YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/9584
KARAR NO : 2023/3802
KARAR TARİHİ : 02.05.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
İNCELEME KONUSU KARAR : Hükmün açıklanmasının geri bırakılması
KANUN YARARINA BOZMA
YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı
İstanbul (Kapatılan) 70. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.03.2015 tarihli ve 2015/108 Esas, 2015/497 Karar sayılı kararı ile, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 6545 sayılı Kanun’un 85 inci maddesi uyarınca 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7 nci maddesi hükümleri gözetilerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 231 inci maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, kararın 20.05.2015 tarihinde kesinleştirildiği anlaşılmıştır.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 22.04.2022 tarihli ve 2022/1855 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 27.05.2022 tarihli ve KYB-2022/66285 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.05.2022 tarihli ve KYB-2022/66285 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
” 1. Sanık hakkında denetimli serbestlik tedbirine başlanabilmesi için 10 gün içinde müracaat etmesine dair Bakırköy Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 29.08.2014 tarihli çağrı yazısının 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35 inci maddesine göre tebliğ edilmesi sonrasında, sanığın öngörülen süre içerisinde başvurmaması üzerine Bakırköy Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 04.12.2014 tarihli ve 2014/13277 DS sayılı kararı ile dosya kaydının kapatılmasına karar verilmesi sonrasında, Mahkemesine ihbarda bulunulduğunun anlaşılması karşısında,
6099 sayılı Kanun’la değişik 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10 uncu maddesinde yer alan, ”(1) Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir. (2) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” şeklindeki düzenleme nazara alındığında, somut olayda sanığın bildirdiği en son adresine 35 inci maddeye göre tebliğ işlemi yapıldığı, ancak anılan Kanun’un 35 inci maddesi uyarınca yapılan tebligatın, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde çıkarılması gerektiği gibi adlî mercilerce bu adrese daha önce usulüne uygun bir şekilde tebligat yapılmaması nedeniyle usulsüz olduğu, uyarının ise hiç yapılmadığı gözetildiğinde, sanığın hakkındaki işlemlerden haberdar olduğu kabul edilemeyeceğinden yükümlülüklere ve tedavinin gereklerine uymamakta ısrar etmiş sayılamayacağı cihetle, kamu davasının durmasına karar verilerek sanık hakkında hükmolunan denetimli serbestlik kararının infazının sonucunun beklenilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,
2. Kabule göre de; sanığın tedavi ve denetimli serbestlik tedbirlerinin gereklerine uymadığının ihbar edilmesi üzerine, yargılamaya devamla kurulan mahkumiyet hükmü sonrası 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7 nci maddenin ikinci fıkrasının olayda uygulanma imkânının bulunmadığı, ancak 5271 sayılı
Kanun’un 231 inci maddesine göre takdiren hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebileceği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,
İsabet görülmemiştir.”
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
A. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi uyarınca kanun yararına bozma yoluna, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşen hüküm ve kararlar aleyhine gidilebilir.
B. 7201 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinde yer alan, ”(1) Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılması caizdir. (2) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” şeklindeki düzenleme ile anılan Kanun’un 35 inci maddesinde yer alan, “Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. (Değişik fıkra: 11.01.2011-6099 S.K./9 uncu mad.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. (Değişik fıkra: 19.03.2003 – 4829 S.K./11 inci md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır…” şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, öncelikle sanığın bilinen en son adresine tebligatın çıkarılarak, önceki adresinde bulunamayan sanığın adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi olup olmadığının araştırılarak, MERNİS adresine 7201 sayılı Kanun’un 21 inci maddesine göre tebliğ yapılması gerektiği, MERNİS adresinin olmadığının tespiti halinde ancak 35 inci maddeye göre daha önce usulüne uygun bir şekilde tebligat yapılan eski adrese tebliğ işlemi yapılabileceği anlaşıldığından, kanun yararına bozma incelemesine konu kararının 7201 sayılı Kanun’un 35 inci maddesine göre tebliğinin usulsüz olduğu,
Her ne kadar; İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.04.2021 tarihli ve 2019/685 Esas, 2021/135 Karar sayılı kararı ile, İstanbul 14. Sulh Ceza Mahkemesince verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararı ile İstanbul 70. Asliye Ceza Mahkemesince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının tebliğinin usulsüz olduğu kabul edilerek dava şartı yerine gelmediğinden kamu davasının düşmesine ve kararların ilanen tebligat yapılarak kesinleştirilmesine karar verilmiş ise de, kararların
sanığın doğrudan MERNİS adresine 7201 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre tebliğ edilerek kesinleştirildiği, tebligatların doğrudan MERNİS adresine yapılması nedeniyle Tebligat Kanunu hükümlerine göre usulsüz olduğu, dolayısıyla kanun yararına bozma incelemesine konu kararın usulüne uygun şekilde kesinleşmediği anlaşılmıştır.
C. Henüz kesinleşmediği belirlenen inceleme konusu kararın, 5271 sayılı Kanun’un 267 vd. maddeleri uyarınca itiraz yoluna tabi olduğu, olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma talebine konu edilemeyeceği belirlenmekle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
III. KARAR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
02.05.2023 tarihinde karar verildi.