YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/17736
KARAR NO : 2022/17650
KARAR TARİHİ : 06.12.2022
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 556 sayılı KHK’ya muhalefet
HÜKÜM : Sanıklar hakkında açılan kamu davalarının TCK’nun 73/4-5 ve CMK’nun 223/8. maddeleri gereğince düşmelerine, müsadere
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Yapılan duruşmaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, gösterilen gerekçeye ve takdire göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin istem gibi ONANMASINA, 06.12.2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(K.D.)
MUHALEFET ŞERHİ
Dosyamızdaki somut olayda, sanıklardan … ve …’ın, katılan şirkete ait “Doğan Çanta” markasının bilinirliğinden istifade etmek amacıyla iltibas oluşturacak şekilde “Doğar Çanta” isimli iki ayrı yerde dükkan açtıkları ve iltibas oluşturacak şekilde katılan şirketin marka hakkını ihlal ettikleri, katılan şirketin şikayeti üzerine 08.12.2014 tarihinde yapılan aramada sanıklara ait işyerinde, katılan şirketin markasıyla iltibas oluşturacak ürünlerin ve ambalajların bulunduğu, sanıklar Necati ve Servet’in aramanın yapılmasını müteakip suçtan kurtulmak amacıyla, 18.11.2014 tarihinde işlettikleri iki dükkanı bütün haklarıyla birlikte sanık …’e devrettiklerine dair eski tarihli adi sözleşme düzenledikleri, düzenledikleri adi sözleşmeyi sanıklardan …’ın 30.12.2014 tarihinde polis tarafından alınan ifadesi sırasında ibraz ettiği anlaşılmıştır. Sanıklar Necati ve Servet kollukta ve mahkemede vermiş oldukları ifadelerinde suçlamaları kubul etmemişlerdir. Sanık … savunmalarında,
dükkanları Necati’den devraldığını, devraldığı işyerlerini aynı isimle kullanmak üzere sanık … ile de anlaştığını, suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir. 04.02.2016 tarihinde yapılan duruşmada katılan vekili, sanıklardan … hakkındaki şikâyetlerinden vazgeçtiklerini diğer sanıklar hakkındaki şikâyetlerinin devam ettiğini beyan etmiştir. Aynı duruşmada, arama yapıldığı sırada iş yerinde çalışan, arama tutanağında imzası bulunan tanık … alınan beyanında, “işyerinin aslında sanıklardan …’a ait olduğunu ancak …’ın kayınpederi sanık … adına kayıtlı olduğunu, olay tarihinde dükkanın sanık … tarafından işletilğini, sanık …’nin de suç tarihi ve daha öncesinde zaman zaman işyerine geldiğini, aramanın yapıldığı tarihte …’ın işçisi olarak işyerinde bulunduğunu, aramanın yapıldığı tarihte dükkanın …’a ait olmadığını, o tarihte …’ın işyerinde de çalışmadığını, devir sözleşmesinden haberinin olmadığını, aramanın yapılmasından iki yada üç ay sonra işyerinin … tarafından satın alındığını bildiğini” beyan etmiştir.
