Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2007/2453 E. 2007/5942 K. 07.05.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/2453
KARAR NO : 2007/5942
KARAR TARİHİ : 07.05.2007

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi Sıfatıyla)
DAVACI-DAVALILAR : … ve ark., … … ve ark.
DAVALI – DAVACI : Hazine
KATILANLAR : … … Moran ve ark.

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan 07/09/2006 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı – davalı … vekili ile ……… ve … (…) … vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 17/04/2007 günü için yapılan tebligat üzerine, duruşmalı temyiz eden … vekili Av…. …, temyiz eden Hazine vekili Av. …, ……… ile … … ve arkadaşları vekili Av. … … geldiler, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:

K A R A R

1968 yılında yapılan kadastro sırasında … Köyü 309 parsel sayılı 134.300 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydına dayanılarak … Tacettin … adına, 312 parsel sayılı 93125 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ise, hali ve fundalık yerlerden olduğundan söz edilerek Hazine adına tesbit edilmiş, 309 sayılı parsel hakkında Hazinenin kesinleşen orman sınırları içinde bulunduğu, … … vekilinin dayandıkları tapu kaydının kapsamında kaldığı iddiası ile yaptıkları itiraz, tapulama komisyonunca yetkisizlik kararı verilerek kadastro mahkemesine gönderilmiştir…….’ın tapu kaydına ve kesin hükümlere dayanarak 312 sayılı parsel hakkında yaptığı itiraz komisyonca kabul edilerek adına tesciline karar verilmiş; Hazinenin, 312 sayılı parselin fundalık ve orman sayılan yerlerden olduğu,……’ın dayandığı tapu kaydı kapsamı dışında kaldığı ve kesin hükümlerinde konusu olmadığı iddiasıyla … … ve paydaşlarının da, 309 parsel hakkında tapu kaydına dayanarak açtıkları davalar birleştirildikten sonra 21/03/1983 günlü kararla, davanın kısmen kabulüne, dava konusu 309 sayılı parselin (B) ile gösterilen 6950 m2’lik bölümünün … … ve paydaşları, 20950 m2’lik bölümünün ……, 312 sayılı parselin 15.500 m2’lik bölümünün …… adına tesciline, her iki parselin geriye kalan bölümlerinin kesinleşen ve tapuya tescil edilen orman tahdit sınırları içinde kalması nedeniyle 766 Sayılı Tapulama Yasasının 46/son maddesi uyarınca tapu kütüğüne aktarılmasına karar verilmiş; hüküm Hazine, … … ve paydaşları vekili ile …… tarafından ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 07/02/1984 gün ve 1983/12160-1517 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin anılan bozma kararında özetle:
“Orman kadastrosuna dayalı olarak düzenlenen sınırlandırma haritası, dayanılan tapu kayıtları ve İstanbul Asliye (4) Hukuk Mahkemesinin 19/12/1947 gün ve 47/131 sayılı ilamını uygulayan yerel uzman bilirkişilerinin düşünceleri hüküm vermeye yeterli olmadığı, tarafların dayandıkları belgelerin değişik tarihlerde yapılan keşif ve uygulamalarda değişik sonuçlar ortaya çıktığı halde, mahkemece bu yön üzerinde durulmadığı, bu nedenle mahkemece üç
-2-
2007/2453-5942

uzman orman bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte orman tahdit haritası ve tutanağı yerel bilirkişiden bilgi alınarak yerine uygulanması, uzman bilirkişiden uygulamayı gösterir ve uygulamada hangi poligon ve röper noktalarının esas alındığı ve bu noktaların ne biçimde tesbit edildiğini belirten açıklamalı rapor alınması, dava konusu parsellerin orman sınırlandırma haritası kapsamı içinde kalıp kalmadığının, keza, daha sonra maki tefrik işlemi yapıldığı gözetilerek maki kararı ve haritasının uygulanması, dava konusu parsellerin makiliğe ayrılan alan içinde bulunup bulunmadığının belirlenmesi, bundan sonra orman tahdit haritası kapsamı dışında kalan bölümler yönünden tarafların dayandığı tapu kayıtları geldi ve gittileri ile birlikte eski ve … sınırlarına göre yerine uygulanarak kapsamlarının belli edilmesi, bu uygulama yönünden de … bilirkişiden açıklamalı rapor alınması, ayrıca davacı taraf, Besim … tarafından açılan dava sonunda oluşturulan 19/12/1947 günlü ve Hazinenin de hasım olduğu tescil ilamına dayandığı, gerçekten bu tescil ilamın da Filip’ten Besim …’ya geçen taşınmazın yüzölçümü belirtilerek tesciline karar verildiği ve bu ilamın dayanağı harita bulunduğu, ancak İstanbul Asliye 4.Hukuk Mahkemesinin 19/12/1947 günlü 47/131-417 karar sayılı ilamının dayanağı olan dava, 01/12/1944 gününde Besim Özocak tarafından açıldığı ve 1947 yılında hükme bağlandığı, halbu ki 13/05/1926 gününde Besim … adına oluşturulan Mayıs 1926 tarih 24 numaralı yüzölçümü bulunmayan tapu kaydının 16/04/1930 gününde Nisan 1930 tarih 25 numarada Halise Özocak’a intikal ettiği, eğer bu ilam, sözü edilen tapu kaydının kapsamı ile ilgili ve sınırlı ise, dava tarihinde Besim Özocak taşınmazın ve tapu kaydının maliki olmayıp, o tarihte malikin Halise Özocak olması nedeniyle bu ilamın Hazineyi bağlayıcı kesin hüküm niteliğinde olduğunun düşünülemeyeceği, ne varki, intikallerde ifraz vesaireden söz edildiği, ilamda ise sadece Medeni Yasanın 639. maddesinden bahisle tescile karar verildiğinin belirtildiği, bu durumda Filip’ten geçen tapulu yer dışında ve aynı yere bitişik tapuda kayıtlı olmayan arazinin de tescile konu edilmiş bulunmasının muhtemel olduğu, mahkemece bu yönler gözetilip araştırma yapılarak, Filip tarafından Besim Özocak’a intikal ettirilen arazinin tapuya bağlanması için Meclisi İdare tarafından tescilin dayanağı olmak üzere düzenlettirilen haritanın uygulanması, böylece Filip’ten Besim’e intikal ettirilen yerin saptanması, Besim Özocak’ın Hazine aleyhine açtığı davanın sonucunda alınan ilamın kapsamının tapu kaydı ile sınırlı olup olmadığının belirlenmesi, sınırlı olmadığı ve bu ilamın dayanağı olan harita kapsamında kaldığı sonucuna varıldığı takdirde parseller tümü ile ya da kısmen Filip’ten Meclisi İdare kararı ile geçen tapulu yer dışında kalan ve fakat ilam kapsamına giren arazi kesimi içinde kalıyor ise, bu arazi kesimi yönünden Hazine aleyhine kesin hüküm olabileceğinin düşünülmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra, … … Moran ve arkadaşları 16-R.-1269 tarih 107 defterin 104. sayfasında Mazlum … ve oğlu … Memduh … adına kayıtlı temessük kaydı ve irsen intikale dayanarak davaya katılmışlar, mahkemece yeniden yapılan yargılama sonunda, … … Moran ve arkadaşlarının davalarının reddine, diğer davacıların davasının kısmen kabulüne, dava konusu 312 sayılı parselin tamamı ile 309 sayılı parselin (A) ile gösterilen 5626 m2’lik bölümünün nitelik belirtilmeden davacı Hazine, 309 sayılı parselin (B) ile gösterilen 8222 m2’lik bölümünün … … mirasçıları, geriye kaldığı kabul edilen 126,078 m2’lik bölümünün davacı…… mirasçıları adlarına tapuya tesciline dair verilen 19.11.2001 gün ve 1985/77-1002 Sayılı kararın, davacılar Hazine ve … … ile katılan … … Moran ve arkadaşları ve davalı … … mirasçıları tarafından temyizi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 05/03/2003 gün ve 2002/5060-2003/1449 sayılı kararı ile: “1- Katılan … … Moran ve arkadaşlarının dayandığı 1269 tarihli temessük senetlerinin tapu hükmünde olmamasına ve adı geçenlerin zilyetliklerini kanıtlayamamalarına ve katılan … … Moran ve arkadaşlarının, dayandığı diğer tapu kaydının da taşınmazlara aidiyetinin saptanamamasına, ancak dava etmiş olduğu yer üzerinde 3402 Sayılı kadastro Yasasının 14. maddesine dayalı iktisap koşullarının oluştuğu gerekçesiyle istemi doğrultusunda karar verilmiş olmasına göre davacı …’ın, 312 sayılı parsele yönelik olarak dayandıkları tapu kaydının taşınmaza uygunluğunun
-3-
2007/2453-5942

