Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/5707 E. 2023/1103 K. 23.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5707
KARAR NO : 2023/1103
KARAR TARİHİ : 23.02.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : …Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, ipotek şerhinin terkin edilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın …Bank A.Ş vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı Turkland Bank A.Ş vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili; davacı ile davalı …arasında 12/10/2011 tarihinde imzalanan “Gayrimenkul Satış Vaadi ve Borçlanma Sözleşmesi” uyarınca; davalı …nin yükümlülüğünün, yüklenicisi olduğu … Projesinin tamamlanmasının ardından… ilçesi, 4510 ada 9 parsel, B1 Blok, 13. Kat, 15 No.lu dairenin davacıya teslimini gerçekleştirmek, davacının yükümlülüğünün ise taşınmaz bedeli olan 155.000,00 TL’yi ödemek olup bu bedelin ödendiğini, hak sahibi olduğu dairenin tesliminin ve tapu devrinin 30/12/2012 tarihinden 45 gün sonra davacıya yapılacak olmasına karşın, taşınmazın ancak Mart 2014’te teslim edildiğini ve site aidatlarının, elektrik ve su faturalarının da bu tarih itibariyle ödenmeye başlandığını, fakat bu zaman içerisinde tapu devrinin bir türlü yapılmadığını, Tapu Müdürlüğüne giden davacının bir de taşınmaz üzerinde … Bank lehine 14 milyon TL bedelli 26/05/2014 tarihli ipotek tesis edildiğini öğrendiğini beyan ederek; davalı …adına kayıtlı taşınmazın ipoteksiz olarak davacı adına hükmen tesciline, ipoteğin bedelsiz olarak kaldırılmasına, bu taleplerin reddi halinde ise davacının zararının şimdilik 250.000,00 TL’sinin davalılardan dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir

II.CEVAP
Turkland Bank A.Ş vekili cevap dilekçesinde; davalı … İnşaat Taahhüt A.Ş’nin müvekkili bankadan kullandığı ticari kredi sebebiyle banka lehine dava konusu taşınmaz üzerinde ipotek tesis edildiğini, ancak dava konusu taşınmazın tapu kaydının değişikliğe uğraması nedeniyle taşınmaz bilgilerinin B Blok 14. Kat 65/30000 arsa paylı 153 No.lu bağımsız bölüm olarak değiştiğini, davanın ticaret mahkemelerinde görülmesi gerektiğini, müvekkili bankanın ipoteğini tesis ettiği tarihte tapu kayında herhangi bir şerh bulunmadığını, tapu kaydına güvenerek iyi niyetle ayni hak iktisap ettiğini beyan ederek; haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddini talep etmiştir.

