Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2022/1076 E. 2022/9877 K. 06.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1076
KARAR NO : 2022/9877
KARAR TARİHİ : 06.12.2022

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Mükerrer Kadastro Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil
İLK DERECE MAHKEMESİ : Sorgun 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında Sorgun 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, bu kez davacı vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Yozgat ili …., ilçesi Köyü çalışma alanında 1955 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında, 158, 159 ve 160 parsel sayılı sırasıyla 13.600.00, 19.100,00 ve 15.400,00 m2 yüz ölçümündeki taşınmazlar davalı Hazine adına tespit ve tescil edildikten sonra, 2013 yılında yapılan uygulama kadastrosu çalışmaları sonucunda sırasıyla 102 ada 16,15,14 parsel numarasıyla ve 15.214.37, 23.319,51 ve 6.252,15 m2 yüz ölçümlü olarak tespit ve tescil edilmiş; Yozgat ili …..ilçesi …..,Köyü çalışma alanında 1967 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında ise 2434 parsel sayılı 32.450,00 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, … ve müşterekleri adına tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı …, tapuda paylı olarak maliki bulunduğu 2434 parsel sayılı taşınmaz ile davalı Hazine adına kayıtlı bulunan 102 ada 14,15 ve 16 parsel sayılı taşınmazların mükerrer olduğunu ileri sürerek, mükerrerlik durumunun iptali istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince, HMK’nin 353/(1)-b.1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 3402 sayılı Kanun’un 22/1 madde kapsamında ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1026. maddesinde düzenlenen ve niteliği itibariyle mülkiyet ihtilafından kaynaklanan, mükerrer kadastro nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasıdır. Davacı, dava dilekçesinde adına paylı olarak kayıtlı bulunan 2434 parsel sayılı taşınmazın kadastrosunun mükerrer yapıldığını, hiçbir zaman davalı Hazineye ait taşınmazın sınırları içerisinde bulunmadığını, taşınmazın kendi zilyetliğinde olduğunu ileri sürerek eldeki dava açmış ve Mahkemece, mükerrer yani sonraki kadastronun davacıya ait taşınmaza ilişkin olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/1 inci maddesinde, evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosunun yapılamayacağı, bu gibi yerlerin ikinci defa kadastroya tâbi tutulması halinde ikinci kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılacağı ve Türk Medeni Kanunu’nun 1026. maddesine göre işlem yapılacağı, süresinde dava açılmadığı takdirde, ikinci defa yapılan kadastronun, tapu sicil müdürlüğünce re’sen iptal edileceği belirtilmiş; Anılan Kanunu’nun 12/3. maddesinde de, “kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı” düzenlenmiştir.
Eldeki davada, davalı Hazineye ait taşınmazların kadastro tespitlerinin 1955 yılında yapıldığı ancak, yapılan itirazlar nedeniyle tespitlerin komisyon ve mahkeme kararları ile 1976 ve 1979 yıllarında kesinleştiği, Çayözü köyünde bulunan davalı Hazineye ait bu taşınmazların tespitleri henüz kesinleşmeden …., köyünde 1967 yılında yapılan kadastro sırasında aynı yere ilişkin 2434 parsel numarası verilmek suretiyle kadastro tespiti yapıldığı ve tespitin kesinleşmesi ile 1968 yılında tapuya kaydedildiği, buna göre davacının paydaşı bulunduğu taşınmaza ilişkin ikinci kadastro işleminin, ilk yapılan kadastro çalışmasının kesinleşmesinden itibaren 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde yapıldığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar; kadastro tespiti öncesi nedene dayalı davaların, kadastro tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekmekte ise de; davacının, aleni olan tapu siciline güvenmesi doğal olup, sicile göre kayıt maliki olduklarına göre, belirtilen hukuki sebeple açılacak davada hak düşürücü sürenin işletilmesi hayatın olağan akışına aykırı bulunduğundan, sözü edilen sürenin geçtiğinden söz edilemez. Aksi halde, yani kadastrosu daha sonra yapılan her bölüm yönünden terkine karar verilecek olması halinde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/1 inci maddesinde ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1026/2 inci maddesinde, tapu kütüğünden terkine karşı dava açma hakkının düzenlenmiş olmasının bir anlamı olmayacağı ve düzenlemenin işlevsiz olacağı açıktır. Kadastro çalışmalarındaki amaç, tapu sicillerinin gerçek durumu yansıtması olduğuna göre, sicildeki hakkın kime ait olduğunun doğru olarak belirlenmesi gerekir. Bu duruma göre, mükerrerliğin giderilmesi amacıyla açılan eldeki dava, artık çifte tapuyu önleme maksadına yöneliktir. Tabiatıyla yukarıdaki açıklamalar, birinci kadastronun kesinleşmesinden sonra işlemeye başlayan hak düşürücü sürenin dolmasından önce ikinci kadastronun yapılıp kesinleşmesi haline ilişkin olup, hak düşürücü süre dolduktan sonra ikinci kez kadastro yapılması halinde ise, hak düşürücü süre dolacağı için dava açma olanağı bulunmadığı kuşkusuz olup, yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacılar hakkında hak düşürücü süre hükümlerinin uygulanması mümkün bulunmamaktadır. Ayrıca, dosya kapsamına göre, taşınmazlardaki söz konusu mükerrerliği 2019 yılında öğrendiği anlaşılan davacının, mükerrer olduğu belirlenen bölüm hakkında kadastro öncesi nedene dayalı olarak dava açma hakkının mevcut olduğu kuşkusuzdur. Bu durumda Mahkemece, hukuki durumun (mülkiyet hakkının taraflardan hangisine ait olduğunun) ilk kadastro çalışmasına ait tespit günü esas alınarak belirlenmesi gerekir.
Hal böyle olunca; Mahkemece, davanın esasına girilerek, tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin tüm deliller toplanıp değerlendirilmek suretiyle, nizalı bölümün, ilk önce kadastrosu yapılan eski 158, 159, 160 yeni 102 ada 14,15,16 sayılı taşınmazların kadastro tespitinin yapıldığı 1955 tarihi itibariyle kime ait olduğu belirlenerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece, bu hususlar göz ardı edilerek ve eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HMK’nin 373/1 inci maddesi gereği kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi (4.) Hukuk Dairesine, dosyanın ise İlk Derece Mahkemesi Sorgun 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 06.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.