saptanamaması yanında dava ve tesbit tarihine kadar taşınmaz üzerinde taşınmazın ekonomik amacına uygun ve yasada öngörülen süreye ulaşan zilyetliklerinin olmadığının da toplanan ve doğru olarak değerlendirilen delillerle saptanmasına nazarında, davalı…… mirasçılarının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile aleyhlerindeki hükmün ONANMASINA,
2) Hazinenin 309 sayılı parsele,…… mirasçılarının 309 sayılı parselin krokilerinde (A) ve (B) ile işaretli bölümleriyle ilgili hükme yönelik temyiz itirazları yerinde değilse de, 309 sayılı parselin orman sayılan yerlerden olup olmadığı konusunda önce verilen 24/03/1994, 05/07/1996 tarihli raporlarla, son olarak Prof.Dr…. Özyuvacı tarafından tarihsiz olarak düzenlenen raporlar arasındaki çelişkinin giderilmemiş olmasının ve 309 sayılı parselin hükme esas alınan krokilerde (A) ve (B) harfleri ile gösterilen bölümleri çıktıktan sonra kalan bölümün 120452 m2 olması gerekirken 126078 m2 olarak gösterilmesi ve hüküm yerinde paydaş ve pay oranlarının belirtilmemiş olması doğru olmadığından, davacı Hazine ile davalı……’ın temyiz itirazlarının kabulü ile 309 sayılı parsel hakkındaki hükmün BOZULMASINA karar verilmiş”, mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra dava konusu 312 sayılı parselin kesinleşmiş karara istinaden Hazine adına tesciline, 309 sayılı parsele ilişkin açılan dava ve karşı davaların kısmen kabulü ile 25/05/2006 tarihli … bilirkişi rapor ve krokisinde (A) ile gösterilen 76647 m2 bölümün…… mirasçıları, … ve arkadaşları adına payları oranında tapuya tesciline, (B) ile gösterilen 8222 m2 bölümün … … mirasçıları, … … ve arkadaşları adına payları oranında tapuya tesciline, (C) ile gösterilen 48044 m2 bölümün Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm Hazine vekili, … vekili, tarafından (taşınmazların tümünün orman olduğu iddiasıyla) … vekili, ……… ve … (…) …, … ve … … vekili ve Bahar … vekili ile … vekili (309 sayılı parselin (B) ve (C) işaretli bölümlerinde tapu kayıtları kapsamında kaldığı iddiasıyla) tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Dava, genel arazi kadastro tespitine ve orman kadastrosuna itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu … Köyünde 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre 1939 yılında yapılıp 28.06.1940 tarihinde üç ay süre ile ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosunda dava konusu 309 ve 312 sayılı parsellerin de içinde bulunduğu taşınmazlar orman sınırları içine alınarak 1957 Hektar 2500 m2 yüzölçümüyle Temmuz 1945 tarih 39 numarada 3116 Sayılı Yasanın 13. maddesi gereğince orman niteliğiyle ve … Devlet Ormanı ismiyle tapuya tescil edilmiştir. Temyize konu bu davanın devamı sırasında … Devlet Ormanında, 3302 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılarak 15.06.1988 tarihinde ilan edilen aplikasyon ve 2/B madde çalışmalarında 309 ve 312 sayılı parseller 2/B uygulaması ile Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmışlarsa da, 309 ve 312 sayılı parsellerin tespit tutanakları 27.12.1968 tarihinde düzenlendiği ve o tarihten beri temyize konu davada itirazlı olmaları nedeniyle dava konusu taşınmazlar yönünden 2/B madde uygulaması kesinleşmemiştir. … Köyünde genel arazi kadastro çalışmaları 1968 yılında yapılmıştır.
Mahkemece, çekişmeli 309 ve 312 numaralı parsellerin 1939 yılında yapılan ve 1940 yılında ilan edilerek kesinleşen ve Hazine adına Temmuz 1945 tarih 39 numarada 1957 Hektar 2500 m2 yüzölçümünde, orman niteliğiyle Hazine adına tescil edilen tapu kapsamında kaldığı, ancak bu ormanın bir bölümünün 1951 yılında makiye ayrıldığı, 309 sayılı parselin yüzölçümü kadastro sırasında 134.300 m2 olarak belirlenmişse de, hükme dayanak yapılan 30.11.2005 günlü Yrd.Doç.Dr…. … ve arkadaşlarının 30.11.2005 gün ve Harita Mühendisi Tamer Sarıcak’ın 25.05.2006 tarihli krokisinde 309 sayılı parselin gerçek yüzölçümünün 132913 m2 olduğundan, buna göre (C) ile işaretli 48044 m2 bölümün eğiminin % 19’dan fazla olması nedeniyle, muhafaza makisi niteliğinde olan bu bölümle ilgili yasa ve yönetmeliğe aykırı, makiye ayırma işlemine değer verilemeyeceğinden, bu bölümün … adına tesciline, aynı rapor ve krokide (A) ile işaretli 76.647 m2 bölüm kesinleşen orman sınırları ve ormana ait Temmuz 1945 tarih 139 nolu tapu kaydı kapsamı içinde ise de, makiye ayrıldığı, eğime düşük olduğundan muhafaza makisi olmadığı ve ……’ın dayandığı
-4-
2007/2453-5942

Mayıs 1926 tarih 24 numaralı sicilden ifrazen gelen Aralık 1952 tarih 415 nolu tapu kaydı kapsamında kalması nedeniyle…… mirasçıları adlarına ve aynı krokide (B) işaretli 8222 m2’lik bölümün de orman sınırları ve ormana ait tapu kaydı içinde ise de, 1951 yılında makiye ayrıldığı, eğiminin düşük olduğu ve davacı … … mirasçılarının dayandığı 2510 Sayılı İskan Yasası hükümlerine göre oluşturulan ve … 1946 tarih 117 numarada tescil edilen üç tarafı funda, güney sınırı yol olan tapu kaydı kapsamında kaldığı ve 22.03.1996 tarih 1993/5-1 sayılı Y.İ.B.K. gereğince bu tür tapulara değer verileceği gerekçe gösterilerek … … mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmişse de, mahkemenin bu kabulü dosya kapsamına uygun değildir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre;
1) Dava konusu … Köyü 309 numaralı parsel 1968 yılında yapılan genel kadastro sırasında tesisinde yüzölçümü bulunmayan Mayıs 1926 tarih 24 numaralı sicilden gelen ve bu tapudan ifraz edilen Aralık 1952 tarih 415 numaralı 12 Hektar 8674 m2 yüzölçümlü Doğusu ve Kuzeyi: Maliye Hazinesine ait arazi, Batısı: 10 nolu müfrez mahal, Güneyi: İstanbul Asfalt Şosesi sınırlı tapu kaydına dayanılarak davalı…… adına tespit edildiği, … Köy Muhtarlığının, taşınmazın mera olduğu, … …’ın … 1946 tarih 117 numaralı tapu kaydı kapsamında kaldığı, Hazinenin taşınmazın kesinleşen orman sınırları içinde kaldığı iddiasıyla yaptıkları itirazlar hakkında komisyonca yetkisizlik kararı verilerek kadastro mahkemesine gönderilerek, mahkemenin 1970/27 Esas numarasına kaydedildiği, yine 312 parsel hakkında Hazine ve … … tarafından açılan davalar bu dosya ile birleştirilmesinden sonra, mahkemenin 21.03.1983 gün ve 1970/27-3 sayılı kararıyla 309 sayılı parselin 20950 m2, 312 sayılı parselin 15500 m2’lik bölümlerinin M. Tacettin …, 309 sayılı parselin 6950 m2 bölümünün … … mirasçıları adına tapuya tesciline, 309 ve 312 sayılı parsellerin geriye kalan bölümlerinin kesinleşen ve tapuya tescil edilen … Devlet Ormanı sınırı içinde kalması nedeniyle 766 Sayılı Yasanın 46/son maddesi gereğince, tapuya … ormanı olarak aktarılmasına karar verildiği ve tarafların temyizi üzerine yukarıda özetlenen 7. Hukuk Dairesinin 07.02.1984 gün ve 1983/12160-1517 sayılı kararıyla bozulduğu, bozma kararına uyulduktan sonra 19.11.2001 gün ve 1985/77-1002 sayılı kararla kesinleşen orman sınırları içinde kalan 312 numaralı parselin tamamı ile 309 nolu parselin (A) işaretli 5626 m2’lik bölümünün … ve 309 numaralı parselin (B) işaretli 8222 m2’lik bölümünün … … Mirasçıları, kalan 126078 m2 bölümünün…… mirasçıları adına tesciline dair verilen kararın yine tarafların temyizi üzerine, bu kez yukarıda özetlenen 17. Hukuk Dairesinin 05.03.2003 gün ve 2002/5060-1449 sayılı kararıyla 312 nolu parsel yönünden verilen kararın onandığı ve 309 parsel yönünden verilen kararın araştırmaya yönelik olarak bozulduğu,
2) Dava ve temyize konu 309 numaralı parsel hakkında son bozma kararına uyularak alınan 30.11.2005 günlü … … ve arkadaşları tarafından düzenlenen raporda 309 sayılı parselin 123821 m2’lik bölümünün kesinleşen ve tapuya tescil edilen … Devlet Ormanı sınırları içinde 4843 m2’lik bölümünün orman sınırı dışında olduğunu bildirmişlerse de, dava dosyası içindeki 07.10.1939 tarihli tahdit tutanaklarının 72. sahifesinde, Boğazköy, … Ormanlarının müşterek sınırı olan …-Derbent Şosesi üzerindeki Boğazköy Ormanının (1) numaralı noktası olduğu … Devlet Ormanının 13 numaralı noktası olduğu kabul edildikten sonra tahdit zaptında aynen “Derbent-… Şosesi üzerindeki 13 nolu beton kazıktan Şarka dönerek ve Şose boyunca gidilerek 15 nolu noktada yol bekçi binasına ve Şoseyi Şarka doğru devamla … mevkiinde 15. km. işaretli yol taşına kadar tahdit işi yapılmıştır. Bu sınırın içinde ve şimalinde … Köyü Devlet Ormanları, dışında ve cenubunda ise, Bakırköy kazası mülkü sınırlarına ait arazi mevcuttur” şeklinde tanımlandığı ve bu tanımlamanın aynen ilan zabıtlarına geçildikten sonra 28.06.1940 tarihinde ilan edildiği ve kesinleşmesiyle Temmuz 1945 tarih 39 numarada tapuya tescil edildiği, sözü edilen bu tapu kaydının sınırları tahdit zaptına uygun olarak … Devlet Ormanının güney sınırı “…-Derbent Şosesi, Doğuya doğru 13 nolu beton kazıktan başlayarak Şoseyi Doğuya doğru devamla 15 nolu yol bekçi kulübesine, 15’nci km. yol taşındaki 19 numaraya kadar
-5-
2007/2453-5942

