Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2021/1041 E. 2023/3538 K. 03.05.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/1041
KARAR NO : 2023/3538
KARAR TARİHİ : 03.05.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Bucak 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.01.2016 tarihli ve 2013/454 Esas, 2016/131 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 206 ncı maddesinin birinci fıkrası, 62, 58 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteği, pişman olduğuna, lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine, hükmün bozulmasını istediğine, ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Sanık …’un suç tarihinde kullanmakta olduğu … plakalı araç ile Isparta istikametine giderken kaza yaptığı, kaza neticesinde sanığın eşi …, kazaya karışan diğer aracın sürücüsü … ile araçta bulunan eşi ve torunlarının yaralandığı, kaza nedeniyle sanık …’dan şikâyetçi oldukları, sanık …’ın kendisini jandarma görevlilerine akrabası … olarak tanıttığı ve tüm tutanak ve belgelerin bu kişi adına düzenlenip imzalandığı, … hakkında soruşturma başlatılıp şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılması ile sanığın gerçek kimliğinin tespit edildiği iddiasıyla sanık hakkında başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarından kamu davası açılmıştır.
Sanık savunmasında, …’nin teyzesinin oğlu olduğunu, yaklaşık beş yıldır asker kaçağı olduğunu, eşi ve çocuklarına bakacak kimsesi olmadığı için …’un adını verdiğini, kazada bir kusurunun bulunmadığını, ayrıca … belgesinin de olmadığını bayan ederek suçlamayı kabul etmiştir.
5237 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinin uygulanması ihtimaline binaen ek savunma … tanınmıştır.
Kaza tespit tutağı, şüpheli ifade tutanağı, teslim tesellüm belgesi ve 13.05.2011 tarihli tutanağın … adına düzenlendiği anlaşılmıştır.
Yargılama sonucunda, mahkeme sanığın eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğunu kabul ederek mahkumiyet kararı vermiştir.

GEREKÇE
1. 5237 sayılı Kanun’un 268 inci maddesinde tanımlanan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşması için; failin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması böylece bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.04.2014 tarihli ve 2013/9-542 Esas, 2014/153 Karar sayılı kararında ayrıntılı olarak açıklandığı ve Dairemizin yerleşik içtihatlarında da kabul edildiği üzere; 5237 sayılı Kanun’un 206 ncı maddesindeki “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunun oluşabilmesi için, yalan beyanın resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması gerekmektedir. Resmi bir belgenin düzenlenmesi sırasında beyanda bulunacak kişinin gerçeği söyleme zorunluluğu vardır. Kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmi belgenin bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Aksi halde kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunluysa ve bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenirse, kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin beyanını içeren belge, ispat aracı olarak kullanılamayacağından anılan maddedeki suç oluşmayacaktır. Bununla birlikte, suçun oluşması için sanığın beyanda bulunması yeterli olmayıp, sanığın beyanı üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerekmektedir.
Somut olayda, sanığın kullanmakta olduğu araç ile yapmış olduğu trafik kazası neticesinde diğer araç sürücüsü … ile yakınlarının yaralandığı ve sanıktan şikayetçi olmaları üzerine … belgesi bulunmayan ve asker kaçağı olan sanığın kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla teyzesinin oğlu …’nin kimlik bilgilerini kullanmasında ibaret eyleminin kül halinde seri muhakeme usulüne tabi başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanması suçuna vücut vereceği gözetilmeden, sanığın eylemi ikiye bölünerek başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan beraat, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan ise mahkumiyet kararı verilerek ayrı ayrı hüküm kurulması,
2. Kabul ve uygulamaya göre de;
a) Sanığa isnat edilen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan dolayı kurulan hükümde, 24.10.2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 23 ve 24 üncü maddeleri ile düzenlenen 5271 sayılı Kanun’un 250 ve 251 inci maddelerindeki “Seri Muhakeme Usulü” ve “Basit Yargılama Usulü”nün uygulanmasıyla ilgili olarak, 7188 sayılı Kanun’un 31 inci maddesiyle 5271 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5 inci maddesin (d) bendi ile “01.01.2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de;
Hükümden sonra, 16.03.2021 tarih ve 31425 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’a 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddesinin (d) bendinde yer alan “hükme bağlanmış” ibaresinin basit yargılama usulü yönünden; 02.08.2022 tarih ve 31911 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 2020/87 Esas, 2022/44 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’a 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddesinin (d) bendinde yer alan “kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış” ibaresinin seri muhakeme usulü yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olması karşısında, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
b) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53 üncü maddesinin, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Nedenleriyle, hükümde hukuka aykırılıklar bulunmuştur.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bucak 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.01.2016 tarihli ve 2013/454 Esas, 2016/131 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

03.05.2023 tarihinde karar verildi.