Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/6956 E. 2023/992 K. 20.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6956
KARAR NO : 2023/992
KARAR TARİHİ : 20.02.2023

Taraflar arasındaki muris muvazaası nedeni ile alacak, uygun görülmezse terditli tenkis davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince 13.10.2020 tarihli ek karar ile temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar verilmiştir.

Ek karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Temyiz istemi, Bölge Adliye Mahkemesinin 18.09.2020 tarihli kararın ve temyiz konusu miktar veya değerin kesinlik sınırının altında olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin reddine yönelik Bölge Adliye Mahkemesinin 13.10.2020 tarihli ek kararına ilişkindir.
Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun’un) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

Somut olayda, 20.04.2017 tarihli oturumda verilen tefrik kararından sonra uyuşmazlığa konu talep, 559 ada 1 parsele ilişkin 2006, 2007, 2008, 2009 yılları için toplanan 8.500,00 TL kira bedelinden davacıların miras payına düşen 6.187,50 TL; 526 ada 24 parsel 24 numaralı bağımsız bölümün satış parası olan 40.000,00 TL bedelden davacıların miras payına düşen 30.000,00 TL; 584 ada 114 parsel 8 numaralı bağımsız bölümün dava tarihindeki rayiç bedeli olarak tespit edilen 42.000,00 TL bedelden davacıların miras payına düşen 31.500,00 TL olmak üzere toplamda 67.687,50 TL olup, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi olan 2020 yılı için öngörülen temyiz kesinlik sınırının (72.070TL’nin) altındadır. Ancak, davacıların terditli talebi, tenkis hukuksal nedenine dayalıdır.

Tenkis davaları ihlâl edilen saklı payın temin edilmesi amacını taşımaktadır. Tenkis hesabı uzmanlık gerektiren bir iş olup, davacıdan davanın başında ihlâl edilen saklı payının miktarını bilmesini beklemek hayatın olağan akışına aykırıdır. Dava dilekçesinde gösterilen miktar; harca esas alınan tahmini değerdir. Bu bakımdan tenkis davalarında, davacının dava dilekçesinde gösterdiği dava değeri ile talebini sınırladığını söyleyebilme olanağı yoktur ve bu tür davalar (6100 sayılı Kanun’un) 107 nci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davalarının örneğini teşkil eder.

Her ne kadar dosyada tenkis hesabına ilişkin bilirkişi raporu aldırılmış ise de rapor, tenkis hesabında uyulması gereken yöntemlere uygun olmadığından terditli tenkis talebinin miktarını belirlemeye ve davacının kanun yoluna başvuru hakkından mahrum bırakılmasına yeterli kabul edilemez. Zira tenkis hesap raporunda, iddia para bağışı olmasına karşın taşınmazların değeri esas alınmış ve tereke kapsamı hatalı belirlenmiştir.

Tenkis davalarında ileri sürülen iddia gizli bağış (para bağışı) niteliğinde ise, bir başka ifade ile miras bırakan tarafından davalıya kayda dayalı bir devir yapılmamış ise, miras bırakanın davalıya para bağışladığı gözetilerek, elden bağışlanan bu paranın miras bırakanın ölüm tarihinde ulaşacağı miktarın denkleştirici adalet ilkesi uyarınca tespit edilmesi ve tespit edilen bu değer üzerinden tenkis hesabının yapılması gerekmektedir.

Zira murisin bedel vermek suretiyle temlikte bulunduğu hâllerde davalıya kazandırılan malların bedelleri de tenkise tâbi olacaktır. Ancak, bu hâlde tenkise tâbi tutulacak miktar, miras bırakan tarafından davalılara verilen paranın, mirasın açıldığı tarihte ulaştığı değerdir. Miras bırakan tarafından davalıya mal alınırken verilen paranın miktarını saptamak, bu paranın mirasın açıldığı tarihte ulaştığı değeri, paranın satın alma gücündeki değişimleri usulünce belirli kriterler dikkate alınmak suretiyle hesaplamak, gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişiden rapor almak, bu yolla belirlenen değerin tenkis hesabında dikkate alınacağını gözetmek ( Hukuk Genel Kurulunun 30.11.2005 gün ve 2005/2-581 Esas, 2005/672 Karar sayılı kararı) bu şekilde davalı yararına yapılan kazandırmaların mirasın açıldığı tarihteki değerlerini doğru olarak tespit edip, bu değerler dikkate alınarak tenkis edilecek bedeli bulmak gerekir.