15’nci km.deki 19 numaradan Şoseyi terkle kuzeye dönerek adi araba yolunu takiple…” şeklinde tarif edildiğine göre, … Devlet Ormanının 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19 numaralı orman sınır noktalarının Derbent-… yolunu aynen takip ettiği ve 19 numarada bu Şoseyi terk ederek kuzeye, araba yolu boyunca devam ettiğinin kabulü gerekir. Orman Kadastro Yönetmeliği ve bu yönetmelik uyarınca çıkartılan Teknik İzahname hükümlerine göre orman tahdit haritasıyla orman tahdit zabıtları uyumsuz ise, orman tahdit tutanaklarında tarif edilen sınır noktalarına uyularak orman sınırlarının belirlenmesi gerekir. Yargıtay uygulamaları da bu şekildedir. İşte, 1988 yılında yapılan aplikasyon ve 2/B madde uygulamasında da Orman Kadastro Yönetmenliğinde belirtilen yöntemle 1939 tarihli kesinleşen orman sınırları araziye ablike edilmiş ve 1939 yılı tahdit tutanağındaki ve bu sınırlara göre oluşturulan orman tapu kaydı sınırlarına aynen uyularak …-Derbent yolu orman sınırı olarak belirlenmiştir. Bozma kararından önce Prof.Dr…. Özyuvacı tarafından verilen raporda da orman sınırlarının aynı yolu takip ettiği açıklanmış, yine bozma kararından sonra 06.05.2004 tarihli keşifte bilgilerine başvurulan orman fakültesi öğretim üyelerinden Prof.Dr…. ile Prof.Dr…. Ayanoğlu tarafından düzenlenen raporda da “13-15 orman sınır noktalarının tahdit tutanaklarına göre güneydeki İstanbul-Yassıviran (…-Derbent Şosesi) asfaltını yol boyunca takip ettiğini, tahdit haritasına 14 numara konularak 4843 m2’lik bölümün orman sınırı dışında gösterildiğini, bir an için bu bölüm orman sınırı dışında kalmış olsa bile, orman sınırı içinde ve dışında kalan bölümlerin fiziki yapılarının aynı olması nedeniyle orman kadastrosunun 1939 yılında yapılması ve 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasa gereğince bütün ormanların devletleştirilmesi nedeniyle, bu 4843 m2’lik bölümün orman sınırı dışında kalsa dahi, 3116 Sayılı Yasadan sonra yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasayla devletleştirildiğinin kabul etmek gerektiğini” bildirdikleri ve hükme dayanak yapılan 30.11.2005 tarihli … … ve arkadaşlarının raporunun da Prof.Dr…. ve Prof.Dr…. Ayanoğlu’nun raporu doğrultusunda açıklamalarda bulunulduğu, bu durumda tahdit tutanakları ve bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde, 309 ve 312 nolu parsellerin tamamının 28.06.1940 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman sınırları ve daha sonra Temmuz 1945 tarih 39 numarada tapuya tescil edilen … Devlet Ormanı sınırları içinde kaldığının anlaşıldığı, bu konunun mahkemenin de kabulünde olduğu,
3) Mahkemece, 309 sayılı parselin tamamı kesinleşen orman sınırı ve orman tapu kaydı kapsamında kaldığı kabul edilmekle birlikte, ……’ın dayandığı Aralık 1952 tarih 415 numaralı tapu kaydının 1993/5-1996/1 sayılı Y.İ.B.K.da sözü edilen tevzi tapusu olmadığı, ancak Hazineyi bağlayan kararlar bulunduğu ve yine … …’ın tutunduğu … 1945 tarih 117 nolu tapu kaydının 2510 Sayılı İskan Yasası hükümlerine göre oluşturulması nedeniyle, sözü edilen içtihadı birleştirme kararının kabul ettiği tapu kaydı olması ve daha sonra 1951 yılında makiye ayrılması ve muhafaza makisi karakteri taşımaması gerekçe gösterilerek bilirkişi krokisinde (A) işaretli bölüm …… mirasçıları, (B) işaretli bölümde … … mirasçıları adına tescile karar verilmiştir.
Ancak, dosya içindeki dayanak evraklarına göre……’ın dayandığı tapu kaydı, ilk defa Mayıs 1926 tarih 24 numarada idare meclisinin 10 Mayıs 1926 tarih 175 numaralı kararına dayanılarak tescil edilmiştir. Sözü edilen tapunun dayanak evraklarının eski harfli fotokopi örnekleri, keza … harflere çevrilmiş suretleri dosya içindedir. Bu evraklara göre dayanılan tapu kaydının oluşumu şöyledir:
a) 10 Mart 1338 (1922) tarihli Rami … Mahallesi, İkiteli ve Şomlar Köyleri İhtiyar Heyeti tarafından düzenlenen ilmühaberde aynen “Bakırköy kazası dahilinde kain Sıçanlı … namile yad olunan ve bir kahvehane ile beş on res hayvan istiat edecek ebniyeden ibaret olan mahalli 10 sene evvel Boğazköylü Filip tarafından Hurşit oğulları Ragıp ve Besim ağalara satarak mezkur 10 seneden beri Ragıp ve Besim ağalar tarafından tasarruf suretiyle idare oluna gelmekte olup, esasen işbu ebniyenin bulunduğu mahal arazii emirriyeden almasına binaen, ebniyeninde arza nisbeten Senedi Hakaniye raptı kanunen ancak sahibi arz olan hükümete ait bulunmasına … (devamında Ragıp ve Besim ağalar ifetli ve namuslu dürüst kişiler olduğu, bu yerden gelip geçen yolculara yardımlarda bulundukları, şimdiye kadar kanunsuz hallerinin
-6-
2007/2453-5942

