YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/6366
KARAR NO : 2023/1076
KARAR TARİHİ : 15.03.2023
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi
SUÇ : Kasten öldürme
HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi kararı
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 12.11.2019 tarihli ve 2018/469 Esas, 2019/356 Karar sayılı kararıyla, sanık hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 27 nci maddesinin ikinci fıkrası, 54 üncü maddesinin birinci fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, müsadereye ve mahsuba karar verilmiştir.
2. … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 29.01.2020 tarihli ve 2020/136 Esas, 2020/160 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılanlar …, Sebahattin ve … vekili ile sanık müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılanlar Vekilinin Temyiz Sebepleri;
Meşru savunma ve sınırın aşılması koşulları oluşmadığından sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri;
Sanık hakkında meşru savunma nedeniyle beraat kararı verilmesi ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Sanık …’in kızı …’in, maktul …’e ait iş yerinde çalıştığı dönemde bir süre sevgili oldukları ancak aralarında yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle ayrıldıkları, bunu kabullenemeyen maktulün, … ile görüşme konusunda ısrarcı olduğu, maktulün … ve babası sanık …’i sürekli olarak rahatsız etmesi nedeniyle aralarında adliyeye de yansıyan birtakım olayların yaşandığı ve maktul hakkında olay tarihinde de geçerli olan uzaklaştırma kararının bulunduğu, olay günü … sabahı maktulün, sanık ve ailesinin yaşadığı eve …’i zorla kaçırmak için geldiği, …’in maktulü görmesi üzerine panikle bağırıp evin içine kaçıp kendisini odaya kilitlediği, …’e ulaşamayan maktulün bu kez de sesleri duyup gelen kardeşi …’nin kolundan tutup dışarı sürüklemeye başladığı, bunu gören sanığın eve girip suçta kullandığı av tüfeğini alıp dışarı çıktığı, aksi ispatlanamayan savunmaya göre maktulün sanığa hitaben; “Bir kızını alamazsam diğer kızını alırım!”, “Sen …’i on kocaya da versen on yıl hapis yatar yine …’i alırım!” diyerek bağırması ve …’yi kolundan tutarak zorla götürmeye çalışması üzerine sanık …’in kızını bırakması hususunda maktulü uyarmasına rağmen kızını bırakmadığı, …’nin bir an kendisini kenara doğru savurduğu sırada sanığın elindeki tüfekle maktule bir el ateş ederek karnına isabet eden toplu saçma girişi nedeniyle ölümüne neden olduğu anlaşılmıştır.
2. Sanığın aşamalardaki ikrar içeren savunmaları, tanık anlatımları, adlî muayene raporları, olay yeri inceleme ve uzmanlık raporları, önceki husumete ilişkin soruşturma evrakları ile uzaklaştırma kararlarının örnekleri, tutanaklar, nüfus ve adlî sicil kayıtları dava dosyasında mevcuttur.
3. Maktulün kesin ölüm sebebine ilişkin olarak … Morg İhtisas Dairesince tanzim olunan, 25.10.2018 tarihli otopsi raporuna göre; “Kişinin ölümünün av tüfeği saçma taneleri yaralanmasına bağlı kot kırıkları ile birlikte iç organ (bağırsak, pankreas, dalak, böbrek) ve büyük damar (abdominal aort) yaralanması, iç ve dış kanama sonucu meydana geldiğinin tespit edildiği,” anlaşılmıştır.
4. Tanık … hakkında düzenlenen adlî muayane raporuna göre; sağ ön kol distalde 0,5 cm sıyrık ve tırnak izleri bulunduğu, yaralanmasının basit tıbbî müdahale ile giderilebileceğinin tespit edildiği anlaşılmıştır.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Meşru savunma, 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında;
“Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının “Korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması” yeterli görülmüştür.
Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere;
5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, “Sınırın aşılması” söz konusu olabilmektedir.