Davalı … İnşaat Taahhüt A.Ş vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın değerinin 155.000,00 TL olduğu ve davacı tarafından 155.000,00 TL ödeme yapıldığı halde 250.000,00 TL talep edilmesinin nedeninin ve diğer taleplerin net şekilde anlaşılamadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla taleplerin zamanaşımına uğradığını, sözleşmeye göre müvekkili şirketin dava konusu taşınmazı 22/10/2013 tarihinde süresinde davacıya teslim ettiğini, davacının da itirazda bulunmayarak müvekkili şirketi ibra ettiğini, davacının ise ödemeleri geç yaptığını, haksız iddiaları kabul etmediklerini beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “… Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı …arasında 25/08/2010 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi akdedildiği, bu sözleşmeye istinaden davacı tarafça taşınmaz bedeli olan 155.000,00 TL bedelin davalı …ye ödenmiş, dolayısıyla davacı tarafça sözleşmeden kaynaklanan edimlerin yerine getirilmiş olduğu, sözleşmeye göre taşınmazın ve tapusunun en geç 30/06/2013 tarihinde davalı …tarafından davacıya devir ve teslim edilmesi gerektiği, dosyadaki konut teslim tutanağına göre taşınmazın 30/06/2013 tarihinden sonra 01/09/2013 tarihinde fiilen davacıya teslim edildiği, tapusunun ise devredilmediği, dolayısıyla davalı …tarafından sözleşmeden kaynaklanan edimlerin yerine getirilmemiş olduğu, ayrıca dava konusu taşınmazın tapu kaydı üzerine diğer davalı … lehine 26/05/2014 tarihinde 14.000.000,00 TL bedelli ipotek tesis edildiği, 29/05/2020 tarihli bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere taşınmazın 01/09/2013 tarihinde fiilen tesliminin gerçekleşmiş olup davalı banka tarafından kredi verilmeden önce kredinin teminatını oluşturacak bir ekspertiz raporunda taşınmazın davacı veya kiracısı tarafından kullanıldığının kolaylıkla tespit edilebilmesi mümkün iken bir ekspertiz raporu düzenlenmediği, dolayısıyla davalı bankanın araştırma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve gerekli dikkat ve özeni göstermediği, basiretli bir tacir gibi davranmadığı, iyi niyetli olduğundan söz edilemeyeceği…” gerekçesiyle davanın kabulüne, … Mahallesi 15718 ada 13 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki B blok 14. Kat 153 No.lu bağımsız bölümün davalı … İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A Ş. adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, davalı …. lehine konulan ipoteğin kaldırılmasına” karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı …Ş vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Görevli olmayan mahkemece karar verildiğini, dava maktu harca tabi olduğundan harç ve karşı vekalet ücretinin de maktu olması gerektiğini, müvekkili bankanın iyi niyetli olup henüz üzerinde hiçbir takyidat yokken davalı adına kayıtlı taşınmaz üzerinde ipotek tesis edildiğini, gayrimenkulün haricen satılmış olduğuna ilişkin iddianın müvekkili bankaca bilinebilmesinin tapu kaydına bakılınca imkan ve ihtimal dahilinde bulunmadığını, tapu kütüğünün aleniliği ilkesince Türk Medeni Kanun’u 1023 üncü maddesi uyarınca kazanılmış ipotek hakkının korunması gerektiğini, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin adi yazılı şekilde yapılamayacağını, müvekkili bankanın bu sözleşmenin tarafı da olmadığını, iç ilişkiden kaynaklanan itiraz ve def ilerin sözleşmenin tarafı olmayan ve taşınmaz üzerinde ayni hakka sahip olan müvekkili bankaya karşı ileri sürülemeyeceğini beyan ederek; hükmü istinaf etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “… Davacı, ön ödemeli konut satış sözleşmesi uyarınca tüketici sıfatına haiz, davalı ise ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi (satıcı) konumunda bulunmaktadır. Satıcının ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket etmesi durumunda, ön ödemeli konut satış sözleşmesinin özellikleri var olsa bile, bu sözleşme tüketici işlemi olarak kabul edilemez. Alıcının ise satış konusu taşınmazı konut olarak kullanma amacıyla edinmesi gerekmektedir. Aksi takdirde alıcının tüketici sıfatına sahip olması mümkün değildir. Gerçek kişiler dışında, tacir sıfatı bulunmayan tüzel kişiler (dernekler, vakıflar vs.) de konut amaçlı taşınmaz edinebilirler. Ülkemizde inşaat sektörünün sürekli büyümesi, çeşitli tüketici sorularını da beraberinde getirmiştir. Bunlardan biri de uygulamada “maketten satış”, “projeden satış” veya “sat – yap” olarak adlandırılan ön ödemeli konut satışlarında karşılaşılan sorunlardır. Ön ödemeli konut satışları 4077 sayılı mülga TKHK döneminde “kampanyalı satışlar” çerçevesinde değerlendirilmiştir. Ancak 6502 sayılı TKHK’da (madde 40-46) başlı başına bir sözleşme türü olarak düzenlenmiştir. Ayrıca; Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından uygulama usul ve esaslarını belirlemek üzere “Ön Ödemeli Konut Satışları Hakkında Yönetmelik” çıkarılmıştır. Ön ödemeli konut satış sözleşmesi, tüketicinin konut amaçlı bir taşınmazın satış bedelini önceden peşin veya taksitle ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen veya kısmen ödenmesinden sonra taşınmazı tüketiciye devir veya teslim etmeyi üstlendiği sözleşmedir. (TKHK m.40/1) Hukuki niteliği itibariyle tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir.

