YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5034
KARAR NO : 2022/9292
KARAR TARİHİ : 21.12.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16.10.2018 tarih ve 2014/1524 E- 2018/733 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nce verilen 15.04.2021 tarih ve 2020/214 E- 2021/488 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin LPG/otogaz dağıtım şirketi olarak faaliyet gösterdiğini, davalı bayi ile 24.01.2012 bayilik sözleşmesi ve ek protokol akdedildiğini, davalı şirket yetkilisinin 14.10.2014 tarihinde davacı şirkete yaptığı ziyaret sırasında ticari hayatta kabulü mümkün olmayan davranışlarda bulunduğunu, davalı bayinin 15.10.2014 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, davalının fesih nedenlerinin dayanaksız ve gerçek olmadığını, müvekkili tarafından keşide edilen 02.10.2014 tarihli ihtarnameye rağmen davalı bayinin davacı şirkete olan borçlarını ödemediğini, bu nedenle bayilik sözleşmesinin müvekkili tarafından 17.10.2014 tarihli ihtarname ile haklı olarak feshedildiğini, bayilik sözlemesinin davalı bayi tarafından haksız, müvekkili şirket tarafından haklı nedenlerle feshedildiğini ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla ek protokolün 3.2. maddesi uyarınca belirlenen cezai şart alacağının şimdilik 10.000 USD karşılığı 22.245 TL’nin, ek protokolü 3.6. maddesi gereğince davalı bayinin satış taahhüdüne uymaması nedeniyle belirlenen cezai şattan şimdilik 10.000 USD karşılığı 22.245 TL’nin tahsilini ve sözleşmenin hitam tarihine kadar davalının satacağı otogazdan elde edeceği kazançtan mahrum kalması nedeniyle şimdilik 10.000 TL kâr mahrumiyeti alacağının 29.10.2014 tarihinden itibaren sözleşme uyarınca yıllık %36 faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının talep edebileceği herhangi bir kâr kaybı ve cezai şart bedeli bulunmadığını, satış taahhüdü ihlali nedeniyle cezai şart talebinin mümkün olmadığını, davalı şirket yetkilisinin randevulu olarak davacı şirket merkezine görüşme için gittiğini, görüşme sırasında davacı şirket yetkilisinin müvekkilinin şirket merkezinden ayrılmasına izin vermediğini, tarafların karşılıklı olarak şikayetçi olduklarını, müvekkilinin bayilik sözleşmesini haklı nedenlerle feshetmiş olup davacı şirket yetkililerinin gerçekleştirdiği fiillerin haklı neden oluşturduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davalının sözleşmeyi tek taraflı olarak 15.10.2014 tarihinde feshetmiş olduğu, davalı sözleşmeyi süresinden önce sona erdirmiş olup birtakım fesih nedenleri ileri sürmüşse de fesih nedenlerinin mahkemece kabul görmediği, bu nedenle davalı tarafça yapılan feshin haksız olduğunu, davalının ürün alımını durdurmak süretiyle sözleşmeyi ihlal ettiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 25. maddesi, ek protokolün 3.2 ve 3.6 maddelerindeki düzenlemer uyarınca davacının sözleşmenin feshinden doğan cezai şartların ve tazminatın tümünü talep etme hakkının bulunduğu, tazminat ve cezai şartlar toplamının davalının mahvına sebep olabilecek kadar yüksek olup olmadığı hususunun değerlendirilmesi gerektiği, bilirkişi raporuna göre davalı şirketin finansal yapısının gerekli seviyede olmadığı, yeterli likit değere sahip olmadığının belirlendiği, açıklanan nedenle tazminat miktarlarında indirim yapılması gerektiği, ancak davacı tarafın talepleri talep edebileceği rakamların oldukça altında bulunduğundan ve talepten fazlasına karar vermek mümkün olmadığından tazminatlarda indirim yapılmasına gerek görülmediği gerekçesiyle, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği kabul edilerek talep ile bağlı kalınarak 10.000 USD karşılığı 22.245,00 TL ve 10.000 USD karşılığı 22.245,00 TL olmak üzere toplam 44.490,00 TL’nin ve kâr mahrumiyeti yönünden 10.000 TL’nin 29.10.2014 temerrüt tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce; mahkemece sözleşmenin feshine bağlı cezai şart yönünden davanın kabulü doğru ise de, indirim yapılması gerektiği kanaatine varılmasına rağmen yapılacak indirim oranının belirlenmeden dava konusu edilen tutarın talep edilebilecek miktarın çok altında olduğundan bahisle cezai şarta ilişkin davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığı, ayrıca satış taahhüdünün sözleşmenin yürürlükte kaldığı süre içinde geçerli olup fesihten sonraki dönem için satış taahhüdünün yerine getirilmediği iddiasına bağlı cezai şart istenemeyeceği gözetilmeden satış taahhüdüne bağlı cezai şart yönünden davanın kabulüne karar verilmesinin isabetli olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf taleplerinin ayrı ayrı kabulü ile, ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kâr kaybı ve sözleşmenin feshi nedenine dayalı cezai şart yönünden kabulüne, satış taahhüdüne ilişkin cezai şart yönünden reddine, sözleşmenin feshi nedenine dayalı cezai şart alacağı 10.000 USD karşılığı 22.245,00 TL’nin ve kâr mahrumiyeti alacağı yönünden 10.000 TL’nin 29.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-)İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ise aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-)Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesinin feshi nedeniyle cezai şart ve kâr mahrumiyeti talebine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince davalı bayinin sözleşmeyi haklı bir neden olmaksızın feshetmesi nedeniyle bayilik sözleşmesinin eki protokolün 3.2 maddesi uyarınca davacının cezai şart isteme koşullarının oluştuğu kabul edilerek cezai şart talebinin davalı şirketin borçluluk ve öz kaynak durumu ile likidite ve kâr-zarar durumu nazara alındığında sözleşmede kararlaştırılan 100.000 USD tutarındaki cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması ile cezai şartın 50.000,00 USD kabul edilmesinin yerinde olacağı gerekçesinden sonra, dava dilekçesinde talep edilen tutarın indirilmiş cezai şartın altında kaldığından bahisle taleple bağlı kalınarak dava dilekçesinde talep edilen 10.000 USD karşılığı Türk Lirasına hükmedilmiştir. Ancak, davacı dava dilekçesinde 10.000 USD cezai şart talep etmiş olup, mahkemece cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması gerektiği belirtildikten sonra 10.000 USD’den %50 indirim yapılmadan karar verilerek gizli talep aşımı yapılması doğru olmamış, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 21.12.2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin usul ve yasaya uygun olan kararın onanması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun (2) numaralı bentte yer alan bozma yönündeki görüşüne katılmamaktayım.