Sınırın aşılması 5237 sayılı Kanun’un 27 nci maddesinde;
“(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez” şeklinde düzenlenmiştir.
Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı Kanun’un 223 ncü maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, “sınırın aşılması” bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp 5237 sayılı Kanun’un 27 nci maddesinin birinci fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, ikinci fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde “Beraat” kararı değil, anılan maddenin birinci fıkrasına göre indirimli ceza veya ikinci fıkrasına göre “Ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilecektir.
5237 sayılı Kanun’un 27 nci maddesinin birinci fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
5237 sayılı Kanun’un 27 nci maddesinin ikinci fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3- Savunmaya ilişkin şartlardan “ölçülülük ya da orantılılık” şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, “Heyecan, korku veya telaşa” kapılarak meşru savunmada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
İnsanın dış dünyaya yansıyan davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu
psikolojik durumlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir (Devrim …, Yeni Türk Ceza Kanunu’nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, s.225.).
Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu durumunu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif durumuna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası kabul edilmiştir (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, Adalet Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, S.1, s.14.).
Bu düşünceden hareketle 5237 sayılı Kanun’un 29 uncu maddesinde de haksız tahrik;
“Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sadır olmalıdır.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun’da, 765 sayılı Kanun’da yer alan “ağır – hafif tahrik” ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.
Bu açıklamalar kapsamında somut olay irdelendiğinde;
Ayrıntıları Olay ve Olgular kısmında anlatıldığı şekilde gerçekleştiği anlaşılan olayda, maktulün zamana yayılan şekilde sanık ve ailesine yönelen haksız eylemlerinin bulunduğu, aralarında yaşanan bir kısım olayların adliyeye de yansıyarak soruşturma konusu yapıldığı, maktul hakkında sanık ve kızı …’e karşı eylemleri nedeniyle uzaklaştırma kararı verildiği, maktulün bu kararı tebliğ alıp haberdar olmasına rağmen olay günü sanığın kızı …’i kaçırmak için sanık ve ailesinin yaşadığı eve geldiği, …’in maktulü görmesi üzerine panikle bağırıp evin içine kaçıp kendisini odaya kilitlediği, …’e ulaşamayan maktulün bu kez de sesleri duyup gelen kardeşi …’nin kolundan tutup evden uzaklaştırmaya başladığı sırada bunu gören sanığın eve girip suçta kullandığı av tüfeğini alıp dışarı çıktığı ve olayın devamında maktule 1 el ateş etmek suretiyle öldürdüğünün sabit olduğu olayda; ölü muayene tutanağında maktulün montunun ceplerinden ele geçirilen tornavida, koli bandı ve ip yumağının tanık …’in kaçırılması sırasında kullanılması amacıyla maktul tarafından getirildiğinin kabul edildiği, olay anında maktulün üzerinde ateşli silah ya da kesici delici başka bir aletin bulunmadığı, sanık ve kızları tarafından da doğrulandığı üzere olayın başından sonuna kadar maktulün, sanık ile kızlarına karşı silahtan sayılan bir cisim kullanmadığı, maktulün, olay anında 28 yaşında olduğu anlaşılan tanık …’yi beden kuvveti ile kolundan tutmak suretiyle götürmeye çalıştığı, tarafsız tanık ve kamera kaydı gibi başkaca bir delilin bulunmadığı olayda sanık ve kızlarının anlatımlarına göre sanığın bu durumu görmesi üzerine maktule bedensel olarak herhangi bir müdahalede bulunmadan doğrudan evin içine girmek suretiyle suçta kullandığı av tüfeğini alarak dışarı çıktığı, sanık ve 18 yaşından büyük olduğu anlaşılan kızlarının 3 kişi oldukları halde olay yerine tek başına gelen ve silahsız olduğu