Ayrıca Samsun Bölge Adliye Mahkemesinin 2017/663 Esas sayılı dosyası kapsamında verilen karar ile Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/46 Esas ve 2017/83 Karar sayılı kararını kaldırarak muris muvazaası nedeni ile iptali istenen 559 ada 1 parsel ve 1504 ada 17 parsel 23 numaralı bağımsız bölüme ilişkin yeniden hüküm kurduğu anlaşılmış ise de; UYAP sisteminden yapılan incelemede Samsun Bölge Adliye Mahkemesinin 2017/663 Esas sayılı dosyası kapsamında verilen karara ulaşılamadığından ve Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/46 Esas ve 2017/83 Karar sayılı kararına ilişkin kesinleşme şerhi de bulunmadığından dosyanın akıbeti denetlenememiştir. Samsun Bölge Adliye Mahkemesinin 2017/663 Esas sayılı dosyası kapsamında verilen kararda 1504 ada 17 parsel sayılı taşınmaza ilişkin devirde muris muvazaasının gerçekleşmediği yönünde hüküm kurulduğundan, ilgili kararın kesinleşmesi hâlinde 1504 ada 17 parselin tereke kapsamından çıkartılarak hesap yapılması gerekecektir. Hâl böyle olunca, anılan dosyanın akıbeti araştırılarak verilen kesin karar sonucuna göre tereke belirlenmeli ve tenkis hesabına esas alınmalıdır.

Sonuç olarak gelinen aşamada, davadaki belirsiz alacak niteliğindeki tenkis talebi yönünden kararın kesin olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle; Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar kesin nitelikte bulunmadığından Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin davacılar vekilinin temyiz talebinin reddine ilişkin 13.10.2020 tarihli ek kararının kaldırılarak esasa yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine geçilerek; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacılar vekili tarafından Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/46 Esas sayılı dosyasına sunulan dava dilekçesiyle; 06.11.2010 tarihinde vefat eden tarafların ortak murisi ve annesi …’in sağlığında diğer mirasçılarından mal kaçırmak kastıyla ve davalının manevi baskısı sonucunda davalıya karşılıksız kazandırmalarda bulunduğu; muris … tarafından 559 ada 1 parsel ile 1504 ada 17 parsel 23 bağımsız bölüm sayılı taşınmazların davalıya danışıklı olarak devredildiği, 584 ada 114 parsel 8 bağımsız bölüm sayılı taşınmazın geldisi olan kooperatif hissesinin gerçekte murise ait iken danışıklı olarak ve bedelsiz davalıya devredildiği, murise ait 526 ada 24 parsel 24 bağımsız bölüm sayılı taşınmazın satışından elde edilen 40.000,00 TL’nin davalıya verildiği ve 559 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 2006-2009 yıllarına ilişkin toplam 8.500,00 TL kira bedelinin davalıya verildiği iddiasıyla 559 ada 1 parsel ve 1504 ada 17 parsel 23 bağımsız bölüm sayılı taşınmazlar yönünden tapu iptali ve tescil, diğer iki taşınmaz yönünden ve kira parası yönünden alacak terditli tenkis talebiyle açılmış, 20.04.2017 tarihli oturumda verilen tefrik kararı ile son üç talep ana dosyadan tefrik edilmiş; eldeki temyiz incelemesine konu uyuşmazlık tefrik edilen son üç talebe ilişkindir.

Temyiz incelemesine konu davadaki talep, 584 ada 114 parsel 8 sayılı bağımsız bölümün geldisi olan kooperatif hissesinin gerçekte murise ait iken danışıklı olarak ve bedelsiz davalıya devredilmesi, murise ait 526 ada 24 parsel 24 sayılı bağımsız bölümün satışından elde edilen 40.000,00 TL’nin davalıya verilmesi ve 559 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 2006-2009 yıllarına ilişkin toplam 8.500,00 TL kira bedelinin davalıya verilmesi vakıalarına ilişkin olup; davacılar vekilinin talebi, 584 ada 114 parsel 8 sayılı bağımsız bölümün dava tarihi itibari ile belirlenecek rayiç bedelinin, 526 ada 24 parsel 24 sayılı bağımsız bölümün satışı nedeniyle davalıya verilen 40.000,00 TL’nin ve 559 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 8.500,00 TL kira bedelinin müvekkillerinin miras payı oranında davalıdan alınarak davacılara verilmesine uygun görülmezse belirtilen tasarrufların terditli tenkisine ilişkindir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; kiraların miras bırakan tarafından toplandığını ve tedavi giderlerine harcandığını, kooperatif hissesinin müvekkiline ait olduğunu, miras bırakanın bakım ve tedavi masraflarının müvekkili tarafından karşılandığını, müvekkilinin sağlığında davacılara karşılıksız kazandırmalarda bulunduğunu, miras bırakanın müvekkiline herhangi bir karşılıksız kazandırmada bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 584 ada, 114 parsel 8 No.lu bağımsız bölümün 08.02.2002 tarihinde ölen kök muris Muharrem Yüksel’den kaldığı ancak çok zaman geçtiği, iddianın muris … ile bir ilgisi bulunmadığı; 559 ada 1 parsele ilişkin kira paralarının davalı tarafından alındığının ispatlanamadığı; 24 sayılı bağımsız bölümün satışından elde edilen 40.000,00 TL’nin anılan bağımsız bölüm alınırken davalı veya eşi tarafından çekilen kredi ile alınmış olduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf başvurusunda, kooperatif hissesinin miras bırakan …’e ait olduğunu, aidatlarının muris Zekiye tarafından ödendiğini, banka evrakları ve dinlenen tanık … ifadeleri ile iddialarının ispatlandığını, miras bırakanın müvekkillerinden mal kaçırma kastıyla davacı …’a yanıltıcı beyanlarda bulunduğunu, gerçekte davalının veya eşinin 24 parsel sayılı taşınmaz için herhangi bir kredi çekmediklerini, mahkemenin krediye ilişkin herhangi bir belge temin etmeksizin dedikoduya dayanan beyanlarla yetinerek karar verdiğini, miras bırakanın 559 ada 1 parsele ait topladığı kiraları davalıya verdiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 18.09.2020 tarih ve yukarıda sayısı belirtilen kararı ile bağışlama olgusu kanıtlanamadığından davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

