YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/9071
KARAR NO : 2008/11866
KARAR TARİHİ : 24.09.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki orman tahdidinin iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, 26.09.2005 günlü dava dilekçesiyle; … Köyü 205 parselin güney sınırında yaklaşık 12 dönüm yerin 1960 yılında yapılan kadastro sırasında tapulama dışı bırakıldığını, babasına ait olan ve 1983 yılında ölümü ile mirasçılarına kalan taşınmazda diğer mirasçıların payını 1998 yılında satın aldığını, uzun yıllardır tarım arazisi olduğunu, 1994 yılında yapılan orman kadastrosunda kısmen tahdit içine alınmışsa da, dava sonucu orman olmadığının belirlendiğini, ancak 2005 yılında 41 nolu Orman Kadastro Komisyonunca 4999 Sayılı Yasa uygulaması sonucu aynı yerin yeniden orman sınırı içine alındığını bildirerek işlemin iptalini ve taşınmazın adına tescilini talep etmiştir.
Mahkemece davanın kabulüne, 41 nolu Orman Kadastro Komisyonunca 4999 Sayılı Yasa ile orman sınırı içine alınma işleminin iptaline, 18.09.2007 günlü raporda gösterilen 12342 m2 taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmiş, hüküm davalılardan Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, orman tahdidinin iptali ve Türk Medeni Yasasının 713. maddesine göre tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1961 yılında yapılan genel arazi kadastrosu ile 1994 yılında yapılıp kesinleşen ilk orman kadastrosu ve 41 Nolu Orman Kadastro Komisyonunca 6831 Sayılı Yasanın 4999 Sayılı Yasa ile değişik 9. maddesi uyarınca yapılan çalışma işlemi vardır.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde genel arazi kadastro işleminin 1961 yılında yapıldığı ve dava konusu taşınmazın orman olarak kadastro harici bırakıldığı, 1994 yılında yapılan orman kadastrosunda tamamı 12375 m2 olan taşınmazın (A) bölümünün tahdit dışında, (B) bölümünün tahdit içinde bırakıldığı, bu işleme karşı … ve arkadaşlarının açtığı dava sonucu (B) işaretli bölümü içine alan orman kadastrosu işleminin iptaline, tescil talebi yönünden görevsizliğe dair verilen kararınYargıtay 20. Hukuk Dairesinin 27.01.1998 gün ve 168-693 sayılı kararı ile onandığı ve böylece dava konusu yerin orman olmadığının bu kararla kesinleştiği, 2005 yılında 41 Nolu Orman Kadastro Komisyonunca 6831 Sayılı Yasanın 4999 Sayılı Yasa ile değişik 9. maddesine göre aplikasyon ve fenni hataların düzeltilmesi işlemi sırasında bir bölümünün yeniden orman sınırı içinde gösterildiği, bu işleme karşı tescil talebi ile birlikte temyize konu dava açıldığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu taşınmazın orman olmadığı konusunda kesin hüküm bulunduğu anlaşılmaktadır. Nevar ki; bir yerin orman olmaması ayrı konu, Türk Medeni Yasasının 713. maddesi gereğince gerçek kişi adına tesciline karar verilmesi ayrı konulardır. Hükmen orman olmayan bir yerin kişiler adına tesciline karar verilebilmesi için yasada belirtilen diğer koşulların da oluşması, başka bir anlatımla, taşınmazın zilyetlikle edinilebilecek yerlerden olması, zilyetlik süre ve koşullarının birlikte oluşması gerekir.
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda çekişmeli taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı, Medeni Yasanın 713 ve 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddelerinde yazılı imar – ihya ve kazandırıcı zamanaşımı yolu ile taşınmaz edinme koşullarının davacı yararına oluştuğu kabul edilerek davanın kabulü yolunda hüküm kurulmuştur.
Ne var ki; yörede 1961 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sonucunda düzenlenen ve bir örneği dava dosyasına getirtilen orijinalinden fotokopisi çıkarılmış kadastro pafta örneğinden, çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanın, bu yerde 1961 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında Devlet Ormanı niteliğiyle tespit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. H.G.K.nun 21.01.2004 gün 2004/8-15-7 ve 12/05/2004 gün 2004/8-242-292 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede arazi kadastrosu 1961 yılında 5602 Sayılı Kadastro Yasası yürürlüğü sırasında yapıldığı ve davaya konu taşınmazın tesbit dışı bırakıldığı tartışmasızdır. Burada halledilmesi gereken sorun, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi nitelikte tesbit dışı bırakıldığı konusudur.
3402 Sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 sayılı Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 Sayılı Yasanın madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan Yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle; somut olayın 5602 Sayılı Yasa hükümleri gereğince irdelemesi yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1961 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan arazi bölümlerinin tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazların bitişiğindeki ya da yakınındaki arazi bölümünün ise tarım arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır. 1961 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazın da içerisinde yer aldığı arazinin orman tahdit hattı içinde kaldığı, ancak açılan dava sonucu orman hattı dışına çıkartıldığı yapılan uygulama ile belirlenmiştir. Arazinin konumu ve davalı taşınmaz ile orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır. Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar- ihyayı gerektirecek nitelikte maki veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazların davacı tarafından 30 – 40 yıldır kullanıldığını ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığı, bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. Davacı taraf taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamamıştır. 6831 Sayılı Orman Yasasının 1. maddesi gereğince, “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Yine H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerlerde, yukarıda yazılı gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
Somut olayda, 18.09.2007 günlü fen bilirkişi raporunda A+B harfleri ile gösterilen 12342 m2 yüzölçümündeki taşınmaz 1961 yılında yapılan genel arazi kadastrosunda orman olarak tapulama dışı bırakılan ve bir bölümü orman tahdidine itiraza ilişkin Kadastro Mahkemesinin 13.10.1997 tarih 203-113 sayılı kararı ile orman sayılmayan yer olduğunun belirlendiği tarihe kadar öncesinin orman sayılan yer olduğunun kabulü gerekir. 1997 yılında hükmen orman olmadığı belirlenen taşınmaz hakkında zilyetlik koşulları oluşmadığından tescil talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu gibi hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde Orman Yönetimine iadesine 24/09/2008 günü oybirliği ile karar verildi.