Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2022/5230 E. 2023/1069 K. 22.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/5230
KARAR NO : 2023/1069
KARAR TARİHİ : 22.02.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleştirilen davaların kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı birleştirilen davada davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı; kayden maliki olduğu 809 ada, 4 parsel sayılı taşınmazın ihtara rağmen davalı tarafından haksız olarak kullanıldığını ileri sürerek, el atmanın önlenmesi ve ecrimisile karar verilmesini istemiştir.

Birleştirilen davada davacı vekili; dava konusu 809 ada, 4 parsel sayılı taşınmazdaki gayrimenkulü, 17.08.2010 tarihinde eski malik … Belediye Başkanlığından satın aldığını, davalı tarafın bu gayrimenkulde haksız ve fuzuli işgalci olarak bulunduğunu, davalının gayrimenkulü işgalinin hukuki işleme dayalı olmadığını belirterek 40.000,00 TL ecrimisilin, tapu alım tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte müvekkiline ödenmesine ve haksız işgalden men edilerek gayrimenkulden tahliyesine karar verilmesini dava etmiştir.

II. CEVAP
Asıl davada davalı, çekişmeye konu taşınmazı … isimli şahıstan kiraladığını ve kira bedellerini bu kişiye ödediğini, …’ün taşınmazla ilgili davalarının bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Birleştirilen davada davalı, taşınmazı tapu tahsis belgesine dayalı olarak kullandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, mahkemece; asıl davada davalının çekişme konusu taşınmazı önceki malikinden kiralamış olduğu gerekçesi ile davanın reddine; birleştirilen davada ise davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı vekili, birleştirilen davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesince asıl davada karar: “…Dava konusu 809 ada, 4 parsel sayılı taşınmazı davacının 17.08.2010 tarihinde dava dışı … Belediyesinden satın alma suretiyle edindiği, ecrimisil ödemesi ve işgalini sonlandırması konusunda noter kanalı ile davalıya keşide ettiği 06.05.2011 tarihli ihtarnamenin 11.05.2011 tarihinde tebliğ edildiği sabittir. Eksiğin tamamlanması yoluyla getirtilen kayıtlardan; dava konusu yerle ilgili tapu tahsis belgesi iptal edilen dava dışı (birleştirilen dava davalısı) …’ün, çekişmeye konu taşınmazın ihaleye fesat karıştırılmak suretiyle davacıya ihale edildiği iddiası ile … Belediyesi aleyhine idari yargıda satışın iptali davası açtığı ve davanın halen derdest olduğu, öte yandan davacının, …’e karşı da aynı taşınmazla ilgili açtığı elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasının aynı Mahkeme’nin 2013/294 Esas, 2014/266 sayılı Kararı ile kabul edilerek, …’ün çekişmeye konu 809 ada 4 No.lu parsele elatmasının önlenmesine ve 17.08.2010 – 08.07.2013 dönemi için toplam 160.281,17 TL ecrimisilin tahsiline karar verildiği, anılan kararın temyiz aşamasında olduğu anlaşılmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki; çap iptale kadar geçerli olup, Türk Medeni Kanunun 683 üncü maddesinde düzenlendiği üzere, bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir. Somut olaya gelince, davacının kayıt maliki olduğu, davalı ile taşınmazı kiraladığını beyan ettiği dava dışı …’ün ise mülkiyetten ve sözleşmeden kaynaklanan bir haklarının bulunmadığı açıktır. Hâl böyle olunca; kayda üstünlük tanınarak elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/294 Esas, 2014/266 sayılı Kararı ile aynı taşınmaz için aynı döneme ilişkin olarak dava dışı …’ün ecrimisilden sorumlu tutulduğu da gözetilerek, mükerrer tahsilata yolaçmayacak şekilde ecrimisil talebi değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir…” gerekçesiyle bozulmuştur.

