YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/17058
KARAR NO : 2023/3050
KARAR TARİHİ : 30.03.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/1187 E., 2016/609 K.
SUÇ : 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’na muhalefet
SUÇ TARİHLERİ : 31.12.2014-09.08.2015
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Elazığ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.05.2016 tarihli ve 2015/1187 Esas, 2016/609 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında bakaya suçundan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun (1632 sayılı Kanun) 63 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin son cümlesi ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 2000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
2.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 23.02.2021 tarihli ve 2016/264403 sayılı, bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteği; 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na muhalefetten 2012 yılının altıncı ayında ve 2013 yılının beşinci ayında tutuklandığı, yargılama sonucunda beraat ettiği, cezaevinden çıktıktan sonra davaları takip etmek için sevk işlemlerini yaptıramadığı, bedelliden yararlanabileceği düşüncesiyle idarî para cezasına itiraz etmediği ancak verilen idarî para cezasının hesaplanmasında yanlışlık yapıldığı, 2011 yılında sağ kolundan 2 ağır ameliyat olduğu, halen hareket kısıtlılığının ve sinir kaybının devam ettiği belirtilerek kararın bozulması talebine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1.Elazığ Valiliği İl İdare Kurulunun 09.09.2014 tarihli ve 41823 Esas, 210 Karar sayılı kararı ile hakkında kesinleşmiş idarî para cezası bulunan sanığın yoklama kaçağı suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde Mahkemece, sanığın 31.12.2014-09.08.2015 tarihleri arasında bakaya suçunu işlediği kabul edilerek hakkında mahkûmiyet kararı verildiği anlaşılmıştır.
2.Sanığın savunmasında; cezaevinden yeni çıkmış olması, maddi manevi sebepler ve ailesine bakacak kimse olmaması nedeniyle celp dönemine katılamadığını beyan ettiği belirlenmiştir.
3.Sanık hakkında yoklama kaçağı kabahati nedeniyle verilen Elazığ Valiliği İl İdare Kurulu’nun 09.09.2014 tarihli ve 41823 Esas, 210 Karar sayılı idarî yaptırım kararı dosya arasında bulunmaktadır.
4.İdari yaptırım kararının tebliğine dair tebliğ mazbatası dosya arasında bulunmaktadır. Yapılan incelemede tebliğ mazbatasında eksiklik olduğu ve tebliğ tarihinin tam okunmadığı görülmüştür.
5.Sanığın 09.08.2015 tarihinde yakalandığına dair yakalama tutanağı dosya arasında bulunmaktadır.
6.Sanığa ait güncel adlî sicil kaydı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak dava dosyasına eklenmiştir.
IV. GEREKÇE
Sanığın diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanık hakkında kurulan hüküm;
1.1632 sayılı Kanun’un 63 üncü maddesinde düzenlenen yoklama kaçağı, bakaya ve saklı suçlarının işlenebilmesi için, failin suçu işlediği tarihlerde beden ve ruh sağlığı itibarı ile askerliğe elverişli olması gerektiği, somut olayda sanığın talimat mahkemesindeki savunmasında ve temyiz dilekçesinde “2011 yılında iki ağır ameliyat geçirdiğini, halen hareket kısıtlığının ve sinir kaybının devam ettiğini” belirterek Fırat Üniversitesi Hastanesi tarafından “algonörodistrofi” tanısıyla verilmiş uzman hekim raporunu ibraz etmesi karşısında; sanığın, beyan ettiği rahatsızlığı nedeniyle görmüş olduğu tedavilere ait kayıtlar ile varsa sağlık kurulu raporu ve benzeri belgelerin ilgili hastanelerden getirtilerek dava dosyası ile birlikte sağlık kurulu raporu vermeye yetkili en yakın sağlık kuruluşuna sevk edilmesi, bu
rahatsızlığı yönünden suç tarihlerinde askerliğe elverişli olup olmadığının sağlık kurulu raporu ile tespit ettirilmesi, akabinde elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2.İdari yaptırım kararının tebliğine ilişkin tebliğ mazbatasında tebliğ tarihinin tespit edilememesi karşısında tebliğ evrakının denetime elverişli olacak şekilde aslı yahut onaylı örneği getirtilerek dosya arasına konulması, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması,