Yapılan yargılama sonucunda, katılan vekilinin sanık … hakkında şikâyetlerinden vazgeçildiğini, bu vazgeçmenin suçu birlikte işledikleri iddia olunan diğer sanıklar yönünden de, TCK’nun 73/5 maddesi gereğince diğer sanıklara da sirayet ettiği anlaşılmakla sanıklar hakkında açılan kamu davasının ayrı ayrı düşürülmesine karar verilmiş ve Dairemizde yapılan denetimde de, yapılan duruşmaya, toplanan karar yerinde açıklanan delillere, gösterilen gerekçeye ve takdire göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar verilerek dosya mahalline gönderilmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 37 ila 41. maddeler arasında düzenlenen iştirak hükümleri, Türk Ceza Kanunun 73. maddesinde düzenlen soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlarda ugulanacak esaslar ve mülga 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili düzenlemelerine kısaca değinmekte yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile iştirake ilişkin hükümler de, modern ceza öğretisindeki güncel tartışmalar dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir. Kanunda 37 ila 41. maddeler arasında düzenlenen iştirak hükümleri ile eski kanunda yer alan asli-fer’i iştirak ayrımı tamamen terkedilmiş ve fail, azmettiren ve yardım eden kavramlarına yer verilmiştir. Böylece 5237 sayılı Kanun ile suça katılanlar fail, azmettiren ve yardım eden olarak üç başlık altında ele alınmıştır. Azmettiren ve yardım eden, “şerik” ana başlığı altında incelenmiş ve sorumluluğun belirlenmesi açısından ikilik sistemi kabul edilmiştir. İştirak iradesinin varlığından söz edilebilmesi için suça katılanlar arasında önceden yapılmış bir anlaşma olması aranmamıştır. Somut olaylarda çoğunlukla suça katılanlar arasında önceden belirli bir suçun işlenmesine ilişkin bir anlaşma olmakta ve şerikler bu anlaşma çerçevesinde suça katılmakta ise de, bu anlaşma iştirak iradesinin varlığı için şart değildir. Suça katılanın tek taraflı olarak suç teşkil eden fiile katkı sağlama iradesi iştirak iradesinin varlığı için yeterlidir, iradenin karşılıklı olmasına gerekmemektedir. TCK’nun failliği düzenleyen 37. maddesinin gerekçesinde de “Bir suçun failine, onun haberi olmaksızın, tek taraflı iradeyle, suçun işlenmesine başlamadan önce veya suçun icrası sırasında yardım edilmesi hâlinde, müşterek fail olarak değil, yardım eden olarak sorumlu tutulmak gerekir.” ifadesi ile tek tarafın iradenin varlığının iştirak için yeterli olduğu belirtilmiştir. İştirak iradesi, suça katkı sağlayanların tamamının birlik halinde hareket etmesini kapsayan bir ortak karar, ortak irade değildir. Suça katkı sağlayanların her birinde var olan katkı sağlama iradesi kendisinin sorumlu tutulması için yeterlidir. Suça katılanlar arasında önceden bir anlaşma yapılmış olmasına ihtiyaç olmamakla birlikte, iştirak iradesinin fiil başlamadan önce veya en geç fiilin icrası sırasında ortaya çıkmış olması aranmaktadır. Failin fiilini tamamlamasından sonra iştirak iradesinin ortaya çıkması mümkün değildir. Esasen bu durum bağlılık kuralının da doğal bir sonucudur. İştirak suçun gerçekleşmesinde katkı sağlamayı gerektirdiğinden, suça iştirak iradesi, iradelerin birleşmesi şeklinde anlaşılmamalıdır. İştirak iradesinin mevcudiyeti için, her şerikin diğer faillerle birlikte belirli bir suçun işlenmesine katıldığını bilmesi yeterli sayılmaktadır. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin tespit edilmesi için,
eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Suç kastının mutlaka belli bir aşamada oluşması gerekmediği gibi, iştirak iradesinin de suç tamamlanıncaya kadar her aşamada oluşması mümkündür. Kast failin iç dünyasını ilgilendiren bir husus olduğundan, sanığın olay öncesi, olay sırasında ve olaydan sonraki davranışları kastının belirlenmesinde ölçü olarak alınacaktır. Suç tamamlandıktan sonra yapılan, suçun gerçekleşmesine etki etmeyen katkılar iştirak hükümlerine göre cezalandırılamazlar. Suçun tamamlanmasından sonra yapılan suç eşyasını satın almak veya suç işleyene araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkân sağlama şeklinde katkı sağlayanlar ise, işlenen suça iştirakten değil “suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi” veya “suçluyu kayırma” gibi bağımsız suçlardan sorumlu tutulacaklardır.