anlaşılan maktule beden yoluyla karşı koymaya çalışmak ya da tüfeğin dipçik kısmı ile vurularak etkisiz hale getirilmeye çalışılmasının denenmesi yerine bu yöntemlere başvurulmadan doğrudan ateşli silahla hayatî bölgeye ateş edilmesinin tercih edildiği, yine maktulün aracının olay yeri yakınlarında bulunmaması nedeniyle tanık …’nin maktul tarafından hemen araca bindirilerek olay yerinden kaçırılması tehlikesinin de bulunmadığı, maktulden kaynaklanan haksız saldırının o an ki hal ve şartlara göre başka türlü defedilmesi mümkün olduğu halde saldırı ile orantılı olmayan şekilde hareket edildiği, bu nedenle somut olayda 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrası ve 27 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen meşru savunma ve meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığı, olay öncesinde zamana yayılan ve olay günü de maktulden kaynaklanan haksız söz ve eylemlerin ulaştığı boyut da dikkate alınarak haksız tahrik nedeniyle 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası öngören 5237 sayılı Kanun’un 29 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca haksız tahrik indiriminin azami olarak uygulanarak asgarî cezaya hükmedilmesi suretiyle sanığın üzerine atılı kasten öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamı ile uyumlu olmayan gerekçe ile yazılı şekilde meşru savunmada sınırın aşılması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine, ancak; gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılan vekilinin meşru savunma ve sınırın aşılması koşullarının oluşmadığına dair temyiz istemi yerinde görüldüğünden … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 29.01.2020 tarihli ve 2020/136 Esas, 2020/160 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
15.03.2023 tarihinde karar verildi.
(Karşı Oy)
K A R Ş I O Y
İnceleme konusu yapılan davada, hukuki uyuşmazlık konusu olan husus sanığın, maktule yönelik eyleminin TCK’nin 27/2. maddesi uyarınca mı; yoksa TCK’nin 81. ve 29. maddeleri uyarınca mı vasıf kazanacağı noktasında toplanmaktadır.
Mevcut davada sanık …, … isimli şahsı av tüfeği ile tek atış yapmak suretiyle öldürmüştür. 26.08.2018 tarihli olay yeri tespit tutanağına göre maktulün baş kısmı sanığın evinin kapısı yönünde olacak şekilde, yerde yatmaktadır.
… sanığın kızıdır. Bir dönem maktulün pide fırınında işçi olarak çalışmıştır. Her ikisi de o zaman evli olan bu kişiler arasında gönül ilişkisi başlamış ve bir dönem devam etmiştir. Ardından … maktulden ayrılmak istemiş, maktul bunu kabullenmemiştir. Bu aşamadan sonra taraflar arasında adliyeye yansıyan olaylar yaşanmaya başlamış ve sanık ve kızı …’in talebiyle maktul hakkında 6284 sayılı yasa anlamında koruma tedbirine başvurulmuştur. Hatta bu ayrılık döneminde maktul, …’in ve sanığın yaşadığı evin bahçesine gelip kendi kendini yakma girişiminde bulunmuştur. Bu eve bir kaç defa gelip, …’i kaçıracağını söylemiş duvara yazılar yazmıştır.
… bu durum karşısında İstanbul’daki kardeşi …’nin yanına gitmiştir. Ancak olay öncesinde ikisi de kurban bayramı için köydeki baba evine yani sanığın evine dönmüştür.
Olaydan 19 gün önce kendi karısını boşayan ve …’i bir saplantı haline getiren maktul, …’in köye döndüğünü duyunca, … sabahı kurban hazırlığı yapmakta olan Yüksel ailesinin evine gelmiştir. Ev civarında maktulü gören …, evin içine kaçmıştır ancak bağırmasını duyan babası sanık …’in sözüne uyarak, kendini odaya kilitlemeye koşmuştur. Bunu başarmıştır. Bu esnada kardeşi olan … içeri gelince, maktul; “Seni alamaz isem kardeşini alırım!” diyerek …’yi kolundan tutarak evin dışına sürüklemiştir. Bu sırada sanık evden tüfeği alıp gelmiş ve maktule oradan gitmesini, kızı bırakmasını defaten söylemiştir. Maktul; “Ablasını alamazsam kardeşini alırım, 10 yıl hapis yatsam da döner …’i yine alırım!” diye yanıt vermiştir. Sürüklenmekte olan …’nin maktulden bir an uzaklaştığını farkeden sanık av tüfeğini bir kez ateşleyerek maktulün ölümüne sebebiyet vermiştir.