Arsa maliki ile yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciden bağımsız bölüm temlik alınmasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davaları ile ilgili olarak Kanunlarımızda bir düzenleme mevcut olmadığından bu konulardaki uyuşmazlıkların çözümünde uygulanan 30.09.1988 tarihli ve 1987/2 1988/2 sayılı Yargıtay İBBGK Kararı ile “tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak Yasa’nın öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davasının kural olarak kabul edilemeyeceği, bununla beraber Kat Mülkiyeti Kanunu’na tabi olmak üzere yapımına başlanılan taşınmazdan bağımsız bölüm satımına ilişkin geçerli bir sözleşme olmadan tarafların bağımsız bölüm satımında anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi ve satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onu malik gibi kullanmasına rağmen satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması hallerinde; olayın özelliğine göre Medeni Kanun’un 2 nci maddesi gözetilerek açılan tescil davasını kabul edilebileceği” benimsenmiştir.

Yüklenicinin arsa payı karşılığı inşaat yapmakta olduğu veya arsa sahibinin aynı zamanda yüklenici sıfatıyla hareket ederek (yap-satçı konumunda) inşa etmekte olduğu binalardan bağımsız bölüm satın alınması halinde Türk Borçlar Kanunu’nun 184 üncü maddesi gereğince üçüncü kişiye yapılacak temlikin yazılı olması yeterlidir.

Davalı bankanın görev itirazında bulunduğu ancak davacının dayandığı konut satış sözleşmesinin tüketici işlemi niteliğinde bulunduğu ve davacının TKHK 8 inci ve 11 inci maddeler kapsamında aldığı maldaki hukuki ayıpların yani ipoteklerin giderilmesini, kaldırılmasını istediği, bu hali ile davanın tüketici mahkemesinde görülüp sonuçlandırılmasında Yasaya aykırılık olmadığı belirlenmiştir.

Davalı bankanın diğer bir istinaf itirazı da iyiniyetli bulundukları gerekçesi ile fek kararına yöneliktir.

Davalı banka anonim şirket olup böyle bir hukuki statüde bulunan banka TTK’nın 20/11 inci maddesi gereğince ticaretine ait tüm faaliyetlerinde basiretli bir işadamı gibi hareket etmek mecburiyetindedir. Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümü aslında objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinden kendi yetenek ve imkanlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özenin gösterilmesinin gerekli olduğu kabul edilmektedir.

Davalının itirazına konu ettiği iyiniyet ilkesi TMK’nın 1023 üncü maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunur.” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024 üncü maddenin 1 inci fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz.” biçiminde öngörülmüştür.

Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.

Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Mahkemece bu hususta rapor alınmıştır. Bilirkişilerce davalı bankanın satıcının defterlerini incelemiş olması halinde bağımsız bölümün davacıya satıldığı ve ödemelerin alındığı hususunun tespit edilebileceği bankanın bu incelemeleri yapmadığı eksper incelemesi ile fiili kullanıcısının da tespit edilmediğini bu husus dikkate alınmadan ipotek tesis edildiği kanaatine varıldığı rapor edilmiştir.

Tapuda kat irtifaktı gözüken taşınmaz üzerine ipotek koyan bankanın hem basiretli tacir hem de güven kurumu olmaları nedeniyle kredi vereceği kişiler ile krediye karşı gösterilecek ayni teminatlar hususunda uzmanlığı tartışmasız olduğundan, arsa üzerinde bulunan yapıların ve bu yapılar içerisinde yaşayan insanların bankalarca bilinmediği, mevcut durumdan haberdar olmadıkları ileriye sürülemeyecektir. TKM’nın 2 nci maddesi uyarınca herkes haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Ayrıca, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını da Kanun himaye etmemektedir. Bütün hakların kullanılmasının en önemli ve emredici sınırı, dürüstlük kuralına uygun davranmaktır. Bankaların sorumluluğu, bir anlamda kamu hizmeti ifa etmeleri nedeniyle kamusal güvene sahip kuruluşlar olarak tanımlanmalarından dolayı ağırlaştırılmıştır. Sorumluluğun ağırlaştırılmasında dikkate alınan, özen borcuna aykırılıktan doğan sorumluluğun kapsamını genişletmek ve hafif kusurlu ve hatta kusursuz olsalar dahi bankaların faaliyet alanlanndaki iş ve eylemlerinden sorumlu olmalarını sağlamaktır. Böyle ağırlaştırılmış bir sorumluluk karinesine sahip olan bankaların, TTK’da düzenlenen basiretli tacirin özen yükümlülüğünden çok daha ağır bir özen yükümlülüğü ile hareket etmesi gerekmektedir. Bir bankacılık işlemi olan kredi tahsis işlemi sürecinde de kredi vereceği müşterisine ilişkin risk analizi yapması, kredi karşılığı teminat alması, müşterinin gelir tespitini yapması ve kredi için bir süre belirlemesi ticari hayatın ve bankacılık işlemlerinin olağan uygulaması halini almıştır.