Yargıtay 1. Hukuk Dairsince birleştirilen davadaki karar: “…Mahkemece, müdahale olgusunun keşfen sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava konusu 809 ada, 4 parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazın davacıya ait olduğu kayden sabittir. Hemen belirtmek gerekir ki, hükümle birlikte temyize konu edilen hakimin reddi hususundaki davalının itirazları, 6100 sayılı HMK’nun 36 ncı maddesinde tanımı yapılan sebeplerden olmadığından talebin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Somut olaya gelince; dava konusu taşınmaz üzerindeki binaların davalı tarafından yapıldığı tartışmasızdır. Ancak davalının haklı ve geçerli bir hukuki sebebi olmaksızın kayden davacıya ait taşınmazı kullandığı belirlenmek suretiyle el atmanın önlenmesine karar verilmesinde kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Ne var ki, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı da bulunmamaktadır. Şöyle ki, mahallinde yapılan uygulama sonrası alınan 31.01.2014 tarihli bilirkişi raporu ve ekli krokide, B harfli kısımda iki katlı bina, C harfli kısımda bir katlı konut, D harfli kısımda müştemilat ve bahçe olmak üzere 325,00 m2’lik taşınmazın toplam 263,00 m2’lik bölümünün davalı tarafından kullanıldığının gözlemlendiği belirtilmiş ve bu alanın ecrimisil hesabı yapılmış ancak bu hesaplamanın binalar bakımından mı yoksa arz bakımından mı yapıldığı açıklanmamıştır. Hal böyle olunca, öncelikle mahallinde yeniden konusunda uzman bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılarak, davalının kullanımında olan kısımlar bakımından arz üzerinden ecrimisil hesabı yapılması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk derece mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda: “…asıl ve birleştirilen dosya dava tarihi itibari ile dava konusu 809 ada, 4 parsel sayılı taşınmazın davacı … adına kayıtlı olduğu, dava konusu taşınmazın Harita Mühendisi bilirkişi raporundaki krokide B harfi ile sarı renkte gösterilen 26,45 m² lik kısmının asıl dosya davalısı Zekeriye Paşalioğlu tarafından büfe işletilmek suretiyle kullanıldığı, 26,45 m2’lik kısmın 17/08/2010-08/07/2013 tarihler arasında getirebileceği ecrimisil bedelinin toplam 40.070,29 TL olduğu, Harita Mühendisi raporundaki krokide A harfi ile ve kırmızı renkte gösterilen 263 m²’lik kısmın ise birleştirilen dosya davalısı Duran Gür tarafından kullanıldığı, 17/08/2010- 08/07/2013 tarihler arası 263 m2 arz üzerindeki ecrimisilin 128.650 TL olarak hesaplandığı, her ne kadar davacı adına kayıtlı tapu kaydı … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/137 Esas, 2019/327 sayılı Kararı ile iptal edilmiş ise de ecrimisil talep edilen dönemlerde tapunun davacı adına kayıtlı olduğu, Yargıtay bozma ilamında da belirtildiği üzere çap iptal edilmedikçe geçerli olduğu…” gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davaların kabulüne karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde birleştirilen dava davalısı Durali vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Birleştirilen dava davalısı Durali vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının malikliğinin sona erdiğini, tescilin yolsuz hale geldiğini, davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
Hemen belirtilmelidir ki; tapu sicillerinin tutulması birtakım prensiplere bağlı olup; bunlardan ilki tescil, ikincisi sicilin güvenilirliği (aleniliği), diğeri Hazinenin kusursuz sorumluluğu, sonuncusu ise; geçerli bir hukuki sebebin bulunması, bir başka ifadeyle, illetten mücerret olmamasıdır.Oluşan bir sicil kaydının korunabilmesi bakımından, illetini teşkil eden geçerli bir sebebin olması zorunludur.

Somut olayda, davacı adına oluşan sicil kaydının hukuki mesnedi, ihale olup; bu da iptal edilmiştir.

O hâlde, ihalenin iptali ile sicilin hukuki dayanaktan yoksun kalacağı ve TMK’nın 1025 inci maddesi hükmü uyarınca yolsuz tescil durumuna düşeceği sabittir.

Hemen belirtmek gerekir ki; Türk hukuk sisteminde tapu kayıtlarının oluşumunda “illilik”, diğer bir anlatımla “sebebe bağlılık” prensibi esas alınmıştır.

Ayni haklar tescil ile doğmakla beraber (TMK. m.705/1, 1021), tescilin ayni bir hüküm ve sonuç doğurabilmesi için geçerli bir hukuki sebebe dayanması gerekir. Bu bakımdan tescil illi bir hukuki muameledir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 1015 inci maddesinin birinci fıkrasına göre tapu sicilinde tescil, terkin ve değişiklik gibi tasarruf işlemlerinin yapılabilmesi, istemde bulunanın, tasarruf yetkisini ve hukuki sebebi belgelemiş olmasına bağlıdır.

