YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/9063
KARAR NO : 2023/2279
KARAR TARİHİ : 03.04.2023
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tatvan İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki kambiyo senedine dayalı ilamsız takipte icra dairesinin yetkisine itiraz, kambiyo vasfı şikayeti ile borca ve fer’ilerine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine, asıl alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararın davacı borçlu tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı borçlu tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı borçlu vekili dava dilekçesinde; icra takibine konu bonodaki imzanın davacıya ait olduğunu fakat davacının bahse konu bonoyu 2005 yılında almış olduğu daireye ilişkin dava dışı …Konut … Kooperatifi’nin hazırlamış olduğu Muvafakatname-Taahhütnameye mahsuben açığa imza atmak suretiyle imzaladığını, senedin verildiği kişi ile takip alacaklısı arasında muvazaalı bir ilişki bulunduğunu, bahse konu bononun zamanaşıma uğramış olduğunu, yetkili icra dairesinin borçlunun ikametgahının bulunduğu Beylikdüzü/İstanbul İcra Daireleri olduğunu belirterek yetkiye, borca ve fer’ilerine itiraz ederek takibin iptaline karar verilmesini ve davalı alacaklı taraf aleyhine asıl alacağın %20’si oranında tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı alacaklı vekili cevap dilekçesinde; haksız yere borca itiraz eden davacı borçlunun, yetki itirazının
ve borca itiraz davasının reddi ile asıl alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda, icra takibine konu 05.01.2018 keşide tarihli 650.000,00 TL bedelli bono üzerinde bulunan keşide yerinin Tatvan olduğu anlaşılmakla davacının yetki itirazının yerinde olmadığı, icra mahkemelerinin yargılama yetkilerinin, genel mahkemelere göre sınırlı olduğu, yetkisi sınırlı icra mahkemesi sadece itiraz konusu kambiyo senedi ile ilgili imza incelemesi yaptırıp sonucuna göre bir karar vermekle yükümlü olup bu sebeple bononun imzalanma amacının aksine kötü niyetli olarak ele geçirilip yıllar sonra doldurularak takibe konulduğu iddiasının genel mahkemede yargılamayı gerektirmekte olup dar yetkili icra mahkemesinde incelenemeyeceği, Türk Ticaret Kanunu kapsamında açık bono düzenlenmesinin mümkün olduğu, bononun, kayıtsız şartsız borç ikrarını ihtiva eden ve sebepten mücerret bir evrak olduğu, bononun anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasının yazılı delil ile ispat edilmesi gerektiği, bu bağlamda, davacının sunmuş olduğu belgelerden bu hususun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine, asıl alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı borçlu vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı borçlu vekilinin süresinde sunduğu süre tutum istinaf dilekçesinde; yerel mahkeme kararının eksik incelemeye dayalı olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı vekilince 10.01.2022 tarihinde ayrıntılı istinaf dilekçesi sunulmuş ise de, bu dilekçenin süresinde olmadığı, gerekçeli kararın 28.12.2021 tarihinde davacı taraf vekiline tebliği ile 10 günlük yasal sürenin son gününün 07.01.2022 tarihi olduğu anlaşılmıştır.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı yanca borca itiraz kapsamında belirtilen iddia ve delillerin ancak genel mahkemelerde değerlendirilecek hususlar olduğu, İlk Derece Mahkemesince İİK’nın 169/A maddesi uyarınca resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge sunulmaması nedeniyle itirazın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, kararda kamu düzenine aykırı bir yön de bulunmadığı gerekçesiyle davacı borçlunun istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
İlk derece mahkemesinin tensip kararında teminat karşılığı takibin geçici olarak durdurulması yönünde hüküm kurulmuş ise de takip dosyasına teminat yatırılmadığından takibin esasen durmamış olduğu, mahkemece davacı taraf aleyhine takip durdurulmuş olduğundan bahisle kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu, alacaklı görünen kişi ile aralarında herhangi bir alışveriş olmadığı, davalı alacaklı tarafa karşı borcu olmadığı ileri sürülmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kambiyo senedine dayalı ilamsız takipte icra dairesinin yetkisine itiraz, kambiyo senedi vasfı şikayeti ile borca ve tüm fer’ilerine itiraz istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, …
2. 2004 sayılı İİK md.169/A,
3. 6102 sayılı TTK md.776, md.777/4, md.778, md. 680,
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.İstinaf başvuru aşamasında ileri sürülmeyen hususların temyiz incelemesinde değerlendirilemeyeceğinin tabi bulunmasına, temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı borçlu vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz incelemesinin murafaalı yapılmasına işin ivediliği ve niteliği nedeniyle 5311 Sayılı Kanunla değişik İİK’nın 366. maddesi hükmü uygun bulunmadığından bu yöndeki isteğin reddine oy birliği ile karar verildikten sonra işin esası incelendi:
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA,
Alınması gereken 179,90 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.04.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(M)
Dr. …’in Karşı Oy Yazısı :
İstinaf aşamasında ileri sürülmeyen hususların temyiz incelemesinde değerlendirilemeyeceği konusundaki Dairemizin çoğunluk görüşüne katılamamaktayım. Şöyle ki; Hukuk Muhakemeleri Kanununda dar (sınırlı) istinaf yolu düzenlenmiştir. Bu sistemde istinaftaki yargılamanın konusunu İlk Derece Mahkemesindeki talep sonucu değil, İlk Derece Mahkemesine karşı ileri sürülen talepler oluşturmaktadır. Dar istinaf sisteminde asıl yarglama mahkemesi İlk Derece Mahkemesidir.