Dava konusu taşınmazla ilgili sözleşme 25.08.2010 tarihinde imzalanmış, ödemeler başlamış ve teslim 22.10.2013’te gerçekleşmiştir. İpotek ise 26.05.2014 tarihinde tesis edilmiştir.

Somut olay bakımından satıcı … İnşaat AŞ’nin şeklen malik göründüğü tapu kaydına, satış sözleşmesinden yaklaşık 4 sene sonra ipotek koyan bankanın, teminata konu edilen taşınmazın mevcut durumunu bilmediği, kat irtifaklı yer üzerindeki binalardan habersiz olduğu ve bu binaların mesken olarak kullanıldığından bilgisi olmadığı düşünülemeyecektir.

Davalı banka, satıcı … İnşaat AŞ’ye kredi verirken ipotek kurulacak taşınmazı araştırma ve değerlendirme, risk analizi oluşturma, değer tespiti yapma ve bu taşınmazlar üzerinde eksper incelemesi yaptırması yükümlülüğü bulunmaktadır.

Davalı banka gerekli incelemeleri yaptığını savunmamış, sadece tapu kaydına güven iddiasına dayanmıştır.

Bankanın üzerine düşen araştırmaları yapmadığı, eksper incelemesi yaptırmadığı ve taşınmazın mevcut durumunun tespiti ile değer tespitinin yaptırılmadığı ortaya çıkarsa bu durumda zaten ağırlaştırılmış özen yükümlülüğü altında olan davalı Bankanın bu özen yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği kabul edilecektir.

Davalı Banka gerekli araştırmayı yapmamış, mevcut durumu bilebilecek ve öğrenebilecek durumda iken bu araştırma yükümlülüğünü yerine getirmemiş olmakla, gerekli dikkat ve özeni göstermediğinden iyi niyeti olduğundan söz edilemez. Banka tarafından kredi vermeden önce kredinin teminatını oluşturacak ekspertiz inceleme raporunda davalının kendisi veya kiracısı tarafından kullanıldığı kolaylıkla tespit edilebileceği ortadadır. Banka, müşterilerine kredi vermeden önce 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanun’u ve bu Kanun’a istinaden çıkarılan “Bankaların Değerleme Hizmeti Almaları ve Bankalara Değerleme Hizmeti Verecek Kurumların Yetkilendirilmesi ve Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik” hükümlerine göre kredinin teminatını teşkil edecek taşınmazın değerlendirilmesinde dikkat edilmesi gereken hususların ayrıntılı şekilde düzenlendiği, bu düzenlemeye uygun rapor temin edilmediği, bu kapsamda davalı … tarafından TMK’nın 1024 üncü maddesi kapsamında tapuda bağımsız bölümün davalı şirket adına kayıtlı olduğu, kayda güvendiği ve krediyi verdiği ileri sürülmüş ise de; davalı Bankanın teminata konu taşınmazı ayrıntısı ile inceleyip değerlemesini yaptırmadan kredi kullandırması ve ipotek vermesi ticaret hayatının ve bankacılık uygulamasının gerekleri ile de bağdaşmamaktadır. TMK’nın 3 üncü maddesine göre, iyi niyet bir hakkın doğumuna engel bir durumu bilmemek ve bilecek durumda olmamaktır. Yine TMK’nın 2 nci maddesine göre davalı Bankanın, dairenin ve içinde yaşayan insanların bulunduğunu bilmediği ve bilecek durumda olmadığı iddiası dinlenemez.