işitilmediği belirtilerek) … kendileri ehli iffet ve iltikamet ve namusdan olduklarına dair işbi mazbatamız Bakırköy Fransız Mevki Kumandanlığı canibi alisine takdim kılındı, 10 Mart 1338 (1922)” denildiği,
b) Bundan sonra, Hurşit oğlu Besim Ağanın Mart 1926 tarihinde Bakırköy Kaymakamlığına verdiği dilekçede “İstanbul-… Şosesi güzergahında bulunan SIÇANLI …’ın mutasarrıfıyım, Mezkur … ve müştemilatı Boğaz … sukatından mutasarrıfı Filip’e ait iken, bundan 12 sene evvel seferberlik zamanında tarafımdan Filip’den 140 lira para mukabilinde iştira edilmiş ve henüz tapu senedi alınmamış üzere iken askere davet edildim… terhis edilerek mezhur handa mukim iken, zamanında Rumlar tarafından … tasarrufuma tecavüz ve hanın iştigaline kıyam edilmiş ise de… hükümet meclisimizce mahallinde icra edilen tahkikat ve civarın heyet ihtiyariyelerinin şahadeti ile tasarrufum temin edilmiş iken… bir an evvel tahkikat yapılarak tapu senedinin itası…”nın istendiği,
c) Bu dilekçeye ekli …, muhtar ve ihtiyar heyeti imzalı diğer evrakda herhangi bir sınır yazılmadan “…kılınan tahkikat neticesinde mahalli mezkur 15 sene evvel sabit senedi ile 140 lira mukabilinde Besim …’ya ferağ edildiği… tezahür etmiş, Besim … bil intirağ temlik ve tasarruf etmekte olduğu tayin ve tahakkuk etmekle bu beyanname tanzim ve ita kılındığı” denildiği,
d) Bakırköy Kaymakamlığının dilekçeyi … Bey Nahiye Müdürlüğüne havalesi üzerine Nahiye Müdürlüğünün 3 mart 1926 tarih 64 nolu derkenara Besem ağanın bu hanı 12 yıl evvel Filip’ten satın aldığı” şerhini yazarak, Kaymakamlığa ve Kaymakamlığın da Tapu Müdürlüğüne evrakı gönderdiği,
e) Tapu Müdürlüğü 17 Mart 1926 tarihli yazı ile “…hükümete ait arazi üzerine mevzu bahis hanı Boğazlı Filip inşa eylediği nahiye müdüriyetinin derkenarında gösterilmesine mebni merkum Filip’in Besim ağaya ne gibi vesaiki tasarrufiyeye istinaden satmıştır. Vesaiki tasarrufiyenin tarihi nedir ve mobeyin senedi mevcut ise bir suretinin de irsali hususunun tekrar nahiye müdüriyetine havale buyurulmasını 17 Mart 1926”,
f) … Bey Nahiye Müdürlüğü 18 mart 1926 tarihli yazı ile “müstedi mezkur hanı mobeyin senedile almış ise de Fransızlar tarafından hini tevkifinde nezdinde bulunan tekmil evakı meyanında senedi mezkurun dahi gasbedildiği, fakat 3 Mart 1926 tarih 64 nolu derkenarda beyan edildiği veçhile müddeası sabit bulunduğu senini adideden beri vergisini verdiği” şeklindeki cevabı Bakırköy Kaymakamlığına gönderdiği,
g) “BİLCÜMLE MUAMELAT-I TASARRUFİYEDE MAHALLE VEYA KARİYE İHTİYAR HEYETLERİ TARAFINDAN TAPU İDARELERİNE VERİLECEK İLMUHABERE MAHSUS VARAKADIR” başlıklı resmi cetvelin ilgili sütunlarına VİLAYETİ: İstanbul, KAZASI: Bakırköy, NAHİYESİ: Mahmutbey, MEVKİİ: Karaahmetli merası, CİNSİ: Ma-ı müştemilatı Sıçanlıhan, NEVİ: Evkafından mazbut … Beyazıt Vakfından, HUDUDU: Şarken: Kadı … merası, Garben: Boğazköy merası, Şimalen: … merası, Cenuben: Derbent Şosesi, MİKTARI: … (herhangi bir miktar yazılmamıştır.), icra olunacak muamele hakkında … ve ihtiyar heyeti tarafından verilecek izahat ve meşruhat hanesine de “hududu balada muharrer ma-ı müştemilatı Sıçanlı …, Boğazköylü Filip’in uhdesinde iken, 15 sene evvel 140 lira bedel mukabilinde Besim … İbni Hurşit …’ya mabeyn senedi ile ferağ …, Basim … dahi bedel tasarrufu senei mezkureden beri tasarruf olunarak… mahalli mezkur için tapu senedi itasına karargir olmuş, Basim … hayatta olup, baladaki fotoğraf kendisinin olduğu ve senet itasını müşaar işbu ilmuhaber tanzim ve tasdik kılındı” şeklinde belirtme yapılıp ve Besim …’nın baba adı, doğum tarihi, vilayeti ve kazasının yazıldığı,
h) 21 Mart 1926 tarihinde düzenlenen evrakta aynen “…kazası dahilinde kain Sıçanlı … namıyla yadolunun Mera … … ve samanlık ile tasarrufu uhdesinde olup, tasarruf senedi olmadığından, mezkur mahallerin senede raptı, Besim … imzasıyla verilen istida üzerine… tasarruf kaydında bulunamadığı, takriren zemini tahsisatı kabulünden bulunan yerin iki kısımdan mürkeba görüldü: Birinci Kısım: Şarken: Kadıköylü merası, Garben: Boğazköy merası, Şimalen: … merası, Cenuben: Derbent Şosesi, İkinci Kısım: Şarken, Garben,

-7-
2007/2453-5942

Cenuben emlakı maliye arazisi, Şimalen Derbent Şosesiyle makdut olarak merhum Filip’in uhdesinde olduğu anlaşılmış… 15 sene evvel 140 lira bedelle Besim …’ya ferağ edildiği ve Rami ve İkitelli ve … … heyeti intidadiyesinin Fransız kumandanlığına ita ettikleri merbut şahadetname ile (10 Mart 1338-1922 tarihli) tezahur etmiş ve merkum Besim … bilintirağu temlik ve tasarruf etmekte olduğu, tahakkuk etmekle işbu beyanname tanzim ve ita kılındı 21 Mart 1926” şeklinde yazıldığı,
ı) Bakırköy Tapu Memurluğunca hazırlanan yukarıda yazılı evrakların 5 Nisan 1926 gün 750 nolu yazı ile İstanbul Tapu Müdürlüğüne gönderildiği, ancak İstanbul Tapu Müdürlüğü Mayıs 1926 tarihinde “ferağ harcı alınması” için yeniden Bakırköy Tapu Memurluğuna iade ettiği,
k) Bakırköy Kaymakamlığı 3 Mayıs 1926 tarih 175 numara ile “İdare heyetine” havale ettiği, ancak idare heyetinin yada idare meclisinin kararının tapunun dayanakları içinde bulunmadığı,
l) 12 Mayıs 1926 tarihli “Emlak ve Arazi Ferağ ve İntikal Ruhsat Tezkeresi” başlıklı evrakda ise, Cilt No: 139, Mahallesi: Hanlar, Sokağı: Karaahmetli merası, Cinsi: Tulumba hamamı, …, Eski sahibi: Tapu memurluğunun 11 Mayıs 1926 tarih ve 85 numaralı mezkuresi mucibince Boğazköylü Filip’den 140 lira sabit senedi ile 1325 senesinde tefarru eden Besim …’ya hak-ı karardan senet itası mezkuresi mucibince. … sahibi: Besim …” şeklinde doldurulduğu ve bundan sonra bu evraklara dayanılarak 13 Mayıs 1926 tarih 24 numarada Doğusu: Kadı Yakuplu merası, Batısı: Boğazköylü merası, Kuzeyi: … merası, Güneyi: Derbent Şosesi sınırlarıyla Cinsi “tasarruf kanunun neşrinden evvel muhdes ma müştemilat Sıçanlı … ile zemini, Miktarı: yok şeklinde ve iktisap hanesine de yukarıda yazılı belgelerden bahsedilerek Besim … namına müceddeden kaydedildiği yazılarak tapuya tescil edildiği,
(Görüldüğü gibi (a) ile (f) bentlerinde yazılı evraklarda sadece “Hon’ın Filip tarafından satıldığı konusunda bilgi bulunduğu, evrakların hiç birinde arazinin satışından söz edilmediği, yine 10 Mart 1338 (1922) tarihli ilmühaberde “Hanı’ın Ragıp ve Besim Ağalara satıldığı yazılı olduğu halde (b) ila (h) bentlerinde yazılı evraklardan Ragıp ağadan söz edilmediği, yine (a) bendine yazılı Fransız kumandanlığına verilen 10 Mart 1338 tarihli ilmuhaberde Sıcanlı Hon ismiyle yazılı olunan yerin bir kahvehane ile beş on res hayvan istiap edecek ebriyeden ibaret olduğu, (h) bendinde yazılı evrakta mera … … ve samanlıkdan bahsedilerek birinci kısmın Derbent Şosesinin kuzeyinde, üç tarafı mera güneyi Derbent Şosesi, ikinci kısım arazinin üç sınırı Emlaki milliye arazisi, Kuzeyi Derbent Şosesi olduğundan bahsedildiği (b) ila (g) bentlerde yazılı evraklarda ise sadece “Hon” ın satışından söz edilip ikinci kısım araziden söz edilmediği),
Tapunun dayanağı evraklarda herhangi bir haritanın düzenlendiğinden söz edilmediği gibi, Filip tarafından Besim …’ya devredildiği bildirilen taşınmaz ya da taşınmazların miktarının ne kadar olduğu konusunda da hiçbir bilginin bulunmadığı, 12 Mayıs 1926 tarihli intikal ruhsat teskeresinde, taşınmazın Cinsi: Tulumba Hamamı … şeklinde yazıldığı,
Yukarıdaki evraklara da yazılarak, 13 Mayıs 1926 tarih 24 numarada Besim … adına tescil edilen Cinsi: Maa müştemilat Sıçanlı … ile zemini miktarı bulunmayan D: Kadıyakuplu merası, B:Boğazköy merası, K: … merası, G: Derbent Şasesi olan, tapu kaydı 16 Nisan 1930 tarih 25 numarada Sadullah … kızı Halise Hanıma satıldığı ve aynı cins ve sınırlarla miktarı olmadan tapuya tescil edildiği,
4) Besim … (Özocak), tasarruf kanunun neşrinden evvel yapıldığı belirtilen maa müştemilat Sıçanlı … ile zemini cinsli tapu kaydını Nisan 1930 tarih 25 numarada Halise Hanıma sattıktan 14 yıl sonra 01.12.1944 tarihli dilekçesi ile İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinde Hazine aleyhine açtığı davada “Bakırköy Kazası, … Nahiyesine bağlı Derbent’de Sıçanlı mevkiinde bulunan üç tarafı emlakı milliye arazisi, bir tarafı Derbent Caddesi ile çevrili tahminen 2000 lira kıymetindeki araziyi önceki mutasarrıfı Filip’den devraldığını, meclisi idarece tescil kararı verildiğini, hatta tahdidi hududu ile mahallinde