D. Ek Karar
Davacılar vekilinin 18.09.2020 tarihli istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı temyizleri üzerine Bölge Adliye Mahkemesi 13.10.2020 tarih ve yukarıda sayısı belirtilen ek kararıyla miktar itibari ile temyiz kesinlik sınırının altında kaldığından davacılar vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına ve ek kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz başvurusunda, tenkise ilişkin yapılan hesaplamanın doğru olmadığını, dava değerinin temyiz kesinlik sınırının üstünde olduğunu, aleyhlerine hükmolunan vekâlet ücretinin de yüksek dava değeri üzerinden belirlendiğini, karara karşı temyiz yasa yolunun açık olduğunu belirterek istinaf başvuru dilekçesindeki gerekçeleri tekrarla kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, muris muvazaası nedeni ile alacak, uygun görülmemesi durumunda terditli tenkis istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 107 nci maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 660 ve devamı maddeleri.

2. Muris muvazaasının esas kaynağını 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı oluşturmaktadır. 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” hükmedilmiştir.

3. 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, miras bırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.

4. Miras bırakanın gerçekte bedelini bizzat ödeyip, üçüncü kişiden satın aldığı taşınmazı mirastan mal kaçırmak amacıyla tapu siciline yarar sağlamak istediği kişi (davalı) adına kaydettirmesi bir diğer anlatımla, para veya kendine ait menkul mal bağışında bulunması hâlinde 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı uygulanamaz. Anılan karar, konusu ve sonuç bölümü itibarıyla, murisin kendi üzerindeki tapulu taşınmazlar yönünden yaptığı temliki işlemler için bağlayıcıdır. Bedeli ödenerek “gizli bağış” şeklinde gerçekleştirilen işlemler hakkında anılan Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının doğrudan bağlayıcı olma niteliği yoktur.

5. Türk Medeni Kanunu’nun 560 ve devamı maddelerinde düzenlenen tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (tebberru) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile iadeye ve tenkise tâbi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. Miras bırakanın saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve subjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelenen kastının varlığından söz edilemez.

6. Tenkise tâbi sağlararası kazandırmalara ilişkin 4721 sayılı Türk Medeni (TMK) Kanunu’nun ilgili 565 inci maddesi şöyledir:
“3. Sağlararası kazandırmalar
a. Tenkise tâbi kazandırmalar
Madde 565 – Aşağıdaki karşılıksız kazandırmalar, ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tâbidir:
1. Mirasbırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapmış olduğu sağlararası kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla altsoyuna malvarlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi,
2. Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar,
3. Mirasbırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden önceki bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar,
4. Mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar.”

7. Mutlak olarak tenkise tâbi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanun’un 565 inci maddesinin 1, 2 ve 3 üncü bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlâl kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanun’un 570 inci maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı Kanun’un 561 inci maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tâbi olursa 563 üncü maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

8. Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (sabit tenkis oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (MK.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm hâlinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

9. Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564 üncü maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 gün ve 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiyatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir.

10. Diğer taraftan; tenkis davalarında ileri sürülen iddia gizli bağış (para bağışı) niteliğinde ise, bir başka ifade ile miras bırakan tarafından davalıya kayda dayalı bir devir yapılmamış ise, miras bırakanın davalıya para bağışladığı gözetilerek, elden bağışlanan bu paranın miras bırakanın ölüm tarihinde ulaşacağı miktarın denkleştirici adalet ilkesi uyarınca tespit edilmesi ve tespit edilen bu değer üzerinden tenkis hesabının yapılması gerekmektedir.