Genel olarak şikâyet, şikâyete bağlı suçlarda suçtan zarar görenin yetkili mercie kovuşturma talebini açıklamasıdır. Şikâyet hakkı Anayasamızın 74. maddesinde de düzenlenmiş ve böylelikle Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Kural olarak bir suç dolayısıyla soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi suçtan zarar gören veya mağdurun rızasına bakılmaksızın re’sen yapılır. Ancak bazı suçlar için ise soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi şikâyetin varlığına bağlıdır. Şikâyet kişiye sıkı sıkıya bağlı olan haklardandır ve doğrudan doğruya bu hakkı suçun mağduru veya suçtan zarar göreni kullanabilir. Takibi şikâyete bağlı olan suçlarda, şikâyet muhakeme şartıdır. Muhakeme şartı olan şikâyet olmadığı takdirde kural olarak şüpheli yakalanamaz, gözaltına alınamaz ve buna bağlı işlemler yapılamaz. Takibi şikâyete bağlı suçlarda kamu davasının açılması usulüne uygun bir şikâyetin varlığına bağlıdır. Bir ceza muhakemesi koşulu olması sebebiyle şikâyetin bulunmadığı dava sırasında anlaşılırsa ya da şikâyetten vazgeçme olursa beraat kararı yerine düşme kararı verilecektir. Mağdurlardan veya suçtan zarar görenlerden herhangi birisinin şikâyet etmesi ile soruşturma işlemleri başlamaktadır. Mağdurlardan veya suçtan zarar görenlerden birisinin altı aylık şikâyet süresini kaçırmış olması, diğer mağdurların veya suçtan zarar görenlerin şikâyet hakkını ortadan kaldırmayacaktır.
Şikâyetten vazgeçme, usulüne göre daha önce kullanılmış bir şikâyetin, hüküm kesinleşinceye kadar şikâyetin geçersiz sayılmasının talep edilmesidir. Nitekim TCK’nun 73/4 meddesinde; “Kovuşturma yapılabilmesi şikâyete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz.
Türk Ceza Kanunun 73/5 meddesinde; “İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.” şeklindeki düzenleme ile şikâyetin bölünmezliği kuralı gereği mağdurun ya da suçtan zarar görenin sanıklardan birisi hakkında şikâyetten vazgeçtiğini beyan etmesi durumunda diğer sanıklara da sirayet ederek diğer sanıklar için de sonuç doğurmaktadır.
Türk Ceza Kanunun 73/6 meddesinde; “kanunda aksi yazılı olmadıkça şikâyetten vazgeçilmesinin onu kabul etmeyen sanığı etkilemez” şeklinde düzenlemesi yer almaktadır. Vazgeçmeyi kabul edip etmeme sanığın tekelinde olan bir haktır. Kabul açıklaması bir şekle bağlı olmayıp yazılı bir beyanla veya duruşma sırasında şifahen yapılabileceği gibi vazgeçme iradesinin açıkça ortaya konulduğu oturumda buna itiraz edilmemesi suretiyle zımnen de gerçekleşebilir. Diğer taraftan anılan maddenin dördüncü ve altıncı fıkrasındaki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, şikâyetten vazgeçmenin kendiliğinden hukuki sonuç doğurmayacağı, sanığın açık ya da örtülü kabulü doğrultusunda kovuşturmanın seyrinin belli olacağı anlaşılmaktadır. Kanun koyucu vazgeçmenin geçerliliğini kabul şartına bağlayarak, şikâyetçinin masum bir kişiyi affetmiş gibi görünmesinin engellenmek suretiyle sanığın masumiyet hakkı da korunmuştur. Doğrudan beraat etmesi gerektiğini veya yargılama sonunda toplanan deliller doğrultusunda daha lehine olan beraat kararının verilmesi gerektiğini düşünen sanık, vazgeçmeyi kabul etmeyerek şikâyete konu yargılamadan aklanabilecektir. Dolayısıyla sanığın, açıkça beyanda bulunması veya şikâyetçinin vazgeçmesine karşı gelmemesi gibi örtülü yollardan vazgeçmeyi kabul etmesi hâlinde davanın düşmesine karar verilebilecektir. Şikâyetten vazgeçmeyi kabul etmeyen sanık hakkında
yargılamaya devam olunacak, suçun sabit olmadığının anlaşılması hâlinde sanığın beraatına, suçun sabit olduğunun anlaşılması durumunda ise mahkûmiyet yerine davanın düşmesine karar verilecektir. Kanun’un altıncı fıkrasındaki “etkilemez” ibaresini yasa koyucu sanık lehine düzenlemiş olup bunun aleyhe yorumlanarak sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi mümkün olmayacaktır.
