Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2022/6801 E. 2023/809 K. 14.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6801
KARAR NO : 2023/809
KARAR TARİHİ : 14.02.2023

MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
KARAR : Kaldırma – Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Batman 4. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın davacı adına tescili istekli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine, davalı Hazinenin karşı tescil isteğinin ise kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, ne var ki kamu düzenine aykırı hüküm kurulduğunun anlaşılması nedeniyle kararın kaldırılmasına; yeniden hüküm kurulması suretiyle davanın ve davalı Hazinenin karşı tescil isteğinin reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle; duruşma günü olarak saptanan 14.02.2023 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı … vekili Av. … ve Av. … … ile temyiz eden davalı … vekili Av. … geldiler, davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı … Beşiri ilçesi, İkiyaka köyü çalışma alanında bulunan ve kadastro sırasında çay yatağı vasfıyla tespit harici bırakılan taşınmazın kendisi tarafından imar-ihya yoluyla tarıma elverişli kültür arazisi haline getirildiğini ve yaklaşık 25 yıldır tarım arazisi olarak nizasız ve fasılasız bir şekilde kullanılmakta olduğunu, yapılacak keşif sonucu elde edilen koordinatlı fen bilirkişi raporundaki bilgiler ve ölçüm sonucu ortaya çıkacak miktarın adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı … 3402 sayılı Yasa’nın 12/3. maddesinde belirlenen hak düşürücü sürenin geçtiğini, çekişmeli taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu davacı yararına iktisap koşullarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuş, ayrıca TMK’nın 713/6. maddesi uyarınca taşınmazın Hazine adına tescilini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla davacı yararına zilyetlikle mülk edinme koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine, öte yandan davalı Hazinenin TMK md. 713/6 uyarınca tescil talebinin kabulü ile hükme esas alınan teknik bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 9.896,77 metrekare ve (B) harfi ile gösterilen 10.591,79 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz bölümlerinin davalı … adına tesciline, ne var ki çekişmeli bölümlerin aktif akarsu yatağında kalmış olması sebebiyle tapu kütüğünden terkinine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde dava dilekçesi ve ekinde sunulan krokinin incelenmesinde; dava konusu alanın kadastrosunun 5602 sayılı Tapulama Kanunu’na göre 13.07.1956 tarihinde yapıldığı ve 14.09.1960 tarihinde kesinleştiği, tapulama çalışması sırasında çekişmeli taşınmazların dere yatağı niteliği ile tapulama harici bırakıldığını, müvekkilinin dere yatağının yer değişmesi sonrasında açığa çıkan taşınmazda emek ve mesai sarf ederek bu yeri tarım arazisi haline getirdiğini, taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin 25 yıldan fazla olduğu hususunun ise tanık ve mahalli bilirkişi beyanları ile dosyada bulunan ziraat bilirkişisi raporu ve jeodezi raporu ile belirlendiğini, taşınmaza komşu derenin (Garzan Çayı) 30-40 yıldan önce yatak değiştirdiğine ve aynı derenin 1984 yılından bu yana da yatak değiştirmediğine yönelik dosyaya sunulan jeoloji raporu ve jeodezi raporunun iddianın ve sürdürülen zilyetliğin şekli ve süresine dair toplanan diğer delilleri doğruladığını, mahkemenin dosya arasında yer alan bilirkişi raporlarını ve toplanan delilleri takdir ederken yanılgıya düştüğünü, dava tarihi göz önüne alındığında davacı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğunu belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı yararına iktisap koşullarının oluşmadığı; ne var ki çekişmeli taşınmaz bölümlerinin halen aktif çay yatağı olarak tescile tabi olmayan vasıfta olduğu halde Mahkemece, önce TMK’nın 713/6. maddesi uyarınca tescil kararı, sonrasında terkin kararı verilerek infazda tereddüte sebebiyet verilmesinde isabet bulunmadığı, tapu sicilinin düzenli tutulmasına dair kararların kamu düzenine ilişkin bulunması nedeniyle bu hususa aykırı karar verilmesinin HMK m. 355 hükmü uyarınca kamu düzenine aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince, davacı vekilinin Batman 4. Asliye Mahkemesinin 02/03/2021 tarihli ve 2018/155 Esas, 2021/223 Karar sayılı kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, HMK’nın 355. maddesinin birinci fıkrası ikinci cümlesi gereği resen görülen kamu düzenine aykırılık nedeniyle kararın kaldırılmasına, HMK m. 353/1-b.2 gereğince esas hakkında yeniden hüküm kurulmasına buna göre; davanın reddine, taşınmazın tescile tabi olmaması nedeniyle TMK md.713/6 uyarınca tescil hükmü kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde, mahkeme kararının dosya kapsamı ve toplanan delillere uygun olmadığını, delillerin takdirinde yanılgıya düşüldüğünü, çekişmeli taşınmaz üzerinde davacı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı … vekili temyiz dilekçesinde, yargılama sırasında taşınmazın dava değerinin bilirkişi raporuyla belirlendiği, davanın esastan tümüyle reddedilmesi nedeniyle belirlenen bu bedel üzerinden davalı … lehine nispi vekalet ücreti takdirinin gerektiği ne var ki bu yön üzerinde durulmadığı, öte yandan TMK md. 713/6 uyarınca karşı tescil isteklerinin olduğu, çekişmeli taşınmaz bölümlerinin Hazine adına tescili gereken yerlerden olduğunu belirterek vekalet ücreti ve karşı tescil isteği yönünden kararı temyiz etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın davacı adına tescili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi; “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.”
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi; “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüz ölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.”
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesi, “Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde Hazine adına tespit edilir.’’ hükümlerini içermektedir.

