YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/3445
KARAR NO : 2009/5092
KARAR TARİHİ : 26.03.2009
MAHKEMESİ : Silifke Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine, Orman Yönetimi, davacılar D.. K.., N.. Ö.. ve Ş.. C.. tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro çalışmasında Gedikpınarı köyü 103 ada 702 parsel sayılı taşınmaz, 1811 hektar 3286.85 m2 yüzölçümünde orman niteliği ile Hazine adına tesbit edilmiştir.
Davacı Ş.. C.. çekişmeli 103 ada 702 parselin bir bölümünün önceki zilyet Hamdi Bocut’tan taksimen kendisine kaldığını belirterek 1937 tarih 109 nolu vergi kaydına dayanarak, birleşen kadastro mahkemesinin 2008/5-16 sayılı dosyasında davacı Y.. A.. aynı taşınmazın bir bölümünün babasından 1977 yılında satın aldığını ve zilyet olduğunu, birleşen kadastro mahkemesinin 2008/6-17 sayılı dosyasında davacı K.. A.. aynı taşınmazın babası Halil’den taksimen kendisine kaldığını, birleşen kadastro mahkemesinin 2008/7-18 sayılı dosyasında davacı M.. Ö.. aynı taşınmazın bir bölümünün babası M.. Ö..’ den kendisine kaldığını, birleşen kadastro mahkemesinin 2008/8-19 sayılı dosyasında davacı R.. K.. ise satış ve mirasen taksimen kaldığını, birleşen kadastro mahkemesinin 2008/9-20 sayılı dosyasında davacılar R.. Ç.. ve arkadaşları ise murisleri Sadık Çökten’ den kaldığını ve 1937 tarih 60/90 ve 61/91 nolu vergi kayıtları içinde kaldığını, birleşen kadastro mahkemesinin 2008/12-22 sayılı dosyasında davacı M.. Ç.. ise çekişmeli taşınmazın bir bölümünün kendi zilyetliğinde olduğunu, birleşen kadastro mahkemesinin 2008/4-15 sayılı dosyasında davacı L.. B.. ise kısmen babası Mahmut Bocut’tan kaldığı kısmen de satın aldığını, birleşen kadastro mahkemesinin 2008/13 sayılı dosyasında arife kırcalı çekişmeli taşınmazın babası Abdullah Bocut’an kaldığını, birleşen kadastro mahkemesinin 2008/10 sayılı dosyasında davacı N.. Ö.. uzun yıllardan beri kendi zilyetliğinde olduğunu,birleşen kadastro mahkemesinin 2008/3-14 sayılı dosyasında davacılar… A.. A.. varisleri ise 1970’lerde satın aldığını ve o tarihten beri zilyet olduğunu, birleşen kadastro mahkemesinin 2008/14-24 sayılı dosyasında ise D.. K.. ve arkadaşları ise Temmuz 1938 tarih 35 nolu tapu kaydı ile babası …’a ait olduğunu ve mirasçıları adlarına tescil edilmesi gerektiğini belirterek dava açmışlardır. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 23.11.2007 tarihli fenni bilirkişi raporundaki A, B, C, D, E, F, G harfli taşınmazların orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline, 31.8.2007 tarihli fenni bilirkişi raporundaki 1
ila 17 nolu taşınmazların M.. Ö.. adına, 1 ila 6 nolu taşınmazların Y.. A.. adına, 7 adet taşınmazın… A.. A.. mirasçıları adlarına, 28 adet yerin R.. K.. adına, 1 ila 10 nolu taşınmazların L.. B.. adına, 14 adet taşınmazın K.. A.. adına, 9 adet yerin orman niteliği ile hazine adına, 05.11.2004 tarihli fenni bilirkişi raporundaki 16 adet taşınmazın orman niteliği ile Hazine adına, 31.08.2007 tarihli fenni bilirkişi raporundaki A, B, C, D, E, F, G harfli taşınmazların orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline, 11.04.2004 tarihli fenni bilirkişi raporundaki 1 ila 7 nolu taşınmazların orman niteliği ile Hazine adına 17.6.2003 tarihli fenni bilirkişi raporundaki taşınmazın ise orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiştir. Hüküm davalılar Hazine ile Orman Yönetimi, davacılar D.. K.., N.. Ö.., Ş.. C.. tarafından temyiz edilmektedir.