Vazgeçmenin sirayet edebilmesi için, birden fazla kişi tarafından işlenen fiilin aynı olması, fiilin birden fazla sanık tarafından iştirak kuralları çerçevesinde işlenmiş olması gerekmektedir. Şikâyete bağlı suçların, sanıklarının fikir ve eylem birliği içinde anlaşarak bu suçları işlemeleri halinde, bu suçları müştereken işlediklerinin kabulü gerekmektedir. İştirak kuralları kanunun aradığı şekilde bulunmuyorsa, vazgeçme kim için yapılmışsa o sanık hakkında hüküm doğuracaktır. Birden fazla kimse, iştirak kurallarının dışında, aynı suçu aynı kimse aleyhine hatta aynı anda işlemiş olsa dahi, fiilin aynı olduğu söylenemez. Ayrı ayrı fiillerden, sanık olanlardan biri hakkında vazgeçmenin diğer sanıklara sirayet etmeyeceği kanunun açık düzenlemesinin gereğidir.
Şikayetten vazgeçmenin sirayet edebilmesi için birden fazla kişiye isnat edilen fiilin aynı olması zorunluluğudur. TCK’nun 165 ve 281 maddelerinde düzenlenen Suç Eşyasını Satın Alıp Kullanma, Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme Veya Değiştirme gibi suçlar kendisinden önce işlenmiş suçların doğal sonucu olarak ortaya çıkabilmekte ve re’sen soruşturulmaya tabi tutulmaları gerekmektedir. Bu suç tipleri gibi oluşması birbirlerine bağlı suçlardan, birisi hakkında şikâyetin geri alınması, diğer suçların takibini etkilemeyecektir. Bu nevi oluşması birbirine bağlı suçlarla önceki işlinen suçlar arasında iştirak iradesinin otomatik olarak var sayılması mümkün değildir.
556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenın 5. maddesine göre marka; “Bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dâhil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretlere marka denir.” Şeklinde, 10.01.2017 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasına göre ise “Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Marka bir işarettir, bir simgedir ve bu işaretin en önemli özelliği mal veya hizmeti diğerlerinden ayırt etmeye yaramasıdır. Marka hakkı mahiyetine göre mutlak bir hak olduğundan bu hak, herkese karşı ileri sürülebilir ve herkes tarafından ihlal edilebilir. Sınaî hak türlerinden birini oluşturan marka, işletmelerin mal ya da hizmetlerini diğer işletmelerinkinden ayırt etmek için kullanılan işaretler olarak tanımlanmıştır. Marka hakkına karşı işlenen suç herkes tarafından işlenebilir, bu suçun faili herkes olabilir.
556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin marka hakkında tecavüz durumları başlıklı sekizinci kısımda “Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller” başlığı altında 61. maddede “Aşağıda sayılan fiiller marka hakkına tecavüz sayılır: a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 9. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak. b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek. c) Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için gümrük bölgesine yerleştirmek, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutmak veya ticari amaçla elde bulundurmak. d) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek.” şeklinde düzenlenmiştir.
Ceza hükümlerini düzenleyen 61/A maddesiyle “Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal veya hizmet üreten, satışa arz eden veya satan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli paracezası ile cezalandırılır. Marka koruması olan eşya veya ambalajı üzerine konulmuş marka koruması olduğunu belirten işareti yetkisi olmadan kaldıran kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Yetkisi olmadığı halde başkasına ait marka hakkı üzerinde satmak, devretmek, kiralamak veya rehnetmek suretiyle tasarrufta bulunan kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli paracezası ile cezalandırılır. Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ayrıca bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlardan dolayı cezaya hükmedebilmek için markanın Türkiye’de tescilli olması şarttır. Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Üzerinde başkasının hak sahibi olduğu marka taklit edilerek üretilmiş malı satışa arz eden veya satan kişinin bu malı nereden temin ettiğini bildirmesi ve bu suretle üretenlerin ortaya çıkarılmasını ve üretilmiş mallara elkonulmasını sağlaması halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.” şeklinde düzenlemeler getirilmiştir.
556 sayılı KHK’nın 61/A maddesinin 1. fıkrasında üç farklı hareket gösterilmektedir. Bunlar; mal veya hizmet üretmek, satışa arz etmek ve satmaktır. Suçun meydana gelmesi için bu üç seçimlik hareketten birinin gerçekleştirilmesi yeterlidir. Marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal veya hizmet üretmek, üretilmese bu şekilde var olan mal veya hizmeti satışa arz etmek veya satmak söz konusu suçu meydana getirir. Burada dikkat edilecek husus iktibas ve iltibas kavramlarıdır. İktibas, “ödünç alma, alıntı” olarak; iltibas ise, “birbirine benzeyen şeyleri şaşırıp birbirine karıştırma, benzerlik, tereddüp” olarak tanımlanmaktadır. Marka hukuku açısından iktibas, bir markanın aynısının veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kullanılması olarak tanımlanabilir.