Tescilin geçerli ve haklı bir sebebe dayanması zorunluluğu, TMK’nın 1024 üncü maddesinin ikinci fıkrasında “Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur” şeklinde açıklanmıştır.

Yasa maddesindeki bu tanımdan anlaşılacağı gibi gerçek hak durumuna uymayan tescil, yolsuz tescildir. Bu yolsuz tescil durumu, tescilin kurucu unsurlarından biri veya birkaçının eksik olması nedeniyle başlangıçtan itibaren söz konusu olabileceği gibi sakat bir terkin veya tadil yüzünden sonradan da oluşabilir.

Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise bu yüzden ayni hakkı zedelenen kimse, TMK’nın 1025 inci maddesine göre tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.

İdari yargıda esas olan iptal kararlarının geriye yürümesi, başka bir anlatımla iptal edilen idari işlemin, doğduğu andan itibaren yok sayılmasıdır. Bu açıdan, idari yargıdaki iptal kararları beyan edici (açıklayıcı) niteliktedir. Çünkü, sakat bir idari işlemin hukuk düzenine girmesi ile hukuka aykırı bir durum ortaya çıkar. Bu durumun giderilebilmesi için iptal kararı, hukuken sakat olan işlemi geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırır ve hukuka aykırı işlem yapılmadan önceki duruma geri dönülür.

2. Değerlendirme
Çekişme konusu taşınmazın, … Belediyesi tarafından 17.08.2010 tarihinde yapılan ihale ile davacıya satıldığı, sicil kaydının oluştuğu, bilahare tescilin hukuki sebebini oluşturan ihalenin iptal edildiği, davacı aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davası ile … Belediyesi adına tescile karar verildiği ve kararın 01.07.2020 tarihinde kesinleştiği, Danıştay 13. Dairesinin 2015/1022 Esas, 2017/3451 sayılı iptal Kararı ile ihalenin geçmişe etkili olacak şekilde ortadan kaldırıldığı ve sicil kaydının hukuki sebepten yoksun kalarak yolsuz tescil durumuna düştüğü anlaşılmaktadır.

Tescilin yolsuz hâle gelmesinin nedeni tescili sağlayan ihalenin Danıştay 13. Dairesi tarafından iptal edilmiş olmasıdır.

Dosya kapsamı ve toplanan delillerden; bahsi geçen ihale ile davacı kayıt maliki olmuş ve bilahare davalı aleyhine elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talepli olarak davalar açılmışsa da, tescile dayanak ihalenin iptali nedeniyle tapu kaydının baştan itibaren yolsuz tescil haline gelmiş olması nedeniyle davacı tarafın mülkiyet ya da başkaca bir hakkı olmadığından davaların reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Birleştirilen dava davalısı Durali vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,

Peşin yatırılan harcın yatırana iadesine,

Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

22.02.2023 tarihinde oy çokluğuyla ile karar verildi.

(Karşı Oy

KARŞI OY
Asıl ve birleştirilen dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.

Davacı 24.06.2013 tarihli asıl ve birleştirilen dava dilekçeleriyle, dava dışı … Belediyesinden 17.08.2010 tarihinde satın alarak kayden maliki olduğu 809 ada 4 parsel sayılı taşınmaza davalıların haksız olarak kullanmak suretiyle elattıklarını ve fuzuli şagil olduklarını ileri sürerek, asıl davayı Zekeriya Paşaoğlu’na, birleşen davayı …’e yönelterek elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerinde bulunmuştur.