İstinaf mahkemesi İlk Derece Mahkemesi olduğu halde, bu mahkemenin yargılama faaliyeti gerek dava malzemelerinin toplanması gerek tahkikat gerekse muhakeme (sözlü yargılama) bakımından İlk Derece Mahkemesine oranla önemli ölçüde sınırlandırılmış bir yargılama faaliyetidir. İstinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. (HMK m.355) Aynı hükmün ikinci cümlesine göre “Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re’sen gözetir” hükmünü düzenlemiştir. Öte yandan HMK’nın 369. maddesinin 3. bendi “Yargıtay, tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleri ile bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir. İstinaf aşamasında ileri sürülmeyen bir hususun temyiz dilekçesinde ileri sürülse dahi incelenemeyeceği; zira aksi bu durumun usuli kazanılmış hak ilkesine aykırılık teşkil edeceği görüşüne katılamıyorum.
Temyizde ileri sürülen sebeplerle bağlı olmaksızın inceleme yapılabilmesi kuralının anlam ve kapsamı usuli kazanılmış hak veya istinaf sebepleriyle bağlı inceleme kuralı ile sınırlandırılamaz.
Usuli kazanılmış hak, temyizde bozma kararı verilmesi ve bozma kararına uyulması sonucunda bozma kapsamı dışında kalan hususların kesinleşmesi ve bozmaya uyma kararı veren mahkemenin bozma doğrultusunda inceleme yapma yükümlülüğünü açıklamak için kabul edilen bir kavramdır. Sadece belirli bir çerçevede içtihadı birleştirme kararı ile kabul edilen usuli kazanılmış hak ile her çıkmazı aşmaya çalışmak şeklindeki uygulamadan vazgeçilmelidir. Usuli kazanılmış hakkın kapsamının genişlemesinin sakıncaları ortaya çıkınca Yargıtay kamu düzeni ilkesini göz önüne alarak yeni bir içtihadı birleştirme kararı olması, görev, yeni bir kanun kabul edilmesi ve sonraki yıllarda yeni bir Anayasa Mahkemesi kararı verilmesi, maddi hatanın bulunması, hak düşürücü sürenin geçmiş olması, davadan re’sen gözönünde tutulması gereken hususlara aykırılıklar ve genel kamu düzenine aykırılık hallerinde usuli müktehep haktan söz edilemeyeceği kabul edilmiştir. ( Pekcanıtez/ Hakan; Özeken/ Muhammet; Aluken/ Mine; Korkmaztaş/ Hülya; Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2017, C.3, S.2192 )
Kapsam ve istisnaları oldukça belirsiz hale gelen usuli kazanılmış hakkın, temyiz denetiminin kapsamını temyiz sebepleri açısından sınırlama noktasında herhangi bir anlam ve işlevi söz konusu değildir. ( Ocak, Uğur; Medeni Usul Hukukunda Temyiz İncelemesinin Kapsam ve Sınırları, Ankara 2022, S251-256 )
Kanunda istinaf sebepleri belirtilmemiş ise de, HMK’nın 371. maddesinde temyiz sebebleri açıklanmıştır. Temyizde hukuki denetim bakımın dan ileri sürülebilecek ve incelenebilecek tüm hususlar istinaf aşamasında da değerlendirilecektir.