556 sayılı KHK’nın 61/A maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen suç seçimlik hareketli suç özelliği göstermektedir. Seçimlik hareketlerden birinin ya da birkaçının gerçekleştirilmesi suçun oluşumu için yeterli olacaktır. Bütün hareketlerin birlikte gerçekleştirilmesi aranmayacaktır. Ayrıca, bir zararın meydana gelmesi de gerekmez. Burada düzenlenen suç, tehlike suçu özelliği göstermektedir. Seçimlik hareketlerden birden fazlasının ya da tamamının gerçekleştirilmesi halinde de bir suçun varlığından bahsedilir, bu durum birden fazla suçun oluşumuna sebebiyet vermeyecektir. Suç, seçimlik hareketli olmasının yanında bağlı hareketlidir. Suçun meydana gelmesi için iktibas veya iltibas suretiyle üretme, satışa arz etme veya satma fiillerinden birinin gerçekleştirilmesi gerekecektir. Bu fiiller sınırlı sayıdadır ve maddede sayılmayan elde başka fiiller suçun oluşumuna sebebiyet vermeyecektir. İktibas veya iltibas, hareketin yerine getirilmesi zorunlu unsurudur. Bu bağlı hareketin gerçekleştirilmesi suretiyle üretme, satışa arz etme veya satma seçimlik hareketlerinden herhangi birisinin yerine getirilmesi ile suç meydana gelecektir.
556 sayılı KHK’nın 61/A maddesindeki suçlar özgü suç olmadıkları ve kasten işlenebilen suçlar oldukları için, bu suçlara iştirakın mümkün olduğu da görülmektedir. Bir kişi, tescilli markayı taklit eden işareti hazırlar, diğeri bu işareti tescilli markanın ürünü olmayan mallar üzerine basar, başka bir sanık da bu taklit işaretli mal veya hizmeti satışa arz ederse iştirak hükümleri gereği cazalandırılabileceklerdir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanıklardan … ve …’ın, katılan şirkete ait “Doğan Çanta” markasının bilinirliğinden istifade etmek amacıyla iltibas oluşturacak şekilde “Doğar Çanta” isimli marka oluşturarak iki ayrı yerde dükkan açtıkları ve iltibas oluşturacak şekilde katılan şirketin marka hakkını ihlal ettikleri, katılan şirketin şikâyeti üzerine 08.12.2014 tarihinde yapılan aramada sanıklara ait işyerinde, katılan şirketin markasıyla iltibas oluşturacak ürünlerin ve ambalajların bulunduğu, sanıklar Necati ve Servet’in aramanın yapılmasını müteakip suçtan kurtulmak amacıyla, işlettikleri iki dükkanı bütün haklarıyla birlikte sanık …’e devrettiklerine dair 18.11.2014 tarihinde eski tarihli adi sözleşme düzenledikleri, düzenledikleri adi sözleşmeyi
sanıklardan …’ın 30.12.2014 tarihinde polis tarafından alınan ifadesi sırasında ibraz ettiği anlaşılmıştır. Sanıklar Necati ve Servet kollukta ve mahkemede vermiş oldukları ifadelerinde suçlamaları kubul etmemişlerdir. Sanık … savunmalarında, dükkanları Necati’den devraldığını, devraldığı işyerlerini aynı isimle kullanmak üzere sanık … ile de anlaştığını, suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir. 04.02.2016 tarihinde yapılan duruşmada katılan vekili, sanıklardan … hakkındaki şikâyetlerinden vazgeçtiklerini, diğer sanıklar hakkındaki şikâyetlerinin devam ettiğini beyan etmiştir. Aynı duruşmada, arama yapıldığı sırada iş yerinde çalışan, arama tutanağında imzası bulunan tanık … alınan beyanında, “işyerinin aslında sanıklardan …’a ait olduğunu ancak …’ın kayınpederi sanık … adına kayıtlı olduğunu, olay tarihinde dükkanın sanık … tarafından işletilğini, sanık …’nin de suç tarihi ve daha öncesinde zaman zaman işyerine geldiğini, aramanın yapıldığı tarihte