Davalı …, çekişmeli taşınmazı 2009 yılında …’den kiraladığını belirterek davanın reddini istemiş; davalı … vekili, çekişmeli taşınmazın 6831 sayılı Yasanın 2//B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarılmış olup, hazine adına tescili gerekirken … Belediyesi tarafından özel mülkiyete konu olacak şekilde imar düzenlemesi yapılarak, Belediyenin kendi adına sicil kaydı oluşturmasının ve sonrasında yapılan ihale ile davalıya satmasının yolsuz olduğunu, davacının tapu tahsis belgesinin obulunduğunu ve ihale işleminin iptali için idari yargıda dava açtığından bu davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; asıl davada, davalı …’nın çekişmeli yeri önceki malikinden kiraladığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 10.12.2015 tarih ve 9131-14391 sayılı kararıyla “…çap iptale kadar geçerli olup, Türk Medeni Kanunun 683. maddesinde düzenlendiği üzere, bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir. Somut olaya gelince, davacının kayıt maliki olduğu, davalı ile taşınmazı kiraladığını beyan ettiği dava dışı …’ün ise mülkiyetten ve sözleşmeden kaynaklanan bir haklarının bulunmadığı açıktır. Hâl böyle olunca; kayda üstünlük tanınarak elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/294 Esas, 2014/266 sayılı kararı ile aynı taşınmaz için aynı döneme ilişkin olarak dava dışı …’ün ecrimisilden sorumlu tutulduğu da gözetilerek, mükerrer tahsilata yol açmayacak şekilde ecrimisil talebi değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir…” gerekçesiyle bozulmuş; birleşen davada ise davanın kabulüne dair verilen mahkeme kararı yine aynı Dairenin 17.10.2017 tarih ve 2014/19602 Esas, 2017/5474 Karar sayılı ilamıyla “…Somut olaya gelince; dava konusu taşınmaz üzerindeki binaların davalı tarafından yapıldığı tartışmasızdır. Ancak davalının haklı ve geçerli bir hukuki sebebi olmaksızın kayden davacıya ait taşınmazı kullandığı belirlenmek suretiyle elatmanın önlenmesine karar verilmesinde kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Ne var ki, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı da bulunmamaktadır. Şöyle ki, mahallinde yapılan uygulama sonrası alınan 31.01.2014 tarihli bilirkişi raporu ve ekli krokide, B harfli kısımda iki katlı bina, C harfli kısımda bir katlı konut, D harfli kısımda müştemilat ve bahçe olmak üzere 325,00 m2’lik taşınmazın toplam 263,00 m2’lik bölümünün davalı tarafından kullanıldığının gözlemlendiği belirtilmiş ve bu alanın ecrimisil hesabı yapılmış ancak bu hesaplamanın binalar bakımından mı yoksa arz bakımından mı yapıldığı açıklanmamıştır. Hal böyle olunca, öncelikle mahallinde yeniden konusunda uzman bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılarak, davalının kullanımında olan kısımlar bakımından arz üzerinden ecrimisil hesabı yapılması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir…” şeklindeki gerekçeyle bozulmuş olup, bozma sonrasında birleştirme kararı verilerek davalar birlikte görülmüştür.

