Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2009/4953 E. 2009/7041 K. 28.04.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/4953
KARAR NO : 2009/7041
KARAR TARİHİ : 28.04.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

Davacı … Yönetimi, … Köyü 867 parsel sayılı 16.700 m2 yüzölçümündeki taşınmazın tapuda davalı adına kayıtlı olduğunu, yörede 1994 yılında yapılan ve kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığını ve işlemin kesinleştiğini belirterek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece, davanın kabulüne ve dava konusu parselin tamamının tapu kaydının iptaline ve orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan taşınmazın tapu kaydının iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde1994 yılında 6831 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan ve kesinleşen orman kadastrosunda, dava konusu taşınmaz orman sınırları içinde bırakılmış, 1977 yılında yapılan arazi kadastrosunda ise kişiler adlarına özel mülk olarak tesbit ve yolsuz olarak tescil edilmiştir.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve davaya konu 867 sayılı parselin öncesinin kadastro 59 sayılı parsel olduğu, taşınmaz o tarihte eylemli orman olduğu halde kadastro ekibinin hatalı işlemi ile Vesile Deveci ve arkadaşları adına tescil edildiği, …’ün açtığı tapu iptal ve tescil davası sonucu Asliye Hukuk Mahkemesinin 27/04/2000 gün 1999/733-314 sayılı kararı ile 55 sayılı parselin bu bölümünün … adına ifrazen tesciline karar verilmesi üzerine karar gereği ifraz edilerek 867 sayılı parselin … adına tescil edildiği ve daha sonra davalı şirkete 09/11/2004 tarihinde satıldığı, 6831 Sayılı Orman Yasasının 7. maddesi “Devlet ormanları ile evvelce sınırlaması yapılmış olup da herhangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanların, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırının tayini ve tesbiti orman kadastro komisyonları tarafından yapılır.” hükmü gereğince yapılıp kesinleşen orman kadastrosuna ait harita ve tutanaklar ile arazi kadastrosu paftasının uzman orman ve … bilirkişisi tarafından uygulanması sonucu, dava konusu taşınmazın …1994 yılında kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, 6831 Sayılı Yasanın 11/1.maddesinde öngörülen orman kadastrosunun iptali için öngörülen hak düşürücü sürelerin geçtiği, davacı; genel arazi kadastrosundan önceki hukuki sebeplere değil, kadastrodan sonraki hukuki nedene dayanarak iptal ve tescil istediğinden, somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanama olanağının bulunmadığı, orman kadastrosunun kesinleşmesiyle taşınmaz kamu malı niteliğini kazandığı ve mülkiyet hakkının Hazineye geçtiği, bu nedenle mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (ihzari) bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023. (E.M.Y. İsviçre – M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı, taşınmazın 1963 tarihli … fotoğraflarından orman alanı olduğu belirlendiği gibi mahkemece 14/02/2008 tarihinde yapılan keşif sırasında da halen ve eylemli olarak 60 – 90 yaşlarında ve 30 – 50 cm kuturunda homojen dağılımlı kızılçam ağaçları ile kapalı olduğu, alt tabakada da meşe türlerine tesbih ağacı ve karaçalı orman bitki türlerinin bulunduğu, bu durum keşif sırasında çekilen fotoğraflardan da görüldüğü, işte bu nedenledir ki, 1993 yılında Bostandere Devlet Ormanı – III ismi verilerek orman kadastro sınırları içine alındığı, davalı şirketin 2004 yılında taşınmazın eylemli orman olduğunu bilerek ve görerek satın aldığı, aksini düşünmenin yaşam kurallarına da uygun olamayacağı, bu nedenlerle davalının iyi niyetli olarak da kabul edilemeyeceği, davalının bu yeri satın alırken ödediği bedeli taşınmazı satan kişiden koşulları varsa sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri alabileceği, belirlenerek kaydın iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; H.Y.U.Y.’94. maddesine göre dava ilk celse kabul edilmediğine göre H.Y.U.Y.’nın 417.maddesi gereğince davanın kabulü halinde davacı tarafından yapılan yargılama harç ve giderlerinin aleyhine hüküm kurulan davalıya yükletilmesi ve davacı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirlenen ilkeler gözönünde tutularak vekalet ücreti takdir edilmesi gerekir. Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin hüküm kurulmuş olması doğru değil ise de, bu hususlar hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeplerle; hükmün 4. 5 ve 6. paragraflarının hükümden tamamen çıkartılarak bunların yerine “Davacı tarafından sarfedilen 1401.-YTL. yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, karar tarihi itibarıyla hesaplanan 1536.-YTL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine” cümlesi yazılmak sureti ile düzeltilmesine ve hükmün H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesi gereğince bu düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlere ayrı ayrı yükletilmesine 28/04/2009 gününde oybirliği ile karar verildi.