Yargıtay Kararı 8. Ceza Dairesi 2020/7761 E. 2023/2416 K. 24.04.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/7761
KARAR NO : 2023/2416
KARAR TARİHİ : 24.04.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 08.02.2016 tarihli ve 2016/857 Soruşturma, 2016/1184 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca dava açılmıştır.
2. Kocaeli 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.07.2016 tarihli ve 2016/156 Esas, 2016/551 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan 5237 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteği;
1. 5237 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hakkında dava açıldığı halde aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca cezalandırıldığına,
2. Yorum ve düşünceleri nedeniyle mahkumiyetine karar verildiğine, paylaşımların AİHS’in 10 uncu madde kapsamında ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine,
3. Paylaşımlarının bilirkişilerce incelenmeden eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna,
4. Savunma hakkının kısıtlandığına,
5. Ve sair hususlara, ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
1. Dava konusu olay, sanığın halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamasının kamu barışını bozmaya elverişli olup olmadığına ilişkindir.
2. Sanığın kullandığını beyan ettiği hesaplardan yapılan paylaşımlar şu şekildedir:
a. “İnsanlar” ve ‘Ergenekon Hakan” adlı hesaplardan ayrı ayrı “Kendisine Hz. Mahogani diyen adamın biri size gelse ve Piçinardi adında bir tanrının elçisi olduğunu söylese ve bu Yüce Piçinardi’den kendisine evlerinin bodrum katında bir sürü ayet indiğini söylese, siz “””şahitlik ederim ki Piçinardi tektir ve Piçinardi’den başka ilah yoktur ve yine şahitlik ederim ki Mahogani onun kulu ve elçisidir””” DER MİSİNİZ?”
b. “İnsanlar” adlı hesaptan “Kelime-i şahadetin yalancı şahitlik olduğunu ve yalancı şahitliğin şerefsizlik olduğunu anlatmaya çalışıyoruz… 700 takla atıyoruz bunun anlatabilmek için… Anlamıyorlar çünkü…beyinleri durmuş mümünlerin…yeniden aktif hale getirmeye çalışıyoruz. İşimiz zor…”
c. “İnsanlar” adlı hesaptan “Aslen Allah da çalıntı bir tanrıdır… Niye? Mekke putperestleri al ilah a yani ay tanrısına ve onun 3 kızına (EL LAT, EL UZZA ve Menat) taparlardı… Muhammed EL LAH’ı ALLAH yapmış görünmez olduğunu söylemiş bu 3 tanrıça kıza da tekmeyi koymuştur… Tekmeyi koyarken en zorlandığı EL LAT’tır. Çünkü kendi sülalesi en çok ona tapıyordu… Eğer o kıza tekmeyi direk koysaydı ailesinin İslama verdiği askeri desteği kaybederdi.. O yüzden başlarda hem El Lat’a hem de muhammed’in el ilahtan bozarak imal ettiği Allah’a tapıldı…. Kör cahil müslümanların çoğı bilmez bunu… Mesela, hacer ül esved EL LAT adlı tanrıçayı simgeler… Muhammed bu putu kıramamış.. Mecburen bu puta da tapınılmıştı zamanında… Kendi bile öpmüştü bu putu ‘seni bize allah gönderdi’ diyerek.”
d. “İnsanlar” adlı hesaptan “Kuran allak sözü filan değildir, muho’nun fantezisidir,… (allak yoktur)… ve onun düşük ahlakının bir yansımasıdır… Ordan burdan çaldığı hikayeler arasına kendi düşük ahlak anlayışını yerleştirmiş olmakla kalmayıp kendi seks hayatını düzenlediği bir günlüğe de çevirmiştir kuranı muho adlı şarlatan… Tanrım 4 ve 5 hafsayı s*kmesi üzerine karılarıyla arasında çıkan anlaşmazlığa binaen kendi tarafından yazılmış allak sözüdür”
“2 karısı (hafsa ve aisha) kazan kaldırır…o da allak üzerinden bu iki karısını tehdit etmektedir bu ayetlerde… Bütün islam alimleri HAFSA olayı olarak anlatır bu olan biteni… Detaya girip sizi piçlek’ten tiksindiren ben olmayım… Açın araştırın ve kendi başınıza tiksinmeyi ÖĞRENİN muho adlı şarlatandan…”
“Bana ilginç gelen allak’ın bu iki karıyı tehdit etme şekli… Koskoca allak tek başına meydan okumaz bu iki feminist karıya… Melekleri, medineli müslümanları ve cebraili de arkasına alır… Tek başına 2 karıyla baş edemeyen allak ilah filan olamaz. … Olsa olsa soytarı olur… Anlaşılacağı üzere kendi yarattığı allak’ın ağzından konuşan muho son derece aptaldır… Ama tahrim 4 ve 5 şi tanrı sözü zannedenler muhodan 20 kat daha aptaldır… İslam işte tam da bu aptallığın ürünü bir dindir…”
e. “İnsanlar” adlı hesaptan “Kelime-i şahadet tüm dünyanın müslümanlardan tiksinmesine yol açan yalancı şahitlik eylemidir.”