-8-
2007/2453-5942

krokisi dahi tanzim İstanbul Tapu Baş Müdüriyetince bu tescil muamelesi tasvip ve karar mucibince tescilinin yapılması, Bakırköy Tapu Sicil Muhafızlığına … ve tebliğ edildiği, vergi dairesince muktaziyenin ifa ve bir kıta ruhsat teskeresinin imlası için Bakırköy Mal Müdürlüğüne havale edilmiş ve adına tescil kararı verilmiş iken, şimdi mal müdürlüğünün bu arazinin emlaki milliyeye aidiyetinden bahisle tescilini yapmayarak muaraza ve müdahalede bulunduğunu, (örneği dosyada bulunan Bakırköy Tapu Sicil Müdürünün imzaladığı, ancak kaymakam ile mal müdürünün “sınırdaki Hazine arazilerine tecavüz edildiğinden … memuru refakati ile bağlı tahdit haritasının yeniden tatbiki” şerhini koyup imzaladıkları 20/05/1943 tarihli karar kastediliyor) sonuç olarak: “tescile mümanaat suretindeki muaraza ve müdahalenin meni ile bu arazinin davacı uhdesine tescilinin temini” istediği ve İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1944/374 sayılı dosyasında görülen davada 12.06.1946 gün 1946/374-131 sayılı kararla vaktiyle tanzim edilmiş olan dosyada bulunan tahdit hudut haritası sureti mucibince davacı Besim Özocak adına tapuya tesciline karar verilmiş ve davalı Hazinenin temyizi üzerine 1. Hukuk Dairesinin 06.02.1947 gün 6832/5585 sayılı kararıyla “davacı Besim’e haricen satan Filip’in tasarruf … konusunda şahitlerin teferruatlı beyanı alınmadan 5000 dönümlük yerin davacının fiili tasarrufunda olduğu kabul edilerek yazılı olduğu gibi hüküm kurulmasının usulsüz olduğu” gerekçesiyle ” hükmün bozulduğu ve mahkemece bozma uyularak yeniden verilen 19.12.1947 gün ve 1947/131-417 sayılı kararla “Medeni Kanunun 639. maddesinde yazılı zamanaşımına göre, tescilini istemeye … olduğundan 25.01.1946 tarihli bilirkişi raporunda ortasından geçen yol ile iki kısma ayrılan müdabihin sureti dosyada mecut vaktiyle tanzim edilmiş olan tahdit hudut haritası mucibince davacı namına tapuya tesciline” karar verildiği ve bu kararın 1. Hukuk Dairesinin 02.07.1948 gün 1594/3969 sayılı kararıyla onandığı ve kesinleştiği, söz edilen bu kararların hiçbirinde ve eki krokide ve yapılan keşiflerde arazinin miktarının ne olduğu konusunda hiçbir bilginin bulunmadığı, Davacı Besim Özocak’ın Hazineye karşı açtığı dava sonunda verilen kararın kesinleşmesinden sonra, bu kararla ilgisi ve tarafı olmayan Halise … adına, cinsi, maa müştemilat Sıçanlı … olan ve tapu kaydında yüzölçümü bulunmayan Nisan 1930 tarih 25 numaralı tapu kaydı yukarıda yazılı İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen karardan söz edilerek “tashih edildiği” iktisap sütununa yazılarak tapu kaydının miktarının 125 Hektar 6625 m2 ve tapunun cinsi de tarla olarak 20 Aralık 1952 tarih 395 numarada Sadullah kızı Halise Özocak adına tapuya tescil edildiği ve Halise Özocak tarafından sanki tapunun geçerli bir haritası varmış gibi yolun kuzey tarafındaki 125 Hektar 6625 m2 yüzölçümlü tapu kaydı iki parçaya ayrılarak birisine 9 numara, diğerine 10 numara verilerek 9 numaralı yer Aralık 1952 tarih 415 numarada 12 Hektar 8624 m2 olarak … Tacettin Tosunlara satıldığı, işte bu tapu kaydının kadastro sırasında temyize konu … Köyü 309 numaralı parsele revizyon gördüğü ifraz edilen ve 10 numara verilen yerde 112 Hektar 2951 m2 yüzölçümüyle önceki … Halise Özocak üzerinde bırakıldığı ve Halise Özocak daha sonra bu 10 numaralı yerini iki parçaya ayırarak 22 numara verilen 8100 m2 yüzölçümlü yeri Ekim 1955 tarih 5 numarada 1/3 pay oranında … Yürük, M…. Berberoğlu ve … Eres’e sattığı, 23 numara verilen yerde 111 Hektar 9851 m2 olarak Halise Özocak adına yeniden tescil edildiği, kesinleşen tescil davası sonucunda yeniden karar gereğince besim ağalar adına Derbent Şosesinin güneyinde bir parça arazi Aralık 1948 tarih 33 numarada tescil edilmiştir.
Davacı Besim Özocak’ın İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tescil davasının 01.12.1944 tarihli dilekçesinde dava konusu ettiği yerin üç tarafını emlaki milliye arazisi, bir tarafını Derbent Caddesi olarak göstermiş ve daha önce mal müdürlüğüne verilen evraka göre bir kısmı hakkında tescil işlemi yapıldığı halde, kalan ikinci parçanın tesciline karşı konulduğunu ve böylece muaraza yaratıldığını iddia etmiş ve aynı davaya Hazine vekili tarafından verilen 11.06.1945 ve 15.04.1946 tarihli cevap dilekçelerinde” daha önce Derbent Şosesinin kuzeyinde kalan birinci kısım arazinin Mayıs 1926 tarih 24 numarada tapuya tescil edildiğini, 1944 yılında açılan bu tescil davasının tapuya tescil edilmemiş olan Derbent Şosesi’nin güneyindeki ikinci kısım arazi olduğunu bildirmiştir. Bu duruma göre, gerek dava

-9-
2007/2453-5942

dilekçesi gerekse cevap dilekçeleri değerlendirildiğinde, davanın açıldığı tarihte yolun kuzeyinde kalan ve davacı Besim Özocak adına Mayıs 1926 tarih 24 numarada tescil edilen arazi Halise Özocak’a 1930 tarihinde tapuda sattığından göre, 1944 yılında açılan tescil davasının yolun kuzeyinde kalan ve o tarihte davacı Besim Özocak’a ait olmayan arazi ile ilgili olduğu, yani tescil davasının konusu olduğu, düşünülemez. Tapu tescil evrakında da, birinci arazinin Derbent Şosesinin kuzeyinde bulunan Sıçanlı … ve zemini olduğu ve güney sınırının Derbent Şosesine dayandığı, üç sınırının mera olduğu, ikinci arazinin; üç sınırının tescil davasının 01/12/1944 tarihli dava dilekçesinde yazılı olduğu gibi, “üç sınırının emlaki milliye arazisi, kuzey sınırının Derbent Şosesi” şeklinde yazıldığından tescil davasının Derbent Şosesinin güneyinde kalan ikinci parça arazinin tescili için açıldığı anlaşılmaktadır. Hükmüne uyulan Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 07.02.1984 gün 1983/12160-1517 sayılı kararında “Tescil davası 01.12.1944 gününde Besim Özocak tarafından açıldığı ve 1947 yılında hükme bağlandığı, halbuki 13.05.1926 gününde Besim … adına oluşturulan (Mayıs 1926 tarih 24 numaralı yüzölçümü bulunmayan) tapu kaydının 16.04.1930 gününde (Nisan 1930 tarih 25 numarada) Halise Özocak’a intikal ettiği, eğer bu ilam sözü edilen tapu kaydının kapsamı ile ilgili ve sınırlı ise, dava tarihinde Besim Özocak taşınmazın ve tapu kaydının maliki olmayıp, o tarihte malikin Halise Özocak olması nedeniyle bu ilamın Hazineyi bağlayıcı kesin hüküm niteliğinde olduğunun düşünülemeyeceği…” kabul edildiğine göre, Halise Özocak’a satılan yolun kuzeyinde kalan yerle ilgili olarak verilen İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.12.1947 gün ve 47/131 sayılı kararı davacı Hazineyi bağlamaz. Çünkü, tescil davasına konu olmayan ve tescil davasının davacısı Besim Özocak’ın 17 yıl evvel sattığı yer hakkında hüküm kurulamaz.
5) Diğer taraftan; Mayıs 1926 tarih 24 nolu tapu kaydı, Besim … tarafından Nisan 1930 tarih 25 numarada Halise …’a satılmasından sonra yörede 1939 yılında yapılan orman kadastrosunda, Derbent Şosesinin kuzeyinde kalan dava konusu 309 ve 312 parseller ile bu parsellerin doğusunda ve kuzeyinde bulunan 310, 311, 305, 308, 250 ve 251 sayılı parseller ve batısındaki komşu Boğazköy Kadastro sahasında kalan 938, 941, 942 nolu parsellerin tamamı ile 943 ve 944 numaralı parsellerin bir bölümü … Devlet Ormanı sınırı içine alınmış ve 28.06.1940 tarihinde ilan edilerek orman kadastrosu 28/09/1940 tarihinde kesinleşmiş ve kesinleşen orman sınırlarına göre, … Devlet Ormanı 1957 Hektar 2500 m2 yüzölçümüyle Temmuz 1945 tarih 39 numarada tapuya tescil edilmiştir. Halise Özocak orman kadastrosuna karşı herhangi bir dava açmamıştır. Bilindiği gibi, kesinleşen orman sınırı içinde kalan tapu kayıtları yasal değerini yitirdiğinden, Halise Özocak adına kayıtlı Nisan 1930 tarih 25 numaralı Sıçanlı … ve zemine ait tapu kaydının kesinleşen … Devlet Ormanı sınırları içinde kalan bölümün hiçbir yasal değeri kalmamıştır. Besim Özocak’ın İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde 1944 yılında açtığı tescil davası sonucu o tarihte kesinleşmiş orman sınırı içinde bulunan 309 ve 312 numaralı parsellerin yeniden tapuya tescil edilmiş olduğu düşünülemez, çünkü bu yerle ilgili Besim Özocak adına Derbent Şosesinin kuzeyinde bir tapu kaydı oluşturulmamış, sözü edilen bu karar gereğince tescil davasında taraf olmayan Halise Özocak adına yazılı Nisan 1930 tarih 25 numarada miktarsız ve cinsi, Sıçanlı … ve zemin olarak kayıtlı tapu kaydının yüzölçümü 125 Hektar 6625 m2 ve cinsi de tarla olarak tashihen Aralık 1932 tarihli tapu tescil edilmiştir. Besim Özocak ile Halise Özocak’ın o tarihte sağ olduğu ve aralarında ırsi ve akdi bir ilişkinin bulunmadığı anlaşılmakla, Halise Özocak adına oluşturulan Aralık 1952 tarih 395 numaralı tapu kaydı ve dolayısıyla bu tapudan ifraz edilerek çekişmeli 309 numaralı parsele revizyon gösterilen…Tosunların dayandığı Aralık 1952 tarih 415 numaralı tapu kaydı yolsuz tescil niteliğindedir.
6) İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.12.1947 gün ve 1947/131-417 sayılı kararı gereğince Besim Özocak adına Derbent Şosesinin güneyinde kalan çok geniş bir arazi parçası Besim Özocak adına 15 Aralık 1948 gün Cilt 103, sıra 33 ve parsel 1 olarak tescil edilmiş ve bu tapu kaydı Besim Özocak tarafından ifrazla birçok kişiye satılmıştır. Besim Özocak üzerinde kalan bir kısım yer Mahmutbey Köyünde yapılan kadastro sırasında Habipler
-10-
2007/2453-5942

