Yargıtay Kararı 10. Ceza Dairesi 2022/8904 E. 2023/3204 K. 10.04.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/8904
KARAR NO : 2023/3204
KARAR TARİHİ : 10.04.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

HÜKÜMLÜ : …
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
İNCELEME KONUSU KARAR: Düşme
KANUN YARARINA BOZMA
YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı

İstanbul 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.06.2021 tarihli ve 2019/429 Esas, 2021/320 Karar sayılı, hükümlü hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan açılan kamu davasının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereğince düşmesine ilişkin hükmün istinaf edilmeksizin 18.06.2021 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 08.04.2022 tarihli ve 2021/28728 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 20.05.2022 tarihli ve KYB- 2022/57345 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:

I. İSTEM

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 20.05.2022 tarihli ve KYB- 2022/57345 sayılı kanun yararına bozma isteminin;

“Somut olayda, 21.12.2009 tarihli ilk suça ilişkin verilen 21.01.2014 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun uyarınca verilmiş bir karar olmadığı, genel hükümlere göre 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesi kapsamında verilmiş olduğu, bu nedenle 13.07.2018 tarihli ikinci suç bakımından 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin beşinci fıkrasının uygulanması suretiyle düşme kararı verilemeyeceği, yargılamaya devam edilerek davanın esası hakkında bir karar verildikten sonra mahkûmiyet kararı verilmesi halinde önceki hükmün açıklanması için ihbarda bulunulabileceği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”

Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.

II. GEREKÇE

A. Şüpheli hakkında, 13.07.2018 tarihinde işlediği iddia olunan kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonucunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 26.09.2018 tarihli ve 2018/153034 soruşturma, 2018/2999 sayılı kararı ile, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca bir yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, kararda itiraz kanun yolunun gösterildiği, kararın doğrudan şüphelinin MERNİS adresine tebliğe çıkarılarak 24.10.2018 tarihinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre tebliğ edildiği, tebligatın usulsüz olması nedeniyle kararın kesinleşmediğinin kabulü gerektiği,

B. Şüphelinin 22.06.2019 tarihinde yeniden kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu işlemesi nedeniyle erteleme kararının kaldırılarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 10.10.2019 tarihli ve 2018/153034 Soruşturma, 2019/44085 Esas, 2019/29096 Karar sayılı iddianamesi ile İstanbul 4. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı,

C. İstanbul 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.06.2021 tarihli ve 2019/429 Esas, 2021/320 Karar sayılı kararı ile, sanığın atılı suçu, İstanbul Kapatılan 9. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/968 Esas sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararının denetim süresi içinde işlediği gerekçesiyle 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereğince kamu davasının düşmesine karar verildiği,

D. Dosya arasında bulunan İstanbul 9. Sulh Ceza Mahkemesinin 21.01.2014 tarihli ve 2013/968 Esas, 2014/80 Karar sayılı kararının incelenmesinde:

Şüphelinin 21.12.2009 tarihli eylemi nedeniyle …Cumhuriyet Başsavcılığının 12.05.2010 tarihli ve 2010/9030 Esas sayılı iddianamesi ile kamu davası açıldığı, İstanbul 9. Sulh Ceza Mahkemesinin 20.04.2011 tarihli ve 2010/2009 Esas, 2011/516 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı Kanun’un 5560 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine karar verildiği, yükümlülüklerine uymadığının bildirilmesi üzerine, İstanbul 9. Sulh Ceza Mahkemesinin 21.01.2014 tarihli ve 2013/968 Esas, 2014/80 Karar sayılı kararı ile, sanığın 5237 sayılı Kanun’un 5560 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, kararın 13.02.2014 tarihinde itiraz edilmeden kesinleştiği,

Anlaşılmıştır.

E. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun (7201 sayılı Kanun) 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasının, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en

son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, anılan Kanun’un 21 inci maddesinin birinci fıkrasına göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, 7201 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre bu adrese yapılması” şeklindeki şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği,

Somut olayda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26.09.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararın şüphelinin doğrudan MERNİS adresine 7201 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılan tebliğin usulsüz olduğu, erteleme kararının usulüne uygun şekilde kesinleşmediği, beş yıllık erteleme süresinin işlemeye başlamayacağı, dolayısıyla ihlal kabul edilen 22.06.2019 tarihli eylemin erteleme süresi içerisinde işlendiğinin kabul edilemeyeceği anlaşıldığından, Mahkemesince kovuşturma şartının gerçekleşmesini beklemek üzere 5237 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca “durma” kararı verilmesi gerekmektedir.