Davalı bankanın teminat karşılığı kredi vermek için sadece tapu kayıtları ile yetinmesinin mümkün olmadığı, teminatın tapu dışı unsurlar bakımından da ayrıntılı eksper raporları ile desteklediğinin bilinen bir gerçek olduğu, TMK’nın 1023 üncü maddesi gereği sadece tapuda yazan bilgilerin kendisini bağladığını ileri sürerek ipoteğin kaldırılamayacağı, tüm haklarda olduğu gibi ipoteğin de sınırı dürüstlük kuralına riayet etmek olduğu, harici satışla taşınmazın başkasına satılması uygulamada sıkça rastlanılan bir durum olması karşısında yapının içinde yaşayanların haklarını araştırmadan veya beklenen haklarının olup olmadığını sorgulamadan kredi vererek ipotek kurmak basiretli bir tüccarın niteliklerinden olan Bankacılık Kanunu’nda da özenle araştırma yükümlülüğü davalı kredi veren bankaya yüklenmesine karşın bu araştırmanın yapılmadığı, gerekli özenin gösterilmemesi suretiyle sırf tapu kaydında yazılı bilgilere dayanarak ayni hak kurulması dürüstlük kuralı ve iyi niyetle bağdaşmaz.

Dava konusu taşınmaz gibi yüklenicilerin kat mülkiyetine geçmek üzere yaptıkları bu tür daireleri maket halinde bile satışa arzettikleri inşaat şirketlerinin bu çalışma tarzını benimsedikleri yaygın ve bilinen bir durum olup davalı Bankanın inşaat şirketinin bu tarz satışları olabileceğini öngörüp araştırmasını buna göre yapması kendisinden beklenen özeni göstermesi gerekirken yüzeysel bir araştırma ile bu miktar bir kredi tesisi iyi niyetli olduğunu ispata yeterli görülmemiştir. Çok daha düşük krediler için bile eksper görevlendirip krediye elverişliliği enine boyuna araştıran kredi kuruluşlarının söz konusu olan yüklenici bir inşaat şirketi olduğunda daha titiz ve araştırmacı olması alacağı riskleri hesaplaması yapılan işin gerektirdiği özendir.

Basiretli bir işadamı gibi hareket etmesi gereken davalı bankanın bu yükleniminin doğal sonucu olarak kredi tesisinden önce inşaat şirketinin mülkiyetinde görünen bu taşınmazı temlik edip etmediğini ve içinde oturan kişinin ne sıfatla burada bulunduğunun tüm yönleriyle ve nitelikleriyle incelediğinin, sözleşmenin imzalanmasından önce satış borcu bulunup bulunmadığını tespit edip ona göre taahhüt altına girdiğinin, inceleme yaparak krediye uygun ve avantajlı olduğunu gördükten sonra ipotek tesis ederek kredi verdiğinin somut olayda kanıtlanamadığı, aksine bu yükümlülüklere uyulmadığının anlaşıldığı görülmektedir. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK’nın 353/1 -b.1 inci maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı …Ş vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı …Ş vekili; istinaf dilekçesindeki başvuru nedenleriyle hükmü temyiz etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı ile davalı … İnşaat Taahhüt ve San. Tic. A.Ş arasında imzalanan bağımsız bölüm satımına ilişkin “Gayrimenkul Satış Vaadi ve Borçlanma Sözleşmesi” uyarınca yüklenicinin temlikine dayalı tapu iptali ve tescil ile diğer davalı tarafından konulan ipoteğin terkini istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Tacir olmanın hükümleri” kenar başlıklı 18/2 nci maddesi hükmüne göre; “Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. ”

3. Değerlendirme
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması, 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Yukarıda “Gerekçe ve Sonuç” paragrafındaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.

3. Temyizen incelenen karar; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere göre usul ve Kanun’a uygun olup özellikle, Bölge Adliye Mahkemesince Kanun’un somut olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş, davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

23.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.