Mahkemece “…her ne kadar davacı adına kayıtlı tapu kaydı … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/137 Esas, 2019/327 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş ise de ecrimisil talep edilen dönemlerde tapunun davacı adına kayıtlı olduğu, Yargıtay bozma ilamında da belirtildiği üzere çap iptal edilmedikçe geçerli olduğu…” gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 809 ada 4 parsel sayılı taşınmazın ifraz (2981-3240 sayılı yasalar uyarınca yapılan Islah imar planı uygulaması) suretiyle 19.10.1987 tarihinde dava dışı … Belediyesi adına tescil edilip, 17.08.2010 tarihinde de alım ile davalı adına kaydedildiği, geldi kaydının 672 sayılı kütük sayfasında kayıtlı taşınmaz olarak belirtildiği, … Belediye Meclisinin 11.05.2007 tarih 2007/40 sayılı kararı ile Belediye Encümeninin 18.05.2010 tarih ve 2010/192 sayılı kararlarıyla 809 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 2886 sayılı yasanın 45 .maddesine göre ihale ile satışına karar verildiği ve yapılan ihale sonucu 29.06.2010 tarih ve 2010/236 sayılı Belediye Encümen kararıyla taşınmazın davacıya ihaleyle satışının uygun bulunduğu; 809 ada 4 parsel sayılı taşınmazda 26.45m2lik kısmın büfe olarak işletilmek suretiyle davalı … tarafından kullanıldığı, 263m2lik kısmın iki katlı bina ile 1 katlı konut ve müştemilatı ve bahçe olarak davalı … tarafından tasarruf edildiği; davalı … tarafından … Belediye Başkanlığı ile davacı … aleyhine tapu iptali ve tescil davası açılmış ise de … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.04.2012 tarih ve 2010/279 Esas, 2012/217 Karar sayılı ilamıyla “…davacı; tapu tahsis belgesi aldığını, bu yerin 40 yıldan fazla zilyetliğinde olduğunu, satışa konu arsaların evveliyatı 2B niteliğinde olup arsaların … Belediyesi adına düzenlenmiş olan tapuların usulsüz tescil niteliğinde olduğundan hukuka aykırı yasal mesnetten uzak ihalenin fesli ile tapu kaydının iptaline, zilyet hakkı dikkate alınarak 2/B yasasına göre işlem yapılarak mülkiyet hakkının yasaya uygun olarak adına tesciline karar verilmesini istemiş ise de, davalı …’ ın bu yeri yapılan ihale soncu … Belediyesinden satın aldığı ve TMK 1023 maddesine göre iyiniyetin korunması gerektiği , davacının ise ancak … Belediye Başkanlığından tazminat talep edebileceği…” gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği ve bu kararın derecattan geçmek suretiyle 28.02.2013 tarihinde kesinleştiği; yine davalı … tarafından ihale işleminin iptali isteğiyle idari yargı yerinde iptal davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda verilen İstanbul 2. İdare Mahkemesinin 14.02.2012 tarih ve 2011/729 Esas, 2012/201 Karar sayılı “davanın reddine” dair kararının temyizi üzerine Danıştay 13. Dairesinin 29.11.2017 tarih ve 2015/1022 esas, 2017/3451 sayılı ilamıyla “…809 ada 4 parsel sayılı taşınmazın, evveliyatı orman iken Orman idaresi tarafından orman sınırları dışına çıkartılan 184 ada 7 parsel sayılı taşınmazın ifrazından oluştuğu, taşınmazın tamamı Hazine adına kayıtlı iken … Belediye Meclisinin 23.03.1987 tarih ve 16 sayılı kararıyla onanan Islah İmar Planı kapsamında 2981/3290 sayılı Kanun gereğince şuyulandırmaya tabi tutularak … Belediyesi adına tescil edildiği, daha sonra ifraz ve tevhid işlemleri ile çok sayıda parsele ayrıldığı, daha sonra … ilçesinin tamamının sit alanı ilan edilmesi üzerine taşınmazlarda gecekondusu bulunan şahıslar adına düzenlenen tapu tahsis belgelerinin 2981 sayılı Kanunun 3 ve 14/f maddeleri uyarınca iptal edildiği, bu süreçte … adına düzenlenen 17.07.1985 tarihli tapu tahsis belgesinin de 1998 yılında iptal edildiği anlaşılmaktadır… Bu durumda, öncesinde orman olan ve 2981 sayılı Kanunun amacı çerçevesinde kullanılmak üzere Belediyeye devri yapılan taşınmazlar devir amacı dışında kullanılamayacağından, Belediyece 2981 sayılı kanun uyarınca ilgililere devri gerçekleştirilen, ancak bu bölgenin doğal sit alanı ilân edilmesi nedeniyle anılan Kanunun amacı çerçevesinde gecekondu sahiplerine tahsisi mümkün olmayan taşınmazın satışı için ihale yapılmasında hukuka uygunluk görülmemiştir…” şeklindeki gerekçeyle kararın bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline kesin olarak karar verildiği; yine dosya kapsamında … Kadastro Mahkemesinin 28.01.2016 tarih ve 1989/11 Esas, 2016/2 Karar sayılı “.. 