YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5969
KARAR NO : 2023/1282
KARAR TARİHİ : 06.03.2023
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kiraz Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen kadastro öncesi zilyetlik sebebine dayalı tapu iptali ve tescil davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; İzmir ili, Kiraz ilçesi, … mahallesi 186 ada 121 parsel sayılı taşınmazın davacılara, aynı yer 123 parsel sayılı taşınmazın ise davalıya ait olduğunu, davacılara ait olup öncesinde murisleri ile birlikte nizasız fasılasız malik sıfatıyla kullandıkları ev ve avlunun bir kısmının davalıya ait taşınmaz sınırları içinde tespit edildiğini, tespitin hatalı olduğunu belirterek yapılacak keşifte sınırlarını gösterecekleri taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacılar adına kayıtlı taşınmaza eklenerek tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; dava konusu taşınmazın miras yolu ile intikal ettiğini, miras bırakan tarafından 20 yılı aşkın bir süredir kullanıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 27/11/2019 tarihli ve 2015/78 Esas, 2019/262 Karar sayılı kararıyla; “Dosya kapsamında dinlenen davacı tanıkları, fen bilirkişi rapor ve krokisinde A-B-C-D harfi ile belirtilen tüm alanların davacılar murisinden intikal ettiğini ve davacıların kullanımında olduğunu,tütün kurutmak ve sera serme için kullanıldığı belirtilmiş ise de tüm tanık beyanlarından davacılar murisi ile … ile …’nin evinin bitişik olduğu ve çatısının tek olduğunun sabit olduğu, tanıkların belirtmiş oldukları fen bilirkişisinin krokide kesik çizgiler ile gösterdiği patika yoldan davalı 186 ada 23 parsel sayılı taşınmaz malikleri ile diğer taşınmaz maliklerinin tarlasına geçiş yaptığının belirtildiği, keşif mahallinde davacı yanın ve tanıkların zeminde gösterdikleri yerlerden A harfi ile belirtilen yerin Maliye Hazinesine C ve D harfi ile belirtilen yerlerin ise yolda kaldığı, öncesinde birbirine bitişik iki ev bulunan dava konusu alanda salt davacılar murisi ve davacıların tütün kurutma ve sera koymalarının beklenemeyeceği, yine tanık beyanlarından davacılar murisi vefat ettikten sonra davacıların anılan yerleri sahiplenerek kullandıkları şeklindeki beyanları ve yine ziraat mühendisi bilirkişi raporunda da davacı …’nün dikmiş olduğu ağaçların da yolda kaldığı tespiti karşısında davacının davasını ispat edemediği” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Nedenleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; yargılama sırasında toplanan delillere mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarına göre, dava konusu edilen taşınmazın davacılar ve öncesinde murisleri tarafından kullanıldığının ispat edilmesine rağmen davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 04/02/2021 tarihli ve 2020/558-Esas, 2021/112 Karar sayılı kararıyla; dava konusu edilen ve davalı adına kayıtlı taşınmaz sınırları içinde kalıp, teknik bilirkişilerce düzenlenen rapor ve krokilerde (B) harfi ile gösterilen kısmın, davacılar ve murisleri tarafından malik sıfatıyla kullanıldığı iddiası ispat edilemediğini, mahkemece davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu gerekçesiyle davanın esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde bildirdiği sebepleri tekrar ederek, kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Taraflar arasındaki uyuşmazlık kadastrodan önceki nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemidir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190/1. maddesinde, “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.”
4721 sayılı Türk Medenin Kanunu’nun 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.”
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi, “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanununun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanununun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 120,60 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.03.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, kadastro öncesi sebebe dayalı asliye hukuk mahkemesinde açılmış tapu iptal-tescil davasıdır.
Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, temyiz incelemesine konu kararın değer itibariyle verildiği anda kesin olup olmadığı, bir başka ifadeyle istinaf incelemesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
İstinaf ve temyize ilişkin hükümler 6100 sayılı HMK da düzenlendiğine göre aynı yasanın 448. Maddesi “Zaman bakımından uygulanma” başlığıyla “Bu kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır.” demektedir.
Diğer yandan 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun Ek madde 6 ise “…kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar …..miktar veya değerine bakılmaksızın 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilir.” şeklindedir. Söz konusu bu düzenleme 22.07.2020 tarihli 7251 sayılı yasanın 53. maddesi ile getirilmiştir. Yürürlük tarihi ise 28.07.2020 dir.