İstinaf sebebleri, istinaf incelemesinin niteliği gereği temyize esas olan sebeblerle sınırlı değildir. Temyiz incelemesinin kapsamı dışında kalan özellikle vakıaların tespit ve değerlendirilmesindeki yanlışlık ve eksiklikler de istinaf sebebi olabilir. Başka bir anlatım ile, istinaf sebebi olarak temelde maddi vakıaların tespit edilmediği hususu ile usul hukukunun ve maddi hukukun doğru uygulanmadığı ileri sürülebilecek ve incelenecektir.
HMK’nın 342/2 maddesinde, istinaf yoluna başvuran kişinin istinafa başvuru sebeplerini gerekçeleri ile birlikte açıkça belirtmesini aramıştır. Ayrıca HMK’nın 355. maddesinde kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağını düzenlenmiştir.
Kanun koyucu istinaf sebepleri ile bağlılık bakımından maddi vakıalar veya hukuka aykırılık açısından bir ayrım yapmamıştır. Ancak burada işin niteliği gereğince İlk Derecedeki hatanın kaynağı önemlidir. Maddi vakıalar bakımından istinaf sebebleri ile bağlılık her halükarda geçerlidir. Hukuka aykırılık bakımından ise ayrım yapılmalıdır. Şayet İlk Derece Mahkemesinde maddi hukukun yanlış uygulanması söz konusu ise hakimin hukuku kendiliğinden uygulaması kuralı gereğince, bu konu bir istinaf sebebi yapılmasa veya istinaf sebebi yapılmakla birlikte yanlış gösterilse de, istinaf incelenmesinde Bölge Adliye Mahkemesi kendiliğinden değerlendirme yapacaktır ve istinaf sebebleri ile bağlılık burada geçerli olmayacaktır.
Usul hukukuna yani yargılama kurallarına aykırılık bakımından ise bunun mutlak veya nispi istinaf sebebi olmasına göre değerlendirme yapılmalıdır.
Nispi istinaf sebebine dayanan taraf bu sebebi belirtmek ve bu sebebin karara ne şekilde etki ettiğini açıklamak durumundadır. Aksi halde Bölge Adliye Mahkemesi bu bağlantıyı kendisi kuramaz, bu sebepleri kendiliğinden araştıramaz. Ancak yargılama kurallarına aykırılık mutlak istinaf sebebi şeklinde ise bunlar kural olarak kamu düzeninde sayıldığından bu şekildeki istinaf sebebleri belirtilmese dahi Bölge Adliye Mahkemesince dikkate alınır. ( Pekcanıtez, Hakan Usul c3 s.2216-15 )
Somut olarak HMK madde 355 de yazılı “İstinaf aşamasında kamu düzenine aykırılıklar haricinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı bir inceleme yapılacağı kuralını, istinaf aşamasının vakıa denetimi ile sınırlı bir kural olarak uygulamak ve istinaf hukuki denetim bakımından temyiz aşaması ile eş değer kabul etmek gerekmektedir.(Bulut, Uğur s. 255)
Maddi hukuk kurallarına aykırılık ve usul hukukuna ilişkin mutlak istinaf sebeplerinin ileri sürülen sebeplerle bağlı olmaksızın re’sen incelenmesi görüşü öğretide baskın bir görüştür. (Pekcanıtez, Hakan; Usul C3 s.2215; Akkaya, Tolga; Medeni Usul Hukukunda İstinaf, Ankara, 2009, S. 264; Atalı/ Murat, Ermenek/ İbrahim Erdoğan/ Ersin; Medeni Usul Hukuku Ankara 2022, s.630; Tanrıver, Süha; Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2022, C 2 S.104)
Herhangi bir maddi hukuk kuralı kamu düzenine ilişkin olup olmadığına tarafların ileri sürüp sürmediğine bakılmaksızın mahkeme tarafından re’sen uygulanmaktır.
Hukuk kuralının kamu düzenine ilişkin olup olmadığı özellikle o hukuk kuralının koşul vakıalarına karşılık gelen somut vakıaların, re’sen incelenmesi bakımından önemlidir. Maddi hukuk kuralı kamu düzenine ilişkin ise, mahkeme o hukuk kuralının koşul vakıalarına altlamayı düşündüğü somut vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğine ve o vakıaya ilişkin delilleri re’sen incelemelidir. Hukuk kuralı kamu düzenine ilişkin değil ise de koşul vakıların gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ortaya koymalı ve ispat etmelidir.