184 ada 7 parseldeki … ormandan çıkartılan alanların orman niteliğini yitirdiğinin tespitine, bu alanların 2/B vasfı ile Maliye Hazinesi adına tesciline“ dair verilen kararın bulunduğu; ihale işleminin idari yargı yerinde iptali nedeniyle dava dışı … Belediye Başkanlığı tarafından davacı … aleyhine, iptal kararını uygulama yükümlülükleri bulunduğu belirtilerek, dava konusu 809 ada 4 parsel sayılı taşınmaz hakkında tapu iptal ve tescil davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.07.2019 tarih ve 2018/137 Esas, 2019/327 Karar sayılı kararıyla “..idari işlemin iptal edilmesi nedeniyle … adına oluşan kaydın yolsuz hale geldiği, bu açıdan tapu iptal talebinin haklı olduğu ancak dosya kapsamında …’ın ihale için 2010 yılında ödediği para olan 415.000 TL’nin aynen iadesinin hakkaniyete aykırı olduğu, bu açıdan 415.000 TL’nin dava tarihi itibariyle güncellenmiş değerinin denkleştirici adalet gereğince karşılığının 1.087.986,72 TL olduğunun tespit edildiği ve bu paranın da davacı idare tarafından depo edildiği…” gerekçesiyle “davanın kabulü ile 809 ada 4 parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı … Belediyesi adına tesciline, depo edilen 1.087.986,72 TL’nin kararın kesinleşmesine müteakip davalıya verilmesine” karar verildiği, davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 18.02.2020 tarih ve 2019/1814 esas, 2020/273 karar sayılı ilamıyla “davalı adına yapılan tescilin hukuki dayanağının ortadan kalkmasıyla yolsuz hale geldiği, davalının taşınmazın güncel değeri konusunda haklarını saklı tuttuğu, bu yönde bir talebinin olmadığı, mahkemenin davacıya güncel değeri depo ettirdiği ve davalıya ödenmesine karar verdiği, davacının bu yönde bir istinafının olmadığı, davalının müspet ve menfi zararı için ayrı bir dava açabileceği” gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, 06.04.2021 tarihinde de dava konusu taşınmazın … Belediyesi adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, tapu sicilinin tutulması prensiplerinden biri tescil, diğeri sicilin aleniliği (güvenirliği), bir diğeri Hazinenin kusursuz sorumluluğu, sonuncusu ise geçerli bir hukuki sebebinin bulunması, yani kaydın illetten mücerret olmamasıdır. Bu nedenledir ki, bir tapu kaydının dayanağı idari bir işlem ise, bu idari işlem idari yargı yerinde iptal edilmediği sürece sicile yönelik tapu iptal ve tescil davalarının dinlenme olanağı bulunmadığı gibi, iptal gerçekleşmediği sürece tapu kayıt malikinin mülkiyet hakkı sahibi olduğu açıktır. Ancak, tapu kaydının dayanağı olan idari işlemin idari yargı yerinde iptaliyle sicil kaydı illetten mücerret yani dayanaksız hale gelecek ve kayıt yolsuz tescil durumuna düşecektir. Öte yandan, idari işlemin idari yargı yerinde iptali ile sicil kayıtları kendiliğinden eski haline dönmeyeceğinden, bu konuda açılacak tapu iptal ve tescil davası ile yolsuz tescil öncesi duruma dönülmesi sağlanabilecektir. Farklı bir ifade ile; çap kaydı iptal edilinceye kadar geçerli olup, kayıt malikinin mülkiyet hakkına dayalı olarak Türk Medeni Kanunun 683. maddesinde belirtilen “bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü uyarınca maliki olduğu taşınmazı haklı ve geçerli bir neden olmaksızın kullanan kişiye karşı elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası açabileceği kuşkusuzdur. Anılan bu ilkeler Yargıtay içtihatlarında istikrarlı bir şekilde vurgulanmaktadır. (Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin aynı nitelikte 27.11.2014 tarih ve 18886-18486 sayılı kararı da bu yöndedir.)