Mahallesi 5 pafta 176 sayılı parsele bir kısmı da İkitelli Köyü 2125 numaralı parsele revizyon gördüğü Bakırköy Kadastro Mahkemesinin 04.03.1960 gün 1957/2256-148 sayılı dosyasından anlaşılmaktadır. Besim Özocak’ın Aralık 1948 tarih 33 numarada adına kayıtlı tapudan ifraz ederek üçüncü kişilere sattığı taşınmazların kadastro sırasında hangi parsellere uygulandığı dosya kapsamından belli değildir. Şu hale göre, İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin tescil kararı üzerine İstanbul Derbent Şosesinin güneyinde kalan arazi Besim Özocak adına bu karar gereğince Aralık 1948 tarih 33 numarada 1 numaralı yer olarak tescil edilmiş, aynı asfaltın kuzeyinde Besim Özocak adına herhangi bir kayıt oluşturulmamış, ancak yukarıda izah edildiği gibi, Besim Özocak adına Mayıs 1926 tarih 24 numarada yüzölçümü belli olmayan ve Sıçanlı … ve zemini cinsli olan ve Nisan 1930 tarih 25 numarada Halise Hanıma sattığı tapu kaydının yüzölçümü 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin bu kararı dayanak gösterilerek 125 Hektar 6625 m2 olarak Aralık 1952 tarih 395 numarada yine Halise Özocak adına tahsihen tapuya tescil edildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda izah edildiği gibi Halise Özocak Asliye 4. Hukuk Mahkemesi kararının tarafı olmadığı ve onun yönünden verilmiş bir karar bulunmadığı ve Derbent Şosesinin kuzeyinde kalan arazi tescil davasının konusu olmadığı halde bu tapu kaydının yüzölçümü artırılıp sınırları ve cinsi değiştirilerek tashiken olduğundan söz edilerek tescil edilmiştir. Bu nedenle, sözü edilen Aralık 1952 tarih 395 numaralı tapu kaydının ve bu kaydın gitti kayıtlarının doğru temele dayanan ve Hazineyi bağlayan bir kayıt olduğu kabul edilemez.
7) Davacı Hazine, Şubat 1297 tarihli sicilden gelen K. Evvel 1331 tarih 389 numaralı tapu kaydına dayanılarak ve bu tapu kaydının daha eski tarihli olduğunu bildirerek Gaziosmanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesinin 1964/735 sayılı dosyasında M. Tacettin … ve 1964/736 sayılı dosyada Halise Özocak aleyhine, Aralık 1952 tarih 495 numarada Halise Özocak adına teshihen tescil edilen tapudan ifraz edilen Aralık 1952 tarih 415 ve 416 numaralı tapuların iptalini istemiş, mahkemece Hazinenin dayandığı tapu kaydı ile bu tapu kayıtlarının içi içe girmediği gerekçesi ile Hazine davası reddedilmiş ve kesinleşmiştir. Aşağıda izah edileceği gibi temyize konu dava, dava konusu 309 ve 312 numaralı parsellerin 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre 28.06.1940 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu sonucu tapuya tescil edilen Temmuz 1945 tarih 39 numaralı tapu kaydı kapsamında kaldığı iddiası ile açılmış olduğundan, önce görülen ve yukarıda sözü edilen davalar bu dava yönünden, davaların konusu ve sebebi aynı olmadığından kesin hüküm olarak kabul edilemez. 1939 yılında yapılan orman kadastrosu doğudaki … Köyü ile batıdaki Boğazköy’ün İdari sınırları esas alınarak yapılmış ve … Köyü Devlet Ormanının batı sınırı 1 numaralı noktadan başlanarak, güneye doğru devamla Bolluca Kemeri Deresi boyunca gidilerek 8 numaralı orman sınır (OTS) noktasına ve oradan yine güneye devamla, Derbent Şosesi üzerindeki 13 numaralı beton kazığa gelinmiştir. Bu hattın doğusu … Ormanı, batısı ise … Ormanları olarak tarif edilmiştir. … Ormanı olarak tarif edilen yer ise Boğazköy Devlet Ormanı olup, Temmuz 1945 tarih 26 numarada tapuya tescil edilmiştir. Temmuz 1945 tarih 39 numarada tapuya tescil edilen … Devlet Ormanının Derbent Şosesi üzerindeki 13 numaralı noktası Boğazköy Devlet Ormanının 1 numarası olarak kabul edilerek ve Derbent Şosesinde batıya doğru devamla Boğazköy Ormanının tahdidi yapılmıştır. 13/1 numaralı nokta tüm bilirkişi raporlarında Boğazköy 343 numaralı parselin güneybatı köşesinden biraz daha batıda olduğu bildirilmiş ve yeri işaretlenmiştir. Keza kesinleşen Gaziosmanpaşa Kadastro Mahkemesinin 16.03.1983 gün ve 1979/114-40 sayılı dosyasında da aynı 13/1 OS noktasının aynı yerde olduğu kararda açıklanmıştır. Bu durumda, Boğazköy 938, 941, 942 sayılı parsellerin tamamı ile 943 nolu parselin büyük bir bölümü ve 944 numaralı parselin güneydoğu köşesi, … Devlet Ormanı içinde kalmaktadır. Gaziosmanpaşa Kadastro Mahkemesinin 1979/114-40 sayılı dosyasında, çekişmeli … Köyü 309 numaralı parselin batı sınırında olan 20.000 m2 yüzölçümlü Boğazköy 938 numaralı parselin temyize konu davanın taraflarından M. Tacettin … adına tescil edildiği, keza Boğazköy 950 numaralı parselin M. Tacettin …’ın satışı ve muvafakatı üzerine … Ceyhan adına tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, yolsuz tescil sonucu Besime Özocak adına Aralık 1952 tarih 395 numarada tescil edildikten sonra ifrazen davalı M. Tacettin …’a satılan 12 Hektar 6674 m2 yüzölçümlü
-11-
2007/2453-5942