Kabule göre de,

28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 85 inci maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 7 nci maddede yer alan düzenleme;

1. Bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında hâlen denetimli serbestlik veya tedavi kararı uygulananlar bakımından 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesi hükümleri çerçevesinde bu tedbirlerin uygulanmasına devam olunur.

2. Bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi tedbiri uygulanmayan kişilerle ilgili olarak 191 inci madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.

3. Bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi kararı verilmiş olup da bu yükümlülükleri ihlal eden kişilerin yargılanmasına devam olunur, şeklinde olup, 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile 6545 sayılı Kanun’un 85 inci maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları, gerek uygulanma şartları, gerekse yaptırımlar ve doğuracağı hukuki sonuçlar bakımından birbirinden farklı niteliktedir.

5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesi düzenlemesine göre; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurmaktadır. Kanun koyucu, kişi hakkında kurulan hükmün hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde kişilerin işledikleri birtakım suçlardan dolayı adli yönden lekelenmemeleri için bir fırsat tanımak istemiştir. 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin onbirinci fıkrası; “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir” hükmünü taşımaktadır. Buna göre, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi veya mahkemece kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmemesi/getirememesi hâlinde hüküm açıklanacaktır. Denetim süresi içinde kasıtlı bir suçtan mahkûm olunması durumunda hüküm açıklanabilmesi için bu ikinci suçun denetim süresi içerisinde işlenmesi ve kasıtlı bir suç olması yeterlidir.

5320 sayılı Kanun’un geçici 7 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde ise; kanuni zorunluluk üzerine verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile aynı hukuki sonuçları doğuracağından, denetim süresi içerisinde işlenen suçun kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu ile aynı nev’iden olması gerekmekte olup, sanığın denetim süresi içerisinde aynı

nev’iden olmayan kasıtlı bir suç işlediğinden bahisle hükmün açıklanmasına karar verilemeyecektir. Aynı şekilde; 5320 sayılı Kanun’un geçici 7 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre kanuni zorunluluk üzerine hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan, “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.” hükmü gereğince zorunlu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının denetim süresi içerisinde işlenen suç nedeniyle, mahkemece düşme kararı verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını veren mahkemeye ihbarda bulunulması gerekecektir.

Tüm bu açıklamalar ışığında;

İstanbul 9. Sulh Ceza Mahkemesinin 21.01.2014 tarihli ve 2013/968 Esas, 2014/80 Karar sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, 6545 sayılı Kanun ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7 nci maddenin ikinci fıkrası gereğince kanuni zorunluluk üzerine verilmiş bir karar olmadığı, genel hükümlere göre 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesi kapsamında verilmiş olduğu, bu nedenle ikinci suç bakımından 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin beşinci fıkrasının uygulanmasının sözkonusu olamayacağı, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin beşinci fıkrasında erteleme süresi içerisinde işlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ayrı bir soruşturma veya kovuşturma yapılamayacağı şeklinde yer alan düzenlemenin somut olayda uygulanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle düşme kararı verilemeyeceği, yargılamaya devam edilerek davanın esası hakkında bir karar verildikten sonra mahkûmiyet kararı verilmesi halinde önceki hükmün açıklanması için ihbarda bulunulması gerektiği, ancak kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının usulüne uygun şekilde tebliğ edilip usulüne uygun şekilde kesinleştirilmediği hususunun da dikkate alınması gerektiği anlaşıldığından; kamu davasının düşmesine karar verilmesi, Kanun’a aykırı olup sanık lehine verilmiş olan ve davanın esasını çözen bu karardan dolayı yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere, hukuka aykırılığa işaret edilerek, kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir.

III. KARAR

1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,

2. İstanbul 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.06.2021 tarihli ve 2019/429 Esas, 2021/320 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,

5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendi uyarınca yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere, gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

10.04.2023 tarihinde karar verildi.