f. “İnsanlar” adlı hesaptan “Ey ateist!! Sen sen ol asla tanık olmadığın bir olaya şahitlik etme…bırak bu tür şerefsizlikleri başkaları yapsın…”
g. “Agasikse&Şirinler” adlı hesaptan ” ‘Kölelerinize iyi davranın’ diyen bir tanrıdan tiksinmek yerine ona tapıyorsan ne sana, ne dinine, ne de tanrına saygı duymamı filan bekleme benden!!”
h. “Agasikse&Şirinler” adlı hesaptan “Nisa 36 da iyi davranın der… ama Nur 31 de çok kötü davranılmasını ister… Açın okuyun… Lütfen Kuranı açın okuyun ve tiksinin bir an önce İslamdan!! Ben iğrendim… Siz de iğrenin… Lütfen dediğimi yapın. İslamı terk edeceksiniz okuyunca Kuran’ı… O derece iğrenç!! Hadi başlayın okumaya… Kolay gelsin!!”
i. “Agasikse&Şirinler” adlı hesaptan “allah el lah adlı ay tanrısından bozma fason ve çakma bir tanrısıdır…”
j. “Agasikse&Şirinler” adlı hesaptan “Tesettür: 1. Penguen kılığında dolaşan erkek mi kadın mı belli olmayan, rüzgar çıktığında orası burası bir de kukusu görünen çünkü ‘a-aaavvv don da giymemiş bu’ dediğimiz ucube yaratık mahfazası. 2. Yumurta kafalı desinler diye kafaya tutturulan perdelik kumaş. Örnek: Hafsadingil muho’nun yumurtaya bayıldığını zannederek o gün kafasına tesettür formatı atıp yatağa girdiydi ve çok beklediydi ama Muho seksi Marya’ya gitmişti, allağ için. Elhamdürüllak. ORUÇ: sadece unutkan şapşiklerin diskalifiye edildiği katılan herkesin kazandığı ortalama 30 gün süren çift molalı, iftarlı sahurlu, gece davullu aç kalma müsabakası. Dingil muho silahını ateşler ateşlemez 17 karısı ve 29 cariyesi sütlü nuriye tatlısı yemeyi bıraktılar. Çünkülüm korkudan ödleri boklarına karışmıştı. O devirde silah yoktuysa muho silahı nereden bulduydu? siz hala inanmazsınız pis ateyizler!! NAMAZ: Hafif miyop kişilerin yerde sarı bişey görünce alsam mı almasam mı acaba diye tereddüt içinde bir süre eli kolu bağlı kala kalması çabuk düşünememesi, sonra akıl mekanizmalarının devreye girmesiyle yakından bakmak için eğilmeleri fakat altın mı bakır mı bir türlü anlayamamaları etraf kalabalıklaşınca yerden alan yer köpeği demesinler diye epeydir orada oturuyor taklidi yapmaya başlamaları ve bir punduna getirerek sanki bir tanrıya tapıyormuşçasına köpekleme sarı şeye iki pençe ve burunlarıyla iyice yakından bakmak ve incelemeler yapmak için domalmaları ve elleriyle değil de sarı şeyi ağızlarıyla yoklamaları, ısırarak altınmış deyip dillerinin altına saklamaları ya da değilmiş AMK deyip bırakmaları sonra da sarı şeyle yaşadıkları bu ilginç deneyimi acaba gören oldu mu diye sağa sola selam veriyormuşcasına bakmaları. Umarım gören olmamıştır deyip HUŞU içinde oradan sıvışmak eylemlerinin bütünü. Piçlek muhonun hindistandan çaldığı, araplara ve mümün kavimlere günde 5 kere oynamayı zorunlu kıldığı ALTIN BULDUM KİMİNSE sahibi yoksa BENİMSE adlı çocuk ritüeli…allahu ekberli… Dua: orada olmayan birşeyle konuşma.olmayan birşeyden peynir, kalemtraş vs. öteberi isteme. Vermediğinde suçu kendinde bulmaca. Peynire ve kalemtraşa kavuşunca o olmayan şeye teşekkür edip amin demece. Örnek: Allakım bana verdiğin bu silgi için sana sonsuz şükranlarımı sunarım. … şimdi de kalemtraşımı aldı vermiyor. Sübhaneke, amin. EZAN: Periodik olarak günde 5 kere söylenen minare türküsü. Türküyü duyan bazı memeliler koşa koşa cami denilen yerlere gidip el başparmaklarını kulak memelerinin arkasına değdirip bir dizi tuhaf beden eğitimi hareketleri yaparlar. Önlerinde oturanların götüne bakıp çoraplarını koklarlar… Örnek: Pavlov köpeklere her yemek verdiğinde zil takıp dans da

ediyordu ve köpeklerin ağzının suyu akıyordu… Gel zaman git zaman, bir gün evde hiç yemek yoktu ve Pavlov sadece zil takıp dans edince köpekler şöyle düşündü: Yemek herşey değil. Pavlov bize yıllarca yemek verdi. Bugün sadece zil takıp oynadı diye ağzımızı sulandırmazsak çok ayıp olur PAVLOV’a..”