olan ve dava konusu 309 sayılı parsele revizyon gösterilen Aralık 1952 tarih 415 numaralı tapunun Boğazköy Kadastro sahasında kalan 938 parsel ile o parselin batısında kalan diğer parsellere ait olduğu, çekişmeli 309 numaralı parsele ait olmadığı da anlaşılmaktadır. Boğazköy 938 sayılı parselin kadastrosu yapılırken o parsele doğuda komşu dava konusu … Köyü 309 sayılı parsel yeri Devlet Ormanı olarak gösterilmiştir.
8) Bir an için M. Tacettin … mirasçılarının dayandığı Aralık 1952 tarih 415 numaralı tapunun çekişmeli 309 nolu parsele uyduğu kabul edilse bile tapunun geldisi Nisan 1930 tarih 25 numaralı tapu kaydının orman sınırı içinde kalan bölümleri … Köyünde 1939 yılında yapılan ve 28.06.1940 tarihinde 3 ay süre ile ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu sonucu yasal değerini yitirmiştir. Sıçanlı …’a ait Nisan 1930 tarih 25 nolu tapu kaydının çekişmeli 309 sayılı parsele ait olduğu da kabul edilemez. 1939 tarihli Boğazköy orman tahdit haritasında Sıçanlı …’ın yeri dava konusu 309 nolu parselin batı tarafında ve çok uzağında gösterilmiştir. Yukarıda izah edildiği gibi İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.12.1947 gün ve 1947/131-417 sayılı ve Gaziosmanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesinin 11. 04.1967 gün 1964/735-187 ve aynı gün 1964/736-186 sayılı kararları sebep birliği olmadığından bu dava yönünden kesin hüküm olduğu kabul edilemez. Bu konu hükmüne uyulan 7. Hukuk Dairesinin 07.02.1984 günlü bozma kararında da vurgulanmıştır.
9) Çekişmeli 309 ve 312 numaralı parsellerin 1939 yılında yapılan ve 1940 yılında ilan edilerek kesinleşen ve daha sonra Temmuz 1945 tarih 39 numarada 1957 Hektar 2500 m2 yüzölçümü ile tapuya tescil edilen Devlet Ormanı içinde kaldığı, bu ormanın bir bölümünün 1951 yılında makiye ayrıldığı ve makiye ayrılan yerlerin bir bölümünün 4753 Sayılı Yasa gereğince tevzi edildiği, 309 ve 312 numaralı parsellerin ise makiye ayrılmasına rağmen kimseye tevzi edilmediği, tarafların tevzi tapusuna dayanmadıkları anlaşılmaktadır. 22.03.1996 gün ve 1993/5-1 sayılı Y.İ.B.B.G.K. ile kesinleşen orman sınırları içerisinde iken makiye ayrılan ve makiye ayrılmasından sonra özel yasalar uyarınca oluşturulan tapu kayıtlarına değer verileceği kabul edilmiştir. M. Tacettin …’ın dayandığı tapu kaydı İçtihadı Birleştirme Kararının kabul ettiği özel yasalar uyarınca oluşturulan bir tapu kaydı değildir. Diğer davacı … … mirasçılarının dayandığı Aralık 1946 tarih 117 numaralı üç sınırı funda, güney sınırı yol olan 9222 m2 yüzölçümlü tapu kaydı 2510 Sayılı İskan Yasası hükümlerine göre oluşturulmuştur.Tapu kaydının belirtilen sınırlarına göre her yere uyabilecek nitelikte olan bir tapu kaydıdır. Bilirkişiler de tapu kaydının sınırlarını bilemediklerini söylemişlerdir. Bu tapu kaydının uyduğu kabul edilerek … … mirasçıları adına tescil edilen (B) işaretli 8222 m2’lik bölümün üç tarafı çekişmeli 309 numaralı parselle doğusu 312 numaralı parselle yani dört sınırı tahdidi kesinleşen Devlet Ormanı ile çevrilidir. Taşınmazın sınırında yol da bulunmamaktadır. Sözü edilen tapu kaydı, çekişmeli 309 ve 312 sayılı parseller 1940 yılında kesinleşen ve Temmuz 1945 tarih 39 numarada tapuya tescil edilen … Devlet Ormanının sınırları içinde iken, 26 … 1946 tarihinde oluşturulmuştur. Ormanların tevzi edileceği veya iskan suretiyle verileceği konusunda 2510 Sayılı Yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Orman sınırları içinde oluşturulan tapu kayıtlarına değer verileceğine ilişkin 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 45. maddesinin ilgili hükümleri Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün 1987/31-13 ve 14.03.1989 gün 1988/35-13 ve 13.06.1989 gün 1989/7-25 sayılı kararları ile iptal edilmiş, ve bu kararların gerekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili tüm Yargıtay Daire kararlarında açıklandığı gibi kesinleşen orman sınırları içinde kalan tapu kayıtları yasal değerini yitireceğinden ve orman sınırı içinde olan bir yer için oluşturulan bu tür kayıtlara değer verilemez. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının görülmekte olan davalara uygulanması zorunludur. Bu nedenle, 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin iptal edilen hükümlerinin uygulama olanağı yoktur (Y.K.D.’nin Aralık 1989 sayısında yayınlanan 16. Hukuk Dairesinin 07/07/1989 gün 1988/11017-11366 sayılı kararı ve H.G.K.nun 04/03/1992 gün ve 1991/14-610-151 sayılı kararı). Yine Y.K.D Ekim 2006 sayısında yayınlanan H.G.K.’nun 27.02.2002 gün ve 2002/1-19-97 sayılı kararı ile de “kesinleşen orman sınırları içinde kalan eski tapu kayıtları yasal değerini yitirdiğinden o yer makiye ayrılmış olsa bile eski

-12-
2007/2453-5942

tapu kayıtlarına değer verilemeyeceği” ilkesi kabul edilmiştir. 1993/1-5 sayılı Y.İ.B.K.nın değer verdiği tapu kayıtları makiye ayrıldıktan sonra özel yasalar gereğince oluşturulan tapu kayıtlarıdır. Orman sınırları içinde iken oluşturulan tapu kaydının kapsamının sonradan makiye ayrılmış olması sözü edilen Y.İ.B.K.nun konusu değildir.
10) Somut olayda, yörede orman kadastrosu 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşmiştir. Orman kadastrosunun yapıldığı tarihte 3116 Sayılı Yasanın 7. maddesi gereğince orman kadastrosuna itiraz süresi üç aydır. Bu süreyi geçirenler için 08.09.1956 tarihinde yürürlüğe giren 6831 Sayılı Orman Yasasının Muvakkat 3. maddesi hükmü ile “3116 Sayılı Yasanın 7. maddesinde yazılı üç aylık itiraz süresini geçirenlere bu yasanın yürürlük tarihinden itibaren altı aylık itiraz süresi” getirildiği halde, bu süre içinde de orman kadastrosunun iptali için bir dava açılmamış ve dava konusu taşınmazı orman sınırları içine alan orman kadastro işlemi kesinleşmiştir. Kesinleşen orman sınırlarını değiştirmeye hiç bir merci ve makam yetkili değildir. Makiye ayırma işlemi kesinleşen orman sınırını değiştirme işlemi olmayacağından, esasen makiye ayırma komisyonlarına yasa ve yönetmelikte böyle bir yetki de verilmediğinden, yasa ve yönetmeliğe aykırı olarak makiye ayrılan taşınmaz orman sınırları içinde kalmaya devam eder.
11) 3116 Sayılı Yasanın 5653 Sayılı Yasa ile değişik 1. maddesinin (e) fıkrasında “maki cinsinden her türlü ağaçcıklarla örtülü yerler orman sayılmaz”, aynı yasanın 4. maddesinde ise “Bu yasa yayımı tarihinde yürürlüğe girer” hükümleri bulunmaktadır. Sözü edilen yasa, 03.04.1950 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yasanın geriye yürüyeceği konusunda bu yasada ve yönetmelikte hiç bir hüküm bulunmadığı gibi, yine yasanın ve yönetmeliğin hiç bir maddesinde “Yasanın yürürlüğü tarihinden önce kesinleşen orman sınırları içinde kalan makiliklerin, tapulu tarlaların, ham toprakların, meraların ya da çayırlıkların makiye ayrılacağı” konusunda da hiçbir hüküm bulunmamaktadır. 6831 Sayılı Orman Yasasını değiştiren 23.09.1983 gün 2896 Sayılı ve 05.06.1986 gün 3302 sayılı yasalar ile de ormanlar aleyhine bir takım hükümler yürürlüğe konulmuştur. Bu yasaların yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmiş olan ormanlarda da bu yasaların uygulanacağı konusunda hiç bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak, her iki yasanın geçici 2. maddesinde “bu yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmasına başlanmış, ancak TAMAMLANMAMIŞ ORMAN KADASTROSU ve orman rejimleri dışına çıkarılması işlemleri, bu yasa ile değiştirilen ilgili madde hükümlerine göre Orman Kadastro Komisyonlarınca tamamlanır.” hükmü bulunmaktadır. Demek ki, orman aleyhine hükümler getiren bu … yasalar yürürlüğe girdikleri tarihten önce tamamlanmış Orman Kadastrosuna uygulanmayıp, ancak, tamamlanmamış işlere uygulanacaktır. Bilindiği gibi, kadastro işlemleri askı ilan tarihinin sonunda kesinleşir. H.G.K.’nun 11/03/1992 gün ve 1991/14-253-1992/170 sayılı kararı ile, orman kadastro çalışmalarının bitirildiği tarihin KADASTRONUN TAMAMLANMA tarihi olacağını, askı ilanı, … yasanın yürürlük tarihinden sonraki dönemde yapılsa bile, … yasanın (ilan tarihinde yürürlükte olan 3373 Sayılı Yasanın), eski yasanın (3302 Sayılı Yasa) yürürlüğü döneminde tamamlanmış işlere uygulanamayacağına karar vermiştir.
H.G.K.’nun 09/03/1988 gün 1987/2 – 860 – 1988/232 ve 23.11.1988 gün 1988/1 – 825 – 964 ve 20.12.1989 gün 1989/12 – 539 – 662 ve 06.03.2002 gün 2002/1-119 – 135 ve 26.06.2002 gün 2002/14 – 517 – 534 ve 23.10.2002 gün 2002/11-633 -847 ve 13.10.2004 gün 2004/10 – 528 – 533 ve 23.03.2005 gün 2005/14 -172 -195 ve 06.04.2005 gün 2005/10 – 183 – 241 ve 12.07.2006 gün 2006/4 – 519 -527 ve 08 – 11 – 2006 gün ve 2006/14-701-698 ve aynı gün 2006/14-699-700 sayılı ve daha birçok kararlarında kabul edildiği gibi, yasada aksine bir hüküm bulunmadıkça … çıkartılan yasa yürürlük tarihinden itibaren hukuksal sonuç doğurur. Yürürlüğe giren Yasa yürürlük tarihinden önceki olaylara uygulanmaz. Her hangi bir yasa veya düzenleyici kural yürürlüğe girdiği andan itibaren hukuksal sonuçlarını doğurmaya başlar ve bunun doğal sonucu yasalar yürürlüğe girdiği tarihten önceki olayları etkilemez, geriye yürümez. Yasa uygulayıcıları, başta yargı organları olmak üzere yasaları geriye yürür sonuçlar doğuracak biçimde yorumlamamakla yükümlüdür. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. Kısaca, bu durum, “Yasaların geriye yürümeyeceği ilkesi” ile ilgili usul hukukunun gereğidir.
-13-
2007/2453-5942

