneklerinin dosyaya alınması,
c) Faturaları kullanan şirket yetkilileri veya kişilerin tanık sıfatıyla duruşmaya çağrılarak CMK’nın 48. maddesi uyarınca çekinme hakları hatırlatıldıktan sonra sözü edilen faturaları hangi hukuki ilişkiye dayanarak kimden aldıkları, sanıkları tanıyıp tanımadıkları ve faturaların düzenlenmesi konusunda sanıkların bir iştiraki bulunup bulunmadığının sorulması,
Sonucuna göre tüm deliller birlikte tartışılarak sanıkların hukukî durumlarının belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile mahkûmiyet ve beraat hükümleri kurulması yasaya aykırı,
C) Suçların sübutu halinde, hükümlerden sonra 15.04.2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, 7394 sayılı Kanun’un 4 ve 5. maddeleriyle değişik 213 sayılı Kanun’un 359. maddesinin 3, 4, 5 ve 6. fıkra hükümleri uyarınca 5237 sayılı TCK’nin 7/2. maddesi de gözetilerek öncelikle lehe Kanun’un tespit edilip uygulama yapılması ve her iki Kanunla ilgili uygulamanın gerekçeleriyle birlikte denetime olanak verecek şekilde ayrıntılı olarak kararda gösterilmesi suretiyle sanıkların hukuki durumlarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, aleyhe temyiz olmadığından sanık …’ün kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 28.12.2022 tarihinde 2008 ve 2009 takvim yıllarında sahte belge düzenleme suçlarından açılan kamu davalarının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle düşmesi gerektiğine dair Başkanvekili …’ın karşı oyu ile oy çokluğuyla, diğer yönlerden ise oy birliğiyle karar verildi.

(Karşı Oy)

KARŞI OY GEREKÇESİ

Dairemizin yukarıda esas ve karar numaraları belirtilen 28/12/2022 tarihli, ilamındaki hükümlerin tamamının bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne aşağıdaki sebeplerle kısmen katılmıyorum.

Sayın çoğunlukla ortaya çıkan aykırılığın konusu her biri bağımsızlığını koruyan ancak zincirleme şekilde işlenen suçlar yönünden zaman aşımının ayrı ayrı mı yoksa son işlenen suç tarihinden geriye doğru (zincirdeki suçların tamamını kapsayacak şekilde) bir bütün olarak mı hesaplanacağına ilişkindir.
İnceleme konusu yerel mahkeme kararında sahte fatura düzenleme eylemleri ile ilgili olarak sanıklar hakkında birden fazla takvim yılına (2008, 2009, 2010, 2011, 2012 takvim yılları) ilişkin ayrı ayrı mahkumiyet hükümleri kurulduğu anlaşılmaktadır.
Zincirleme suç hükümlerini düzenleyen TCK’nin 43/1 maddesine göre; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.”
Zamanaşımının hesaplama yöntemini düzenleyen TCK’nin 66/6 maddesine göre; “… zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden… işlemeye başlar.”
Yerel mahkemece sanığın birden fazla takvim yılına ilişkin sahte belge düzenleme suçlarından ayrı ayrı mahkumiyetine dair hüküm kurulmuş olup, inceleme tarihi itibariyle bazı takvim yılına ilişkin suçlardan açılan kamu davalarının yasada öngörülen olağanüstü zamanaşımı süresinin dolmuş olması sebebiyle TCK’nin 66/1-e ve 67/4 maddeleri uyarınca düşürülmesi zorunludur.
Sanığa atılı sahte belge düzenleme suçuna öngörülen olağan zamanaşımı süresi TCK’nin 66/1-e maddesine göre 8 yıl, olağanüstü zamanaşımı süresi ise TCK’nin 67/4 maddesine göre 12 yıldır.
TCK’nin 43/1 maddesindeki düzenlemeye göre zincirleme suçlar aynı suç işleme kararı ile işlenmiş olmasına rağmen her biri bağımsızlığını korumaktadır. Buna karşılık bağımsızlığı koruyan suçlara tek bir ceza verilmesi, ancak bu cezanın artırılarak uygulanması benimsenmiştir. Dolayısıyla zincirleme suç kurumu sanık lehine bir düzenlemedir. Zincirleme olarak işlenen her bir suç bağımsızlığını koruduğu içinde birbirinden bağımsız olarak zamanaşımına uğraması gerekir. Diğer bir değişle zincirleme olarak işlenen suçlardan bazılarının zamanaşımına uğraması halinde bu suçların zincirden çıkarılması ve yalnızca zamanaşımına uğramayan suçların cezalandırılması gerekir. ( TANER, Fahri Gökçen, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, s.165; KUNTER, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, s.69; ayrıca TAŞDEMİR Kubilay, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, 2. Bası, Ocak 2015, s.134)
TCK’nin 66/6. Maddesindeki düzenleme zaman aşımının başlangıcının tespit açısından mahkemelere ışık tutan bir düzenlemedir. Diğer bir deyişle, yasa koyucu zincirleme şekilde işlenen suçlarda zamanaşımının zincirin hangi halkasından başlatılacağına ilişkin bir belirleme yapmaktadır. Esasen böyle bir düzenleme olmasaydı dahi suç teorisi gereği zamanaşımının zincirin en son halkasından başlatılması gereklidir.
Dolayısıyla kural olarak dava zamanaşımı süresi zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden itibaren başlarsa da bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda bu suçlar arasındaki zaman aralıkları net ve ayrı ayrı belirlenebilecek durumda ise zincirin halkasını teşkil eden suçlardan bir kısmının diğer suçlardan bağımsız olarak dava zamanaşımına uğraması mümkündür. TCK’nın 43/1. maddesinde fiillerin çokluğu korunurken cezanın birliği ilkesi benimsendiğine göre inceleme tarihi itibariyle zincirleme suçun halkalarına oluşturan suçlardan biri ve birkaçının zamanaşımına uğraması halinde bu suçlar bakımından düşme kararı verilmesi zorunludur. Çünkü TCK’nin 66/6. maddesi fiillerin çokluğunu ortadan kaldıran bir düzenleme değildir.
Bu açıklamalar ışığında inceleme tarihi itibariyle olağanüstü zamanaşımı gerçekleşen (2008, 2009 takvim yıllarında sahte fatura düzenleme suçlarından açılan) kamu davalarının düşürülmesi gerekir. Bu sebeplerle sayın çoğunluğun hükümlerin tamamının bozulması yönündeki düşüncesine katılmıyorum. 28.12.2022

11. Ceza Dairesi Üyesi