k. “Agasikse&Şirinler” adlı hesaptan “Eğer allah varsa ve kuran allah sözüyse, muhammed’e karı ayarlamaya çalıştığı ve muhammed’in seks hayatını düzenlemeye çalıştığı için onu ALKIŞLIYORUM (Tahrim 5 ve Ahzab 51)”

IV. GEREKÇE
1. 5237 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin üç fıkrasında üç ayrı suça yer verilmiştir. Maddenin birinci fıkrası ile halkın kin ve düşmanlığa alenen tahrik eylemi suç haline getirilirken ikinci fıkrası ile halkın bir kesimini alenen aşağılama, üçüncü fıkrası ile de halkın bir kesimini benimsediği dini değerlerden dolayı aşağılama suçları hüküm altına alınmıştır.
5237 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suç işlendiğinde, halkın bir kesimi diğer kesimi aleyhine kamu güvenliği açısından tehlikeli olacak şekilde tahrik edildiğinde halk kitlelerinin birbirine girmesi ve toplum içinde kargaşa çıkması tehlikesi kendini gösterecektir. Yine ikinci ve üçüncü fıkralarında olduğu gibi, halkın bir kesimi belli nedenlerle aşağılandığında, bu kesim kendisini dışlanmış hissedecek ve böylece toplum dışına itilen kimselerin suça karışması ve diğer kesimini düşmanca görmesi riski ortaya çıkacaktır. O halde bu suçla korunan asıl hukuki yararın kamu barışının korunması olduğunu söylemek mümkündür.
Anılan maddenin birinci ve üçüncü fıkralarında geçen din kavramını yakından incelemek gerekirse;
Din, genellikle doğaüstü, kutsal ve ahlaki öğeler taşıyan, çeşitli ayin, uygulama, değer ve kurumlara sahip inançlar bütününe verilen isim veya tanımdır. Zaman zaman inanç sözcüğünün yerine kullanıldığı gibi bazen de inanç sözcüğü din sözcüğü yerine kullanılır. Dinler tarihine bakıldığında, birçok farklı kültür, topluluk ve bireyde din kavramının farklı biçimlere sahip olduğu görülür. Arapça kökenli bir sözcük olan din sözcüğü, köken itibariyle “yol, hüküm, mükafat” gibi anlamlara sahiptir.
Türk Dil Kurumuna göre sözcük olarak dinin tanımı;
“Tanrı’ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet” ve “Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen” anlamına gelir.
Farklı din tanımlamalarının ortak noktaları birleştirildiğinde, din insanlara bir hayat tarzı sunan, onları belli bir dünya görüşü içinde toplayan kurum, bir değer biçme ve yaşama tarzı; yaratıcıya isteyerek bağlanma, birtakım şeyleri duyma, onlara inanma ve onlara uygun iradi faaliyette bulunma olgusu; üstün varlıkla ona inanan insan arasındaki ilişkiden doğan deneyimin inanan kişinin hayatındaki etkileri olarak tanımlanabilir.
5237 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin birinci fıkrasında, halkın din bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması şartıyla cezalandırılır. O halde bu suçun işlenebilmesi için, halkın bir kesiminin, diğer kesimi aleyhine tahrik edilmesi gerekir. Kin ve düşmanlığa tahrikin anlamı “husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik hal” olarak belirlenebilir. Tahrik ise, başkalarına, belirli yönde hareket etmeleri için, açık bir psikolojik baskı demektir. Suçun oluşması için “grupların, gruplara karşı kin ve düşmanlığa bilfiil tahrik edilmiş olmaları” gerekir.