Bu durumda; 5653 Sayılı Yasanın yürürlüğünden önce kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan yer makilik olduğu düşüncesiyle Yasa ve Yönetmelik hükümlerine uygun olarak kurulmayan ve yine yasa hükümlerine uygun olarak görev yapmayan komisyonlar tarafından, hiç bir yasal dayanağı bulunmayan işlemle makiye ayrılması yok hükmündedir. Komisyon, yasa ve yönetmeliğe uygun olarak kurulup yasa ve yönetmeliğe uygun olarak görev yapmış olsa dahi yine sonuç değişmeyecek, 5653 Sayılı Yasa 03.04.1950 tarihinde yürürlüğe girdiğinden bu tarihten önce kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan bölgede yapılan makiye ayırma işlemi, yasal dayanağı bulunmadığından yine yok hükmünde olacaktır.
Öyle ise, 5653 Sayılı Yasa ile değiştirilen 3116 Sayılı Yasanın 1-e maddesindeki “her türlü ağaççıklarla örtülü yerler orman sayılmaz” hükmünün, yasanın yürürlük tarihinden sonra yapılacak orman kadastro işlemlerinde uygulanması gerekir. Nitekim, 17.08.1950 tarihli maki yönetmeliğinin 2/3 maddesi “… muhafaza karakterini haiz bütün makiliklerle, yıllık veya periyodik devamlı orman hasılatı vermesi mümkün meyilli veya düz arazideki makilikler orman sahaları içine alınabilir.” şeklindedir. Yönetmelik hükmü, “bu tür makiliklerin kesinleşmiş orman sahası içinde bırakılır” şeklinde değildir. Bu tür makiliklerin orman sahası içine alınabileceğinden söz ediyor. Yönetmeliğin bu hükmünden dahi 5653 Sayılı Yasanın yürürlük tarihinden sonra yapılacak orman kadastro işlemlerinde, maddede tanımı yapılan makiliklerin orman sahası içine alınabileceğini göstermektedir. Çünkü, kesinleşmiş orman kadastro sahaları içinde kalan bu tür makilikler zaten orman sahası içinde ve hukuken orman olduğundan, yönetmeliğin bu maddesi gereğince, maki komisyonlarının “orman sahası içine alacağı makilikler” yasanın yürürlüğe girdiği tarihte henüz orman kadastrosu yapılmamış yerlerdeki makiliklerdir.
Bu durum, makiye ayırma çalışmalarının Orman İdaresinin bir iç işi olduğu, yapılan işlemin her zaman iptal edilebileceği, ya da yeniden yapılacak bir orman kadastro çalışmasında makiye ayrılan yerlerin orman kadastro sınırı içine alınabileceği, yine kesinleşen orman kadastro sınırı içinde bulunan taşınmaz hakkında yapılan makiye ayırma işleminin orman sınırı ve orman rejimi dışına çıkartma işlemi olmadığı, (20. Hukuk Dairesinin konularla ilgili kararları ve 16. Hukuk Dairesinin 08.10.1996 gün 1996/3416-4415 Sayılı kararı) makiye ayrılmakla birlikte o taşınmazın hukuken orman olup kesinleşen orman kadastro sınırı içinde kalmaya devam ettiği kabul edilmelidir. Çünkü, “orman niteliğini kaybetme nedeniyle orman rejimi dışına çıkarma” kavramı, 1961 Anayasasının 131. Maddesinin, 1970 yılında 1255 Sayılı Yasa ile değiştirilmesinden sonra hukukumuzda yer almış ve Anayasanın bu maddesinin değiştirilmesinden sonra 6831 Sayılı Yasanın 2. Maddesi değiştirilerek “bilim ve … bakımından orman niteliğini yitirme” nedeniyle orman rejimi dışına çıkartma işlemi orman kadastro komisyonları tarafından yapılmaya başlanılmış ve kesinleşen orman sınırları içinde iken makiye ayrılan yerler kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kalmaya devam ettiği kabul edilerek somut olayda olduğu gibi 2/B madde uyarınca orman sınırları dışına çıkartılmıştır. Orman Yönetiminin uygulamalarına paralel olan 20. Hukuk Dairesinin konu ile ilgili tüm kararlarında ve 1. Hukuk Dairesinin 19/07/2001 gün 8253/9337 Sayılı kararında, orman sınırı içinde olan ancak makilik niteliğini taşımadığı halde makiye ayrılan yer hakkında yapılan makiye ayırma işleminin geçersiz olduğu, o yerin orman sınırı içinde kalmaya devam ettiği kabul edilmiştir. Mahkemece de, taşınmazın yüksek eğimli olan ve muhafaza makiliği niteliği taşıyan (c) işaretli 48044 m2’lik bölüm hakkında yapılan makiye ayırma işleminin geçersiz olduğu, bu bölümün orman sınırı içinde kalmaya devam ettiği kabul edilerek Hazine adına tescil kararı vermiştir.
12) Çekişmeli 309 ve 312 sayılı parsellerin kadastro tesbitleri 1968 yılında yapılmıştır. Tesbitin yapıldığı tarihte bu parseller kesinleşen orman sınırı içindedir ve hukuken ormandır. Tesbit tarihinden çok sonra ve davanın devamı sırasında yapılan ve 1988 yılında ilan edilen işlemle 6831 Sayılı Yasanın 2/B maddesi gereğince orman rejimi dışına çıkartılmış, ancak dava nedeniyle bu işlem kesinleşmemiştir. 3402 Sayılı Yasanın 1, 26/4 maddeleri gereğince, kadastro mahkemeleri tesbit tutanağının düzenlendiği tarihi esas alarak, taşınmazların sınırlarını arazi

-14-
2007/2453-5942

üzerinde belirtip hukuki durumlarını tesbit ederek tapu sicilini oluşturmak zorundadır. Yine aynı yasanın 30/2 maddesi gereğince kadastro komisyonundan gönderilen tutanaklardan … tesbiti yapılamadığı takdirde resen lüzum görülen deliller toplanarak gerçek hak sahibi adına tescile karar verilmelidir.
Somut olayda; tesbitin yapıldığı 1968 tarihinde 309 ve 312 sayılı parseller 1940 yılında kesinleşen orman sınırları içindedir ve hukuken orman olma özelliğini sürdürmektedir. Her iki parselin tamamının orman niteliği ile Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken, 309 sayılı parselin (c) işaretli 312 sayılı parselin niteliği belirtilmeden Hazine adına, 309 sayılı parselin bir bölümünün … … mirasçıları bir bölümünün…… mirasçıları adına tesciline karar verilmesi isabetsizdir. Ancak, Hazine adına nitelik belirtmeden tescile karar verilen parsel ve parsel bölümleri hakkındaki hükmün bozulması, yargılamanın tekrarını gerektirmediğinden, tüm davacı … davalı gerçek kişilerin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün bu bölümünün düzeltilerek onanması 309 sayılı parselin kişiler adına tescile karar verilen (A) ve (B) işaretli bölümleri ile ilgili hükmün bozulmasına, önceki kararı temyiz etmeyen Belediye Başkanlığının temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1) Davalı … önceki kararı temyiz etmediği gibi, son kararla da aleyhine … bir durum yaratılmadığından, … Belediye Başkanlığının temyiz dilekçesinin REDDİNE, Belediye Başkanlığından alınan peşin harcının istek halinde iadesine,

2)…… mirasçılarının tüm temyiz itirazlarının reddi ile aleyhlerindeki hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden gerçek kişilere ayrı ayrı yükletilmesine,
3) 07/09/2006 tarihli kararın (1). bendindeki 312 sayılı parselin kesinleşmiş karara istinaden cümlesinden sonra gelmek üzere “Orman niteliği ile” kelimelerinin yazılarak yine kararın 2.bent 5.paragrafındaki “309 sayılı parselin (c) ile gösterilen 48.044 m2 kısmının” cümlesinden sonra gelmek üzere “orman niteliği ile” kelimesinin yazılarak hükmün düzeltilmesine ve H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesi gereğince düzeltilmiş bu haliyle hükmün bu bölümlerinin ONANMASINA,
4) Davacı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile 309 sayılı parselin…… mirasçıları adına tescil kararı verilen (A) işaretli 76.647 m2 ve … … mirasçıları adına tescile karar verilen (B) işaretli 8222 m2 bölümler yönünden hükmün BOZULMASINA ve yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 500.00.- YTL. vekalet ücretinin duruşmalı temyiz eden …, ……… ve … (…) …’dan alınarak Hazineye verilmesine 07/05/2007 gününde oybirliği ile karar verildi.