YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/13603
KARAR NO : 2023/2739
KARAR TARİHİ : 20.03.2023
MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
KARAR : Düzeltilerek yeniden esas hakkında verilen karar
İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu kaydının hatalı oluşması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak gerekçesi değiştirilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu Diyarbakır ili, … ilçesi, … Mahallesi 4257 ada 3 parsel sayılı taşınmazın 314.67 m²lik hissesinin davacının 18.06.2013 tarihinde satın aldığını, müteahhit ile imzaladığı kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca iki daire karşılığında anlaştıkları hâlde, taşınmazın 303 m²lik kısmı yönünden başka bir hisseye ilişkin mükerrer tapulama olduğundan tapu idaresi tarafından inşaat için gerekli belgenin verilmediğini, yolsuz tescil nedeniyle iki daire kira getirisi veya mahrum olduğu diğer kazançlarının tazminini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde davacının talebinin açık olmadığını, talebi konusunda açıklama yaptırılmasını, idareye atfedilecek herhangi bir kusurun bulunmadığını, davanın husumetten reddine karar verilmesini, kabul edilebilir ve delillendirilmiş bir zararın mevcut olmadığını, davanın reddine karar verilmesini, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 01.07.2013 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklı olarak davacının tapu müdürlüğüne başvuruda bulunduğu 17.05.2013 tarihi itibarıyla mükerrer tapu kaydının mevcut olduğu, tapu kaydının aleniyeti gereği ilgili mükerrer kaydının başvuru tarihinden önce bilindiğinden, zararın tazmini koşulu oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının taşınmazı satın aldığı tarih 18.06.2013 olup bu tarih itibarıyla tapu kayıtlarında hiçbir şekilde mükerrer olduğuna dair ibare ya da tespitin söz konusu olmadığını, müvekkilin tapuda hiçbir sıkıntı yokken taşınmazı satın aldığını, daha sonra davacının müteahhit ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladığını, ruhsat işlemleri sırasında alınan tapu kayıtlarından 08.07.2014 tarihinde tapu müdürlüğünce beyanlar hanesinde şerh düşüldüğünü, bu şerhten dolayı ruhsat alınamadığını, taşınmazda tasarruf yapılamadığını, mükerrer olduğuna dair şerh 08.07.2014 tarihinde konulmuş olup, taşınmazın satın alındığı tarihten çok sonra olduğunu, buna rağmen mahkemece davacının mükerrer kaydı bilebilmesi gerektiğinden bahisle davanın reddine karar verildiğini, verilen kararın hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının taşınmazdaki hissesini 18.06.2013 tarihinde satın aldığı, bu taşınmazla ilgili olarak 01.07.2013 tarihinde “Gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi’ni düzenlediği, taşınmazda mükerrer kayıt bulunduğu hususunun ise bu tarihlerden sonra 08.07.2014 tarihinde tapu müdürlüğünce resen taşınmazın beyanlar hanesine şerh edildiği, dolayısıyla bu tarihten önce mükerrer durumunun tapu kaydından aleni olarak anlaşılamadığı, davacının beyanlar hanesine düşülen 08.07.2014 tarihli şerhten önce mükerrer kayıt durumunu bildiğine dair dosyada herhangi bir veri ve iddianın bulunmadığı hususları gözönünde bulundurulduğunda, Mahkemenin ret gerekçesinin yerinde olmadığı, davacı vekilinin bu yönüyle istinaf itirazının yerinde olduğu, devletin tapu sicilinin tutulmasından doğan zarardan sorumluluğunun şartları; zarar meydana gelmiş olması, hukuka aykırı bir tapu sicil işleminin gerçekleşmiş olması ve son şart zarar ile hukuka aykırı eylem arasında uygun illiyet bağının bulunması olup, somut olayda, tapu sicilinde mükerrer kayda sebebiyet verilmesi hukuka aykırı bir tapu sicil işlemi ise de davacının 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi anlamında tazminat talep edebilmesi için mükerrer kayıt nedeniyle zarara uğradığının açıkça ortaya konulması gerektiği, davacının arsa sahibi olarak yer aldığı “gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi”’nin tapudaki mükerrer kayıt durumu nedeniyle faaliyete geçirilemediği iddiası ile, bahsi geçen bu sözleşme gereği edinmesi muhtemel bağımsız bölüm dairelerden yoksun kalması nedeniyle tazminat talep edebilmesinin mümkün olmadığı, iddia edilen zarar ile hukuka aykırı eylem arasında uygun illiyet bağının da bulunmadığı gözetilerek davacının davasında haklı olmadığından İlk Derece Mahkemesince verilen ret kararı sonuç olarak doğru ise de ret kararının gerekçesi yerinde olmadığından, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin iki numaralı alt bendi gereğince gerekçesi değiştirilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince zarar ile hukuka aykırı eylem arasında illiyet bağı olmamasından bahisle davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, illiyet bağını kesilmesi için müvekkilinin ağır bir kusuru ya da 3. kişilerin bir kusurunun olması gerekmekte olup burada müvekkilinin ağır bir kusurunun bulunmadığını, müvekkilin dava açmak suretiyle tapu kaydının düzeltilmesi sorumululuğunu yüklemek hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davaya konu mükerrer kaydın düzeltilmesi için Asliye Hukuk Mahkemesine dava açılmış; ancak buradan alınan karar sonrasında söz konusu kayıt düzeltilmiş ve şerh bu dava sonrasında kaldırılmış olduğunu, davacının zararlarının karşılanmasının mümkün olmadığı yönündeki değerlendirmenin hatalı olduğunu, tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan devletin sorumlu olduğunu, davaya konu taşınmaza konulan şerhten dolayı davacı ile birlikte diğer tapu maliklerinin de taşınmazı kullanamadıkları, tapu maliklerinden Mehmet Ulaş tarafından Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesine açılan 2020/601 Esas sayılı dosyasında zararın tazminine karar verildiğini, yargılamanın istinaf aşamasında olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme
Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi.
3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4 – 383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir.
4. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir.
5. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince açılan davalarda, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır. Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup bu tarihe göre tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği ve değeri belirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’nun 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tapu sicilinin yanlış tutulmasından kaynaklanan sorumluluk şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.