Bu deliller ve oluş çerçevesinde şu hususlar öne çıkmaktadır.
– Maktul, …’den güçlüdür ve onu sürüklemeye, evden uzaklaştırmaya başlamıştır. Sanığın tüm ikazlarına rağmen eylemine devam etmiştir.
– Sanığın üzerinde olay sonrası bir tornavida, bir koli bantı ve kendir nitelikli ip ele geçmiştir.
– Maktul, …’i değil, kendisi ile hiç ilgisi olmayan aralarında bir sorun bulunmayan …’yi kaçırmaya başlamıştır.
– Maktul, kendisinden ayrılan …’e defaten şiddet uygulamış, tehdit etmiş, dahası baba olan sanığı da tehdit etmiştir. Hatta kendi kendini bile yakmaya çalışmıştır.
– Sanık, maktulün davranış tarzını bilmekte olup …’i geçici süre İstanbul’a göndermiştir.
– Maktul, bir … sabahı, …’i kaçırmak üzere sanığın evine gelmiştir. Evde yaşanan panik havası ve …’in kendini kilitmesiyle onu kaçıramamış ve fakat kardeşi …’yi kaçırmaya başlamış onu, evin içinden kapı dışına kadar 10 metre sürüklemiştir.
– Maktulün eylemi tamamlaması için ihtiyacı olan aracının, olay yerinden ne kadar uzakta olduğunu, mesela çaprazdaki evin hemen yanında olup olmadığı belli değildir. Sanığın bu konuda bir bilgisi yoktur.
– Bu koşullarda maktul ve … arasındaki ilişki ve sonrasına ait süreçte hiçbir dahli olmayan sanık baba …, kızı …’yi kurtarma güdüsü ile hareket etmiştir.
– Olay anında, yaş ve fizik gücü olarak maktule göre yetersiz olan Halil, kaçırılmakta olan … ve belki anne dışında kimse yoktur.
Öncelikle burada, gerçekleşmekte olan bir haksız eylem vardır. Maktul, olaylarla hiç ilgisi olmayan …’yi sanığın diğer kızının yerine olmak üzere kaçırmaktadır. Maktul de dışarıdan görünen bir silah olmadığı doğrudur. Ancak sanık ceket içi veya araçta silah olup olmadığını bilmemektedir. Sanık ve maktulün yaşı ve fiziksel özellikleri, olay yeri, maktulün …’yi sürükleyerek evden 10 metre uzaklaştırabilmiş olması ve bu durumu, maktule fiziksel güç kullanarak önleyecek kimsenin orada olmaması dikkate alındığında sanığın eylemi hal ve koşullara göre karşı haksız saldırı ile orantılıdır.
Gerek …’in … bağırışları, gerek …’nin evden uzaklaştırılması, tüm ısrarlara rağmen maktulün …’yi bırakmaması, maktulün daha öncede yaptığı ve saplantısını gösterir davranış şekilleri dikkate alındığında, hiç ilgisi olmayan …’yi kaçırıp ona zarar verebileceği yolundaki düşünce ile meşru müdafaa sınırı telaş ve heyecan nedeniyle aşılmıştır.
Bu gerekçelerle sanık hakkında TCK’nin 27/2. maddesi uyarınca verilen karanın onanması yerine, sanık hakkında TCK’nin 81 ve 29. maddeleri uyarınca vasıflandırma nedeniyle kararın bozulması yolunda görüş açıklayan sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.