Dava, kadastro tespitine itiraz davası niteliğindedir.
Yörede 3402 sayılı yasanın 4.maddesi gereğince orman kadastro çalışması yapılmıştır.
Toplanan deliller, uzman bilirkişi kurulu raporları ve tüm dosya kapsamından davacı D.. K..’ın Temmuz 1938 tarih 35 nolu 4600 m2 yüzölçümündeki kuzeyi İbrahim doğu ve batısı kayalık dağ, güneyi kuru dere olan tapu kaydına dayanarak, diğer davacı gerçek kişilerin ise bir kısmının vergi kaydına, bir kısmının ise muristen taksimen kaldığı veya satın aldığı belirterek kazandırıcı zamanaşımı ile zilyetliğe dayanarak 702 nolu büyük orman parselinin içinde yer alan taşınmazları dava konusu ettikleri, uzman orman bilirkişi kurulu tarafından bazı davalı yerlerin resmi belgelerde açıklık alanda kaldıkları ve orman sayılmayan yerlerden olduklarının, bazı davalı yerlerin ise resmi belgelerde yeşil renkli ormanlık alanda kaldığı ve orman sayılan yerlerden olduklarının belirtilerek memleket haritası ve amenajman planında çekişmeli taşınmazların işaretlendikleri, ancak; 702 nolu geniş orman parselinin içinde yer alan davalı bölümlerin tamamında teraslama yapılmak sureti ile eğimin düşürüldüğü, teras duvarların kenarlarında veya davalı bölümlerin içlerinde dağınık halde yaşlı veya genç meşe ağaçları, andız ağaçları ve ardıç ağaçları ile pırnal meşelerinin bulunduğu, ayrıca blok halinde kayalar ile taşların yer aldığı, her ne kadar uzman bilirkişi kurulu tarafından bazı taşınmazların memleket haritasında açıklık alanda kaldığı belirtilmekte ise de bu çekişmeli bölümlerin memleket haritasında işaretlendikleri yer ile etrafının tamamen yeşile boyalı ibreli ve yapraklı ağaç rumuzlu alanda bulundukları, memleket haritasındaki küçük yüzölçümündeki beyaz renkli alanların ise dere yatağı olarak gözüktükleri, davalı bölümlerin tamamının orman sayılan yerlerden oldukları, orman niteliğindeki taşınmazların zilyetlikle iktisap edilemeyeceği, davacı D.. K..’ın dayandığı tapu kaydının 4785 Sayılı Yasa karşısında hukuki değerini yitirdiği, kaldı ki hudutları itibarı ile her yere uyabilen bir kayıt olduğu ve çekişmeli taşınmaza uyduğunun kabul edilemeyeceği, orman kadastrosunun uygulanması hakkındaki yönetmeliğin 26/b maddesi gereğince 4785 Sayılı Yasayla devletleştirilmiş veya devletleştirilmeye tabi ormanların devlet ormanı olarak sınırlandırılacağının öngörüldüğü, 02.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 4999 Sayılı Yasanın 3. maddesi ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 7/1. Maddesi “… evvelce sınırlaması yapılmış olup da herhangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanların, kadastrosu orman kadastro komisyonları tarafından yapılır.” hükmü getirildiği ve bu hükümle daha önce sınırlaması yapılmış olup da her hangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanların kadastrosunu yapma görev ve yetkisinin verildiği,Yine 15.07.2004 günlü Resmi Gazetede yayınlanan 6831 Sayılı Orman Kanununa Göre Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmelik’in 10. maddesinin (a) bendinde orman kadastro komisyonlarının aynı görev ve yetkisi tekrarlandıktan sonra 26/h Maddesinde “Her hangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanlar,” ın devlet ormanı olarak sınırlandırılacağının öngörüldüğü, kaldı ki dava konusu taşınmazların çekişmeli 702 nolu büyük orman parselinin içinde küçük alanlar olarak kaldıkları, orman bütünlüğü içinde oldukları ve 6831 sayılı yasanın 17/2 maddesi gereğince orman içi açıklık olarak değerlendirilmesi gerektiği de anlaşılmaktadır.
6831 Sayılı Yasanın 17. maddesi, orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık amacı ile ağıl yapılmasına, bu kesimlerin özel mülke dönüşmesine izin vermez.