5237 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun hareket unsuru ise, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri kamu barışını bozmaya elverişli bir biçimde alenen aşağılamaktır. Madde metni, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (765 sayılı Kanun) 175 inci maddesinin üçüncü fıkrasına benzer şekilde düzenlenmiştir. Ancak 765 sayılı Kanun’un anılan hükmünde, dini değerden ne anlaşılması gerektiğini “Allah, dinler, dinlerin peygamberleri ve kutsal kitapları” şekilde sınırlı şekilde saymışken, 5237 sayılı Kanun’daki düzenlemede bu sınırlama kaldırılarak sadece “dini değerlerden” söz edilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun oluşması için bu dini değerlerin halkın bir kesimi tarafından benimsenmiş olmalıdır. Madde metnindeki asıl hareket unsuru, dini değerleri aşağılamaktır. Bu aşağılamanın, mutlaka alenen yapılması ve kamu barışını bozmaya elverişli nitelikte olması gerekir. Kamu barışını bozmaya elverişli olmaktan maksat, aşağılama fiilinin bireylerin taşıdıkları, barış esasına dayalı bir hukuk toplumunda yaşadıklarına dair duyguyu zedelemesi veya zedeleme ihtimalinin somut biçimde ortaya koymasıdır. Tehlike suçu olması nedeniyle eylemin yapılması ile halkın dini değerlerinin aşağılandığı duygusuna kapılması önemli değildir, objektif olarak eylemin aşağılayıcı nitelikte olması yeterlidir.
2. Düşünce özgürlüğü ile ilgili gerek uluslararası hukuk gerekse ulusal hukuk alanında ayrıntılı düzenlemeler bulunmaktadır.
10 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19 uncu maddesi;
“Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir.”
16 Aralık 1966 tarihli Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 19 uncu maddesi;
“Herkesin, söz özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak gerek sözlü, yazılı ya da basılı veya sanat eseri şeklinde, gerekse seçilen diğer herhangi bir yoldan, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, her türlü haber ve düşünceyi araştırma, alma ve verme özgürlüğünü içerir.”
4 Aralık 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 10 uncu maddesinin birinci fıkrası;
“Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları sözkonusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir.”
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 13 üncü maddesi;
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
14 üncü maddesi;
“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.

Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.”
25 inci maddesi;
“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”
26 ncı maddesi;
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
Açıklanan normlar birlikte değerlendirildiğinde, özgürlüklerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak düşünceyi açıklama özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin olabildiğince dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal gereksinim veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her hal ve koşulda sınırlandırmanın bireysel ve toplumsal gelişimi zedelemeyecek ölçüde olması kabul görmekle birlikte, iftira, sövme, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini zor ve cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, farklılıklar arasında nefret, ayrımcılık, kavga, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik beyan, ifade ve eylemler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesi kapsamında düşüncenin açıklanması özgürlüğü ile ilgili kararlarında, düşüncenin açıklanması özgürlüğünün sınırlanmasında aradığı koşullar;
a. Yasal bir düzenleme bulunması,
b. Sınırlamanın meşru bir amaçla yapılması,
c. Sınırlamanın demokratik bir toplum için gerekli olması,
d. Kanunilik ilkesine uygun olarak verilen cezanın, güdülen meşru amaçla orantılı olması,
Şeklindedir.

3. a. Sanığın, “Olay ve Olgular” başlığı altında belirtilen İslam dinince kutsal sayılan dini değerleri aşağılamaya yönelik paylaşımlarının, 5237 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında, ülkemizin genel yapısı itibariyle İslam dinine mensup olan halk nazarında paylaşımlara gelen tepkiler de dikkate alındığında kamu barışını bozmaya elverişli olduğu ve bu nedenle objektif cezalandırılabilme koşulunun da oluştuğunun anlaşılması karşısında, iddianamede 5237 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanması talep edildiği gözetilmeden ve 5271 sayılı Kanun’un 226 ncı maddesi uyarınca sanığa ek savunma hakkı verilmeden 5237 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin birinci fıkrası uygulanarak sanığın savunma hakkının kısıtlanması,
b. Sanık hakkında hükmolunan hapis cezası ile birlikte 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi uyarınca hak yoksunluklarına hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi,
Nedenleriyle sanık hakkında kurulan hüküm hukuka aykırı bulunmuş,
c. Bozma nedenine bağlı olarak suç vasfının 5237 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kabul edilmesi ve bu suçun basit yargılama usulüne tabi olması nedeniyle bu hususun mahkemesince değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiştir.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Kocaeli 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.07.2016 tarihli ve 2016/156 Esas, 2016/551 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.04.2023 tarihinde karar verildi.