6100 sayılı HMK’nın geçici 3. Maddesi ise “ Bölge adliye mahkemelerinin …göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur…” şeklinde düzenlenmiştir.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427/2.maddesi ise “miktar veya değeri birmilyar lirayı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir.” Demek suretiyle gayrımenkullere ilişkin uyuşmazlıklarda değere bakılmaksızın temyiz yolunun açık olduğu belirtilmiştir.
HMK’nın Temyiz edilemeyen kararlar başlıklı 362. maddesinin 1-a bendi ise “Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar.” demek suretiyle temyiz sınırını belirlemiştir. Bu miktarın her yıl yeniden değerleme suretiyle arttırıldığı izahtan varestedir.
Yine HMK’nın İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar başlıklı 341.m.nin 2. fıkrasında miktar veya değeri 12.600 (karar tarihi itibariyle) Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir demek suretiyle istinaf kesinlik sınırını belirlemiştir.
Bölge adliye mahkemeleri ise bilindiği üzere 20.07 2016 tarihinde faaliyete başlamıştır.
Bu yasal düzenlemeler karşısında çözümlenmesi gereken husus; Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07. 2016 ile Kadastro Yasasının ek 6. maddesinin yürürlüğe girdiği 28.07. 2020 tarihi arasında hüküm altına alınan ve miktar itibariyle verildiği anda yasa yolu kapalı olan uyuşmazlıklar açısından ek 6. maddenin uygulanıp uygulanmayacağı, bir başka ifade ile verildiği anda kesin olan bu kararlara karşı temyiz yolunun mümkün olup olmadığı hususudur.
Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten sonra 1086 sayılı HUMK’un 427/2 maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı yine 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesinin açık hükmüdür. 6100 sayılı yasada temyiz sınırı için gayrımenkuller açısından bir ayrım yapılmamıştır.
3402 sayılı Yasa’nın ek 6. maddesinin geriye yürüyeceğine dair herhangi bir düzenleme de bulunmamaktadır. Genel kural, özel hukuk yargılamasına ilişkin kanun hükümlerinin yürürlük tarihinden sonra sonuç doğurmasıdır.
Verildiği anda değer itibariyle istinaf veya temyiz sınırının altında kalan kararların o anda kesinleştiğinde ise şüphe yoktur. Bir kararın kesinleşmesi, ya verildiği anda miktar itibariyle kanun yoluna kapalı olması, veya kanunda açıkça kesin olduğunun belirtilmesi nedeniyle, ya da kanun yolları tüketilmek suretiyle olur. Verildiği anda kesin olan hüküm bakımından artık yargılama bitmiştir. Yargılama süreci biten bir uyuşmazlık için temyiz incelemesi mümkün değildir. Kesinlik, yargılamanın devamına engel bir durumdur. Hüküm verildiği anda kesin olduğu için artık tamamlanmış bir usulü işlem söz konusudur. Bu nedenle HMK 448. maddesi gereğince Kadastro Kanunu’nun ek 6. maddesinin tamamlanmış işlemlere uygulanması mümkün değildir. Ayrıca kesin olan bu kararın, lehine olan taraf bakımından usulü kazanılmış hak doğuracağı da unutulmamalıdır. Usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeninden olup usul hukukunun en önemli ilkelerinden biridir.
Prof. Dr. Baki KURU “Miktar veya değeri temyiz (kesinlik) sınırını geçmeyen menkul (taşınır) mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir.” (HUMK hükümlerine göre) derken Hukuk Muhakemeleri Usulü 2001 Altıncı baskı 4981.sayfasında “Kanundan ötürü verildiği anda kesin olan bir karar temyiz edilirse, temyiz talebi (esasına girilmeden) mesmu olmadığından dolayı reddedilir. Fakat, Yargıtay, böyle bir (kesin) kararı yanlışlıkla bozarsa, bu bozma kararı ve mahkemenin bundan sonra yaptığı işlemler geçersizdir (yok sayılır)” demektedir.
Somut uyuşmazlığa gelince, keşfen belirlenen dava konusu taşınmaz değerinin (680,TL), İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi olan 27.11.2019 itibariyle istinaf kesinlik sınırının (4.400TL) altında kaldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Bölge adliye mahkemesi tarafından öncelikle istinaf dilekçesinin değerden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek inceleme yapılması doğru değil ise de miktar itibariyle temyiz incelemesi yapmak mümkün olmadığından temyiz dilekçesinin değerden reddi yönünde 01.06.1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay tarafından da bir karar verilebilir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, eldeki dava bakımından temyiz dilekçesinin değerden REDDİNE karar verilmesi gerekirken değere bakılmaksızın temyiz incelemesi yapılarak kararın onanmasının sdoğru olmadığı düşüncesiyle sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.