3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, toplanan delillerden çekişmeli taşınmaz bölümlerinin halen dere yatağı niteliğinde olup zilyetlikle iktisabı mümkün olmayan yerlerden olduğunun, bu nitelikte bir taşınmazın tescile tabi olmadığının anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olduğu tespit edilen karara yönelik tarafların temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler bozmayı gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle,
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı onama harcının davacıya yükletilmesine,

492 sayılı Harçlar Kanunu’nun değişik 13. maddesinin j. bendi gereğince Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.02.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.

-MUHALEFET ŞERHİ-

Dava, tapusuz taşınmazın zilyetlik nedeniyle tescili, karşı istek ise TMK nın 713/6. gereği Hazine adına tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece davanın davacı bakımından esastan reddine, Hazine bakımından ise karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.

Davacı davasını 5.000.TL değer göstererek açmış, yargılama sırasında taşınmazın değeri keşfen 453.000TL olarak bulunmuş, yargılamayı yapan hakim tarafından harç eksikliği giderilmeyerek işin esasına girilmiş, davanın esastan reddine karar verilmiş, davalı … vekili lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir.

Davalı … vekili esasa ilişkin temyiz talepleri ile birlikte vekalet ücretini de temyize getirmiştir.

Dairenin çoğunluğu, vekalet ücretinin harcı yatırılan değer üzerinden hesaplanması gerektiği düşüncesiyle kararı onamıştır.

Çoğunluk görüşü ile ayrık kaldığımız husus; davalı vekili lehine takdir edilecek vekalet ücretinin hangi değer(miktar) üzerinden hesaplanacağı ve buradan hareketle eksik harç tamamlanmazsa izlenecek yolun ne olacağı hususudur.

Bilindiği üzere, harca tabi davalar başvurma harcı ve peşin nispi (veya maktu) harcın yatırılmasıyla açılır. Peşin nispi harcın dava dilekçesinde belirtilen değer üzerinden alınacağı açıktır. Davacının harçtan kaçınmak için gerçek dava değerini göstermemesi durumunda nasıl bir yol izleneceği usul yasamız ile harçlar kanununda düzenlenmiştir.

HMK’nın 120/1.fıkrası “(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır” demektedir. Bununla birlikte eksik harcın müeyyidesi ise Harçlar Kanununda “Noksan tesbit edilen değer üzerinden harcın ödenmesi:

Madde 30 – Muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.

Harcı ödenmiyen işlemler:

Madde 32 – Yargı işlemlerinden alınacak harclar ödenmedikçe mütaakıp işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmiyen harcları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Bu yasal mevzuat karışısında somut olay değerlendirildiğinde, dava gerçek değer gösterilmeden açılmıştır. Bu durumda hakim resen ve gerekirse keşfen dava değerini belirleyecek ve bu değer üzerinden nispi harcı tamamlamak üzere davacıya süre vermesi gerekecektir. Bu sürede eksik harcın tamamlanmaması halinde mahkeme başkaca herhangi bir işlem yapmaksızın kanunun açık hükmü gereğince kendiliğinden HMK 150.(HUMK 409)maddeye göre dosyayı işlemden kaldıracak, eğer davalı taraf davaya devam etmek isterse eksik harcı kendisi yatırmak suretiyle davaya devam edilebilecek, davacı ise üç ay içinde eksik harcı yatırmak suretiyle davaya devam edebilecek, yatırmadığı takdirde ise mahkemece dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren üç aylık sürenin sonunda davanın açılmamış sayılmasına karar verilecektir.

Somut olayda Mahkemece bu usulü muameleler yerine getirilmemiştir. Bu durumda, hakim tarafından nazara alınmayan, davacı tarafından yerine getirilmeyen yükümlülüğün (külfetin) davalıya yükletilmesinin kabulü mümkün değildir. Somut olayda mahkemece eksik harç tamamlatılmadan dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden vekalet ücretine hükmedilmiştir.

Sonuç itibariyle; hakim öncelikle eksik harcın tamamlatılması için davacıya süre vermeli, aksi halde dosyayı işlemden kaldırmalı, davacı veya davalı tarafından harcın tamamlanması halinde yargılamaya devam ederek sonuçta harcı yatırılmış değer üzerinden vekalet ücretine hükmetmelidir.

Mahkemece TMK’nın 713/6 gereği talebini uygun bulmadığına göre karar verilmesine yer olmadığına değil, bu yöndeki talebin reddine karar vermesi gerekir.

Bununla birlikte bu usulü işlemlerin yapılmaması 6100 sayılı HMK’nın 369/1. maddesinde belirtildiği üzere “Kanunun açık hükmüne aykırı” görüldüğünden re’sen dikkate alınarak (ayrıca bu husus temyiz sebebi yapılmakla) kararın bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun “onama” yönündeki görüşüne katılmıyorum.