İstinaf mahkemesi de bu ayrımdan hareketle vakıaları ya kendiliğinden tespit edecek ya da tarafların istinaf sebepleri arasında göstermelerini, başka bir değişle iddia ve ispat etmelerini bekleyecektir. Bu bağlam da Yargıtay’ın ileri sürülen temyiz sebepleri ile bağlı olmaksızın re’sen inceleme yapması ile istinaf mahkemelerinin kamu düzenine ilişkin hususları resen incelemesi arasındaki fark da ortaya çıkmaktadır. Zira ilki sadece hukuki denetimle sınırlı olmasına rağmen ikincisi maddi vakıalarla ilgilidir. (Akkaya, Tolga istinaf s.268)
Kamu düzenine aykırılık İcra ve İflas Hukukunda, takibin tarafları veya üçüncü kişiler lehine kamu yararı amacı ile konulmuş emredici hükümlerin açıkça ve ağır biçimde ihlalidir şeklinde tanımlanabilir. Her olayda kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ayrıca araştırılarak karar verilmelidir. ( Pekcanıtez, Hakan; Borç ve İflas Hukukunda Şikayet, İstanbul 2017 s.148) Süresiz şikayete konu işlemler kamu düzenine aykırı sakatlığı olan işlemlerdir.
Hakimin hukuku re’sen uygulama görevi temyiz aşamasında olduğu kadar istinaf ve ilk derece aşamasında da aynen geçerlidir ve bu gerekçeye dayanan uygulama her derecede aynı kapsamda olmalıdır. Ancak istinaf aşamasına ilişkin vakıa denetimi, hakimin hukuku uygulama görevinden ziyade tarafların vakıa ve delillere ilişkin usuli yükleriyle ilgilidir ve bu konudaki denetimde taraflarca ileri sürüldüğü ölçüde yapılabilir. Ayrıca istinaf ve temyiz denetiminin sınırları bu şekilde yorumlanarak her iki derece arasındaki uyumda sağlanabilecektir.
Aksi halde üst derece olarak temyizde re’sen incelenebilecek olan bir hukuka aykırılık alt derece olarak istinaf aşamasında sadece ileri sürülmesi halinde incelenebilecek bir husus olacak ve üst derece kanun yoluna denetim kapsamı alt derece kanun yolunda daha geniş olabilecektir. Böyle bir sonuç ise kanun yolu denetimine ilişkin derecelendirmenin anlam ve amacına aykırıdır.
Sonuç olarak istinaf aşamasında açıkça ileri sürülmemiş olsa dahi o aşamada kendiliğinden incelenmesi gereken hukuka aykırılık denetimi kapsamında kalan hususlarda temyizde inceleme konusu yapılabilir. (Bulut, Uğur Medeni Usul Hukukunda Temyiz incelemesinin kapsam ve sınırları, Ankara 2022)
Somut olayda şikayetçi borçlu icra mahkemesine verdiği dilekçede, aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte borca faize yetkiye itiraz ettiği icra mahkemesi itirazın reddine İİK 169/a-6 maddesi uyarınca asıl alacak miktarının %20’si oranında 130.000 TL icra inkar tazminatının davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine karar verdiği, borçlu vekilinin istinaf isteminin Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar verildiği, bu kararın temyiz konusu yapıldığı görülmektedir. Borçlu vekili temyiz dilekçesinde diğer temyiz nedenlerinin yanında aleyhine inkar tazminatı verilebilmesinin ön koşulunun takibin durdurulmuş olması olduğunu, 9.8.2021 tarihli tensip tutanağının 13. maddesinde “Davacı vekilinin icranın durdurulması talebinin Tatvan İcra Müdürlüğünün 2021/859 Esas numarasında bulunan 777.066 TL borcun %15 teminat karşılığında 116.559 TL teminatın mahkemenin veznesine yatırılması halinde kabulü ile nihai karar verilmeye kadar icra takibin muvakkaten durdurulmasına, bu hususta Tatvan İcra Dairesine müzekkere yazılmasına” karar verildiğini, kararda yazılı olan “borcun %15’i kadar kısmını teminat olarak yatırmadıkları için mahkemece durdurma kararı verilmediğini, icra müdürlüğünce de bir durma işlemi yapılmadığını ileri sürmüştür. Dosyanın incelenmesinde söz konusu teminat yatırılmadığından icra mahkemesince takibin durdurulmadığı bu nedenle İİK’nın 169/a-6 fıkrası uyarınca borçlu aleyhine tazminata hükmedilmesi isabetsiz olup yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında temyiz isteminin bu nedenle kabulü gerekirken bu hususun istinaf sebebi yapılmadığından temyiz incelemesinde değerlendirilemeyeceği gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması yönündeki çoğunluk görüşüne katılamıyorum. 03.04.2023