3.Hükümden sonra 03.08.2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7146 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi ile 1111 sayılı Askerlik Kanunu’na (1111 sayılı Kanun) eklenen geçici 55 inci maddenin birinci fıkrasında, “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte her ne sebeple olursa olsun henüz fiilî askerlik hizmetine başlamamış ve 1 Ocak 1994 tarihinden (bu tarih dahil) önce doğan 1076 sayılı Kanun ile bu Kanuna tabi yükümlüler; istekleri halinde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde askerlik şubelerine veya yurt dışı temsilciliklerine başvurmaları, 15.000 Türk lirası veya Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz satış kuruna göre ödeme tarihindeki karşılığı kadar konvertibl yabancı ülke parasını defaten ödemeleri ve 21 gün temel askerlik eğitimini yerine getirmeleri şartıyla askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılırlar.” hükmünün; aynı maddenin altıncı fıkrasında ise “Bu madde hükümlerinden yararlanan yükümlüler hakkında saklı, yoklama kaçağı ve bakayadan dolayı idarî ve adlî soruşturma ve kovuşturma yapılmaz, başlatılmış olanlar sona erdirilir ve bu suçlara ilişkin kesinleşmiş idarî para cezaları tahsil edilmez” hükmünün düzenlendiği dikkate alındığında;
Bağlı bulunduğu Askerlik Şubesi Başkanlığından, sanığın, 7146 sayılı Kanun kapsamında bedelli askerlik için müracaatta bulunup bulunmadığı, müracaata bulunmuş ise 15.000 Türk Lirası veya Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz satış kuruna göre ödeme tarihindeki karşılığı kadar konvertibl yabancı ülke parasını defaten ödeyip ödemediği, ayrıca üç ay içinde başvurması ve bedelini yatırmış olması halinde 21 gün temel askerlik eğitimini yerine getirip getirmediği hususlarının araştırılması ve elde edilecek sonuca göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
4.7188 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin birinci fıkrası ile; sadece adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda “basit yargılama usulü”nün uygulanması mümkün hale getirilmiş, aynı Kanun’la 5271 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde ise; 01.01.2020 tarihi itibarıyla “…kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş…” dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulünün uygulanmayacağı düzenlenmiş ise de,
Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas 2021/4 Karar sayılı ve 25.06.2020 tarihli, 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı kararları ile yukarıda anılan geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “…kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış…” ibarelerinin, aynı bentte yer alan “Basit yargılama usulü” yönünden Anayasa’nın 38 inci maddesine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi karşısında, mahkemece sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikteki “basit yargılama usulünün” uygulanma şartları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,
5.Yargılama giderleri ile ilgili olarak, 5271 sayılı Kanun’un 324 üncü maddesinin ikinci fıkrasında “Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir.” şeklindeki açık hükmü ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 26.05.1935 tarihli ve 111/7 sayılı “yargılama giderleri hükmün tamamlayıcı parçası olduğundan ilamlarda açıklanmalı, kime yükletileceği belirtilmedir” ve yine Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 02.05.1966 tarihli ve 4/3 sayılı “tefhim edilmekle hükmün esasını oluşturan kısa kararda yargılama giderinin miktarı ve kime ne miktarda yükleteceği belirtilerek, sanığın yükümlülüğü öğrenmesinin sağlanması ve bu sayede sanığın yargılama giderlerine karşı temyiz davası açıp açmama hususunda karar verme olanağı tanınması gerektiğini” belirten kararları karşısında, hükmün esasını oluşturan kısa kararda, sanığın yükümlülüğünü öğrenmesi ve buna göre yargılama giderleri yönünden temyiz yoluna başvurup başvurmayacağı hususunda karar vermesine imkan tanımak için, yargılama giderlerinin kime yükleneceğinin ve bu yükümlülüğün ne miktar olacağının belirtilmesi gerektiği halde, mahkemece kısa kararda ve gerekçeli kararda yargılama gideri ile ilgili miktar açıklanmadan, “resmi ödenekten yapılan tüm yargılama giderlerinin sanıktan tahsiline” şeklinde karar verilmesi suretiyle usul ve Kanun’a aykırı hüküm kurulması,
Nedenleriyle hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Elazığ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.05.2016 tarihli ve 2015/1187 Esas, 2016/609 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
30.03.2023 tarihinde karar verildi.