11. Zira murisin bedel vermek suretiyle temlikte bulunduğu hâllerde davalıya kazandırılan malların bedelleri de tenkise tâbi olacaktır. Ancak, bu hâlde tenkise tâbi tutulacak miktar, miras bırakan tarafından davalılara verilen paranın, mirasın açıldığı tarihte ulaştığı değerdir. Miras bırakan tarafından davalıya mal alınırken verilen paranın miktarını saptamak, bu paranın mirasın açıldığı tarihte ulaştığı değeri, paranın satın alma gücündeki değişimleri usulünce belirli kriterler dikkate alınmak suretiyle hesaplamak, gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişiden rapor almak, bu yolla belirlenen değerin tenkis hesabında dikkate alınacağını gözetmek (H.G.K.nun 30.11.2005 gün, ve 2005/2-581 Esas, 2005/672 sayılı Kararı ) bu şekilde davalı yararına yapılan kazandırmaların mirasın açıldığı tarihteki değerlerini doğru olarak tespit edip, bu değerler dikkate alınarak tenkis edilecek bedeli bulmak ve bu bedele taleple bağlılık ilkesi de gözetilerek dava tarihinden itibaren faiz uygulamak gerekir.

12. Öte yandan, davacılar tarafından davalıya kazandırıldığı iddia olunan payın akitte gösterilen bedelden daha yüksek bir bedel ödenerek temlik alındığı hususu iddia ve ispat edilmediği sürece akitte gösterilen satış bedelinin dikkate alınması, murisin ölüm tarihinde ulaşacağı miktarın denkleştirici adalet ilkesi uyarınca tespit edilmesi, tespit edilen miktar üzerinden tenkis raporunun alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.

3. Değerlendirme
1. Öncelikle davadaki belirsiz alacak niteliğindeki tenkis talebi yönünden kararın kesin olduğunu söyleyebilmek mümkün olmadığından Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin davacılar vekilinin temyiz talebinin reddine ilişkin 13.10.2020 tarihli ek kararının kaldırılması gerekmiştir.

2. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

3. Somut olayda, davacılar vekili dava dilekçesinde muris muvazaası nedeni ile alacak talebinde bulunmuş olup davacının alacak talebi yönünden 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı uygulanamaz. Bu nedenle davacının öncelikli alacak talebinin reddi yerindedir.

4. Davacılar vekilinin 8.500,00 TL kira bedeline ilişkin terditli tenkis talebine gelince, dosyada mevcut deliller birlikte değerlendirildiğinde davacılar, 8.500,00 TL kira bedelinin davalı tarafından alındığını ispat edemedikleri için mahkemenin bu yöndeki tespiti yerindedir.

5. Davacılar vekilinin 24 parselin satış bedeli olan 40.000,00 TL’ye ilişkin terditli tenkis talebine gelince, dosyada mevcut deliller birlikte değerlendirildiğinde davacının iddiası 40.000,00 TL’nin davalının eşi Turgay’a verildiği yönündedir. Davalının eşi Turgay ise davada taraf kılınmamıştır. Sonuç itibari ile muris tarafından davalıya yapılan karşılıksız bir kazandırma söz konusu olmadığı için mahkemenin bu yöndeki kabulü de yerindedir. Öte yandan ağırlıklı tanık beyanları, özellikle davacı tanığı Rafet beyanı ile davacı asil Ünal beyanı birlikte değerlendirildiğinde satış bedelinin verilmesi karşılıksız kazandırma da sayılmayacağından tenkis hesabı yapılırken bu değer, tereke kapsamına dahil edilmemelidir.

6. Davacılar vekilinin 584 ada 114 parsel 8 bağımsız bölüm sayılı taşınmazın geldisi olan kooperatif hissesinin davalıya bedelsiz devrine ilişkin terditli tenkis talebine gelince, dosyada mevcut kooperatif yevmiye defterinde üyeliğin murise ait iken davalıya devredildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemenin kabulü dosyada mevcut delillerle uyumlu görülmemiştir. Muris tarafından kendisine ait bir taşınmaz davalıya devredilmediği için buradaki iddia, murisin davalıya para bağışında bulunduğu yönünde kabul edilmeli; murisin bağışladığı para miktarı tespit edilmeli ve para bağışına ilişkin yukarıda açıklanan hesaplama yöntemi benimsenmelidir. Öte yandan tasarruf tarihi de dikkate alınarak Türk Medeni Kanunu’nun 565 inci maddesinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu yöndeki talep yönünden yukarıdaki ilkeler uyarınca araştırma yapılması ve koşulları oluşmuşsa tenkisine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Samsun Bölge Adliye Mahkemesince temyiz dilekçesinin reddine dair verilen 13.10.2020 tarihli ek kararının KALDIRILMASINA,

2. Samsun Bölge Adliye Mahkemesince verilen 18.09.2020 tarihli istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararın BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,

3. İlk Derece Mahkemesinin kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

20.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.