Diğer taraftan; gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, hak sahibinin hak sahibi olmayan zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup 08.03.1950 tarihli 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK’nın 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı Kararı)

Yine, İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 10.07.1940 tarih ve 1939/2 esas, 1940/77 sayılı ve “haricen gayrimenkul satılıp ta bedeli satana ve gayrimenkul de alana teslim ve bu suretle gayrimenkul alanın intifaina terk edildiği ve ahiren bunlardan biri ferağdan veya teferruğdan imtina ettiği takdirde muteber olmayan bu satış zımnında her iki tarafın verdiğini istirdada hakkı mevcut ve Satın aldığı parayı ve müşteri de gayrimenkulu iade vecibeleriyle mükellef bulunmuşlar ise de bir taraf vecibesini ifa etmedikçe diğer tarafı ifayı vecibeye davet edemeyeceğine binaen aldığı bedeli iade etmeyen tarafın diğer tarafı gayrimenkulu iadeye icbar ve intifadan men edemeyeceğine ve para iade olununcaya kadar gayrimenkulden intifaa izin mevcut addedileceğine ve bu vaziyette yani verdiği bedel kendisine iade edilmeyen tarafın mütemerrit addine imkan bulunmadığına ve parası iade edilinceye kadar da intifa ettiği semerelerin tazminiyle ve ecrimisil itasiyle mükellef tutulamayacağına” ilişkin kararıyla özetle “haricen yapılan (tapu memuru huzurunda yapılmayan) taşınmaz mal satışından dönüldüğünde, satış bedelini geri vermeyen tarafın taşınmaz malın kendisine verilmesi için karşı tarafı zorlayamayacağı ve verdiği bedel kendisine geri verilmeyen tarafın, parası geri verilinceye kadar yararlandığı ürünleri ödemek ve ecrimisil vermekle yükümlü olmadığına” karar verilmiştir. Farklı bir ifadeyle; harici satın almada dahi satın alan iyiniyetli zilyede gerek Türk Medeni Kanunu’nun 994 üncü maddesi, gerekse 10.07.1940 tarih ve 2/77 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, taşınmazı kullanma yönünden kişisel bir hak verilmiş, bu durumda, harici satış bedeli ile varsa zorunlu ve faydalı masrafları satın alana ödenmedikçe bedel yönünden satın alanın taşınmazı alıkoyma hakkı (hapis hakkı) tanınmıştır.

Somut olayda da, davacı dava tarihi itibariyle kayıt maliki olup, davalıların kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakları bulunmamaktadır. Davalılar haklı ve geçerli bir neden olmaksızın çekişmeli taşınmazı kullanan ve tasarruf eden fuzuli şagil konumundadırlar ve davacıya karşı ileri sürebilecekleri üstün bir hakları yoktur. Davacı, çekişmeli taşınmazı idari karara dayalı yapılan ihale ile ve ihale bedelini de ödemek suretiyle kayden satın alarak mülkiyet hakkı sahibi olmuş iyiniyetli kişidir. Ne var ki, ihaleye ilişkin idari kararın idari yargı yerinde iptali sonucunda adına olan sicil kaydı yolsuz hale gelmiş ve sonrasında bu nedenle açılan dava neticesinde ihale bedelinin kendisine (davacıya) ödenmesi suretiyle önceki malik adına tescile dair verilen kararın kesinleşmesiyle mülkiyet hakkını kaybetmiştir.

O halde, yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve vurgulanan ilkeler ile somut olay birlikte değerlendirildiğinde, davacının kayıt maliki olduğu dönem itibariyle mülkiyet hakkına üstünlük tanınarak dava konusu taşınmaza haksız müdahale nedeniyle elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteminde bulunabileceğine yönelik mahkemenin kabulü kural olarak doğrudur ve birleştirilen dava davalısının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde olmadığından reddi gerekir.
Ne var ki, elatmanın önlenmesi isteği bakımından dava konusu taşınmaz hakkında açılan tapu iptal ve tescil davası sonucunda mülkiyet hakkı el değiştirmiş olup, davacının mülkiyet hakkı sona ermiş ve dava konusu taşınmaz 06.04.2021 tarihinde … Belediyesi adına tescil edilmiştir.

Bilindiği üzere; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 125. maddesi “(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:
a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.
b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.
(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur” şeklinde düzenlenmiştir.

Anılan madde hükmü, dava konusunun dava sırasında el değiştirdiği bütün hâllerde uygulanır. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, dava açıldıktan sonra davacının dava konusu taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkını kaybedip, taşınmazın başkası (dava dışı kişi) adına tescili halinde yeni malik görülmekte olan davada davacı yerine geçecektir.

Dava görülmekte iken dava konusu taşınmazın el değiştirdiğini öğrenen mahkemenin, bunu kendiliğinden (re’sen) gözeterek, HMK’nın 125. maddesi uyarınca işlem yapması gerekir. Anılan bu husus, kamu düzenine ilişkindir ve kanun yolu dâhil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır.
Hal böyle olunca, davalı … vekilinin temyiz isteğinin kabulü ile elatmanın önlenmesi davası bakımından HMK’nın 125. maddesi uyarınca işlem yapılması gereği nedeniyle yerel mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumdan Sayın çoğunluğun farklı gerekçeyle bozma kararına katılamıyorum.