6831 Sayılı Yasa, madde: 17/1-2
Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşaası ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlemesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır.
Devlet Ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Yanan orman alanlarındaki her türlü emval Orman Genel Müdürlüğünce değerlendirilir (03/07/2004 gün ve 5112 Sayılı Yasa ile değişik hali).
Yasa metninden açıkça anlaşıldığı gibi, hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım, inşaat ve hayvancılık yapmak amacı ile ağıl yapılamaz. Bu tür yerler özel mülk olamaz. Yönetim derhal el koyma hakkına sahiptir. Orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman kullanılacaktır. Bu kullanım nedeniyle yeni açma, genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek ve orman bütünlüğü bozulacaktır.
Ayrıca, bu tür taşınmazların öncesinin orman olma zorunluluğu yoktur. Zira, öncesi orman olan ve ormandan açılan taşınmazlar, 6831 Sayılı Yasanın 1. maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre zaten orman sayılmaktadır. 17. maddede tanımı yapılan olgu, öncesi orman iken açılan yerlerle beraber ayrıca [HANGİ NEDENLE OLURSA OLSUN ORMAN İÇİ AÇIKLIKLARIN KAZANILAMAYACAĞI İLKESİNİ İÇERMEKTEDİR VE AMACI ORMAN BÜTÜNLÜĞÜNÜ KORUMAKTIR]. Bu tür yerlerin 15.07.2004 günlü Resmi Gazetede yayınlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 26/a maddesi gereğince orman olarak sınırlandırılması gerekir.
Yasa koyucu ayrı bir kavram oluşturmuş ve hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat ile özel mülke dönüşme yolunu kapamıştır. Bu itibarla, dava konusu taşınmazın memleket haritasında açık alanda gözükmesi bu olguyu değiştirmez. Etrafı ormanla çevrili olan taşınmazlar özel mülke dönüşüp, tarım ve inşaata açıldığında orman bütünlüğünün bozulacağı tartışmasızdır. Dairemizin bu yoldaki kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ve yerleşik kararlar halini almıştır [Y.H.G.K.’nun 10.12.1997 gün ve 1997/20-830/1034, 10.12.1997 gün ve 1997/20-808/1039, 22.10.2003 gün ve 2003/20-665/614 sayılı ve yine orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten sonra 20 yıldan fazla süre geçse dahi orman içi açıklık konumunda olan taşımazların zilyedlik yoluyla kazanılamayacağı konusundaki 11.10.2004 gün ve 2004/7-531-582 sayılı kararları].
Tapu ve zilyetlik yoluyla kişi ve kurumların ormandan toprak kazanmasını sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları da Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 Sayılı Yasanın 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Ayrıca; orman içi açıklık ve boşluklar ile orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanlar, yasa gereği orman sayıldığı için, 15.07.2004 günlü Resmi Gazetede yayınlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26. maddesinin (a) ve (j) bentleri gereğince Devlet Ormanı olarak sınırlandırılması öngörülmüştür. Bu tür yerler zilyetlik yolu ile kazanılamaz ve özel mülk olarak tescil edilemez.
Mahkemece değinilen yönler gözetilerek davacı gerçek kişiler tarafından açılan tüm davaların reddi ile çekişmeli taşınmazın orman niteliği ile hazine adına tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken, dava konusu taşınmazın özel mülke dönüşmesini sağlayacak biçimde davanın kısmen kabulü yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Diğer taraftan aynı taşınmaza yönelik olarak açılan davaların aynı dosyada yargılamasının yapılması ve uyuşmazlığın çözümlenmesi gerektiği gözetilerek mahkemece bu taşınmaza yönelik tüm davaların birleştirilmesi gerekirken bazılarının bu dosya ile birleştirilmeden hüküm kurulması doğru olmayıp, bu taşınmaza ilişkin açılan diğer dava dosyalarının da birleştirilmesi ve o dosyalarda talep edilen bölümler ile ilgili olarak da hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi de doğru değildir.
SONUÇ:1-Yukarıda açıklanan nedenler ile davacı gerçek kişilerin temyiz itirazlarının REDDİNE,
2-Yukarıda açıklanan nedenler ile davalılar Orman Yönetimi ile Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde Orman Yönetimine iadesine 26.03.2009 günü oybirliği ile karar verildi.