işyerinde …’ın işçisi olarak çalıştığını, aramanın yapıldığı tarihte dükkanın …’a ait olmadığını, o tarihte …’ın işyerinde de çalışmadığını, devir sözleşmesinden haberinin olmadığını, aramanın yapılmasından iki yada üç ay sonra işyerinin … tarafından satın alındığını bildiğini” beyan etmiştir. Arama sırasında dükkanda sanıklardan …’ın işçisi olarak bulunduğunu beyan eden tanık …’in beyanı ve dosyaki tüm delillere göre, sanıklardan … ve Servet Doğar’ın fikir ve eylem birliği içerisinde katılan şirkete ait markayı iltibas oluşturacak şekilde kullanmak suretiyle iştirak halinde 556 sayılı KHK’nın 61/A maddesinde düzenlenen marka hakkında tecavüz suçunu işledikleri, sanık …’ın eyleminin ise marka hakkını tecavüz kastını içermediği, diğer sanıklarla iştirak iradesi ile fikir ve eylem birliği içinde anlaşarak marka hakkına tecavüz suçuna iştirak etmediği, kanunun aradığı iştirak kuralları olmaksızın, diğer sanıkların marka hakkına tecavüz suçlarını tamamlamaları ve yakalanmaları akabinde, sanıkların işlettikleri dükkanları yakalanma tarihinden önce bütün haklarıyla birlikte devraldığını beyan etmek suretiyle soruşturmaya dahil olduğu, sanık …’ın eyleminin TCK’nun Adliyeye Karşı Suçlar Bölümünde düzenlenen TCK’nun 270. maddesinde yer alan “Suç Üstlenme” veya aynı bölümde 283. maddede düzenlenen “Suçluyu Kayırma” suçlarını oluşturabileceği, bu durum karşısında katılan vekilinin … hakkında vuku bulan şikâyetten vazgeçmesinin, sanıklar … ve …’a sirayet edemeyeceği, sanıklar arasında kanunun aradığı iştirak kurallarının bulunmadığı ayrı ayrı fiilleri işledikleri, katılan vekilinin vazgeçmesinin sadece vazgeçilen sanık … hakkında hüküm doğuracağı kanunun açık düzenlemesinin gereğidir. Anlatılan nedenlerle sanıklar … ve … hakkında yargılamaya devamla yargılama sonucuna göre karar verilmesi gerekirken onanmasına karar veren çoğunluk görüşüne iştirak edemiyorum.
Kabüle göre ise;
Katılan vekili 04.02.2016 tarihinde yapılan duruşmada, sanıklardan … hakkındaki şikâyetlerinden vazgeçtiklerini, diğer sanıklar hakkındaki şikâyetlerinin devam ettiğini beyan etmiştir. 02.06.2016 tarihinde yapılan karar duruşmasında, duruşmada bulunan sanıklardan …, katılan vekilinin şikâyetten vazgeçmesini kabul ettiğini beyan etmiştir. Mahkeme tarafından şikâyetten vazgeçmenin sirayetinin kabul edildiğine göre, katılan vekilinin yargılama aşamasında sanıklardan … hakkındaki şikâyetinden vazgeçme beyanının, TCK’nun 73/6. maddesinde yer ayan “kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez” amir hükmü gereğince ve anılan Kanun hükmünün amacının yargılama sonucunda beraat etme ihtimali bulunan sanık hakkında yargılamaya devam olunarak suçun sabit olmaması hâlinde sanığın beraatına, sabit olduğunun anlaşılması durumunda ise cezalandırma zorunluluğu ortadan kalktığı için davanın düşmesine karar verilmesini gerektirmesi karşısında, katılan vekilinin şikâyetinden vazgeçtiğini beyan ettiği duruşma ve sonraki yapılan duruşmalara katılmayan bu itibarla susmakla dahi olsa zımni kabulleri de bulunmayan, sanıklar …
ve …’ın şikâyetten vazgeçmeyi kabul edip etmedikleri hususunda beyanları tespit edilerek sonucuna göre hukuki durumlarının değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle hükmün bu yönden bozulmasına karar verilmesi gerekirken onanmasına karar veren çoğunluğun görüşüne iştirak edemiyorum. 06.12.2022