YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/3704
KARAR NO : 2007/7180
KARAR TARİHİ : 31.05.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR : HAZİNE – … KÖY TÜZELKİŞİLİĞİ
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … 10.10.2005 tarihli dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği, … Köyü Kökündibi mevkiinde bulunan, tahminen 10 dönüm yüzölçümündeki taşınmazı imar ihya ederek yaklaşık 30 yıldır … alanı olarak zilyet ettiğini, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek adına tescilini istemiştir. Hazine ise cevaben 27.10.2006 tarihli dilekçe ile taşınmazın orman niteliğiyle Hazine adına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın ve Hazine talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca genel arazi kadastdrosunda tapulama dışı bırakılmış taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle tapuya tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır. Genel arazi kadastrosu işlemi 1960 yılında yapılmış ve 17.6.1960 ila 16.7.1960 tarihinde kesinleşmiş, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yer çalılık olarak tapulama dışı bırakılmıştır. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiştir.
Aynı gün temyiz incelemesi yapılan, … Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 2005/340 ve 2005/341 (Dairenin 2007/3701 ve 3704) esaslı dosyalarında bir birine bitişik olan iki parça taşınmazın ayrı ayrı dava konusu edildiği, her iki taşınmazın da aynı mevkide bulunduğu, 1960 yılında yapılan genel arazi kadastrosunda çalılık olarak tapulama dışı bırakıldığı, eski tarihli haritaların uygulanmasına dayalı keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporuyla, mahkemenin 2005/340 esasına kayıtlı dosyada … … tarafından dava konusu edilen ve … bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen 9880.83 m2 yüzölçümündeki taşınmazın orman olarak nitelendirildiği, ana kayanın yer yer ortaya çıktığı, civar ormanlarda yetişen kızılçam ağacı olmadığı, ancak maki elemanları bulunduğu, sonuç olarak orman sayılan yerlerden olduğu, Mahkemenin 2005/3704 esaslı dava dosyasında … tarafından dava edilen ve … bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen 6397.66 m2 yüzölçümündeki taşınmazın ise eski tarihli haritalarda açık alan olarak nitelendirildiği, ana kayanın yer yer ortaya çıktığı, üzerinde ağaç bulunmadığı sonuç olarak orman sayılmayan yerlerden olduğu bildirilmiş, keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar ise taşınmazların davacılar tarafından ev yapılarak ve hayvan otlatılarak zilyet edildiğini bildirmişlerdir.
-2-
2007/3704-7180
Öncelikle, çekişmeli taşınmazların orman sayılan yerlere sınır olması nedeniyle davanın Orman Yönetimine yaygınlaştırılmaması Medeni Yasanın 713/3 maddesi hükmüne aykırıdır.
Diğer taraftan, Mahkemece her iki taşınmazın da kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilecek yerlerden olmadığının belirlendiği gerekçesiyle gerçek kişilerin davalarının reddine karar verilmişse de, Hazinen dilekçeyle taşınmazların orman niteliğiyle Hazine adına tescilini istediği halde, taşınmazların orman niteliğinde olmadığı, ekonomik değer ifade etmediği gerekçesiyle Hazine isteminin reddine karar verilmiştir.
Oysa orman niteliğindeki yerlerin 3402 sayılı yasanın 16 ve 18. maddesi ve 6831 sayılı yasanın 11. maddesi gereğince Hazine adına tapuya tescili olanaklıdır.
Mahkemenin 2005/341 esasına kayıtlı …’in davasına konu tarafından dava edilen ve … bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen 6397.66 m2 yüzölçümündeki taşınmazın 1960 yılındaki genel arazi kadastrosunda çalılık olarak tapulama dışı bırakıldığı, eğimin %15 olduğu, taşınmazda maki elemanlarının bulunduğu, her ne kadar orman bilirkişisi tarafından düzenlenen raporla taşınmazın eski tarihli haritalarda orman olarak nitelendirilmediğinden orman sayılmayan yerlerden olduğu bildirilmişse de,
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun uygulanmaya başladığı tarihe kadar kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakıldığı, bir diğer anlatımla arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş ise bu işleme ait kayıtların, birliğin tapu kütüğüne aktarılması ile yetinildiği, bölgede orman tahdidinin yapılmadığı durumlarda ise; arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılmasının Orman Yönetiminden istendiği, Yönetimin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekiplerinin bu sınırlamayı esas almak suretiyle kadastro çalışmalarını yürüttüğü, bu uygulamanın yukarıda da değinildiği gibi 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihe kadar sürdürüldüğü, 3402 sayılı Kanun’un yürürlüğünden sonra ise anılan kanun’un 4. maddesi gereğince işlem yapıldığı, her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekeceği, bu nedenle dava konusu somut olayın 5602 sayılı Kanun hükümleri gereğince irdelemesinin yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesinin zorunlu olduğu,
1960 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazlarla, bu taşınmazların çevresinde bulunan arazi bölümlerinin tesbit dışı bırakıldığı, yörede orman kadastrosunun yapılmadığı, her iki dosyada dava konusu edilen taşınmazların bir bütünden geldiği, … ormanlara göre konumları, davalı taşınmaz ile sınırdaki orman arasında ayırıcı bir unsurun olmadığı, arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri nazara alındığında, davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulünün zorunlu olduğu, Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar-ihyayı gerektirecek nitelikte maki veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazların davacıya irsen intikal … 20 yıldan fazla süreyle Hayvan otlatılarak ve ev yapılarak kullanıldığını ifade etmişler ise de; kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, zemine ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözleri ile uzman bilirkişinin hukuki nitelendirme şeklindeki soyut görüşüne değer verilemeyeceği, Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığının bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekeceği, davacı taraf taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamadığı, gibi çevredeki ormanlar ile yanı yapıda olduğu yönünde teknik bilirkişi raporlarının bulunduğu, . 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” Hükmü gereğince, Zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmeyeceği, (Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 12.05.2004 gün 2004/8-242-292 ve 13.02.2002 gün 2002/8-183-187 sayılı kararlarının da bu yönde olduğu) gözetilerek Mahkemenin 2005/340 esaslı dosyasında … … ve 2005/341 Esas sayılı dosyasında da … …
tarafından dava konusu edilen taşınmazların Hazinenin itiraz ve davasına göre orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken, taşınmazlarda ana kayanın ortaya çıktığı, üzerinde civar ormanlarda yetişen kızıl … ağacı olmadığı ve taşlık olduğu, ekonomik değeri bulunmadığı gerekçesiyle, Hazine davasının reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ve itiraz davacısı Hazinenin temyiz itirazlarını kabulü ile hükmün bu nedenle BOZULMASINA 31.05.2